Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanı, Sayın Danıştay Başkanı, Sayın Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkanları, Değerli Hâkimler ve Cumhuriyet Savcıları,
Bu gün Danıştay’a yeni seçilen 6 üyemizin mazbata töreni için bir araya gelmiş bulunuyoruz.
Danıştay, ülkemizde idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak görev yapan, kanunla gösterilen belli davalara ise ilk ve son derece mahkemesi olarak bakan yüksek mahkememizdir.
Danıştay, Anayasa’mıza ve Danıştay Kanunu’na göre üyelerinin dörtte üçü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca, dörtte biri Cumhurbaşkanınca seçilen üyelerden oluşur. Yine Anayasa’mıza ve Danıştay Kanunu’na göre Danıştay üyeliğine seçilecek olanlar, birinci sınıfa ayrılan idarî yargı hâkim ve savcıları arasından belirlenir. Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek üyeler ise, idarî hayatta kanunda belirtilen görevleri yapan insanlar arasından seçilir.
Böylece Anayasa koyucu ve yasa koyucu, idarî yargıda bir yandan hukukun, öbür yandan idarî tecrübenin bir araya gelmesine olanak sağlamak istemiştir. Danıştay, aynı zamanda Hükümetin en yüksek danışma organıdır. Zaten “Danıştay” sözcüğü de bu kavramdan türemiştir. Kuruluşu itibariyle de Şûrayı Devlet olarak Danıştay, uzun yıllar bu görevi başarıyla yerine getirmiştir. Bunun yanında idarî yargıda en yüksek mahkeme olarak görev yapmaktadır. Dolayısıyla bu Mahkemenin kuruluşu, görevleri, çalışması çok büyük önem taşımaktadır.
Ülkemizde bugün idarî yargı, ilk derece kademesi olarak idare ve vergi mahkemeleri, 2000 yılında yapılan değişiklikten sonra belli bir ölçüde istinaf kademesi olarak bölge idare mahkemeleri, temyiz mercii olarak da Danıştay şeklinde bir yapılanma içindedir. Adlî yargıda ise sadece ilk derece mahkemeleri ve temyiz mercii olarak Yargıtay vardır.
Ülkemizde hâlen her alanda çok önemli hukuk reformları yapılmaktadır. Bunların başında 1926’dan itibaren Türkiye’de lâik temellere dayalı hukuk sistemini simgeleyen –başta Türk Medenî Kanunu olmak üzere– bütün temel kanunların yenilenmesi gelmektedir. Ama onun yanında Türkiye’yi çağdaş bir demokrasi hâline getirmek için Anayasa’mızda yapılan çeşitli değişiklikler ve onlarla ilgili yasa değişiklikleri yine ülkenin hukuk gündemindedir. Bütün bunların yaşama geçirilmesi ise, büyük ölçüde yargının vereceği kararlarla olacaktır.
Türkiye, Anayasa’mıza göre Cumhuriyetin değiştirilemez nitelikleri arasında bir sosyal hukuk devletidir. Anayasa’nın 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik bir sosyal hukuk devletidir. Hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesinde idarî yargının payı çok büyüktür. Çünkü idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı idarî yargı yolu açıktır. Danıştay da, idarî yargıda bazı konularda ilk derece mahkemesi olarak görev yapmakla birlikte; esas itibariyle temyiz mercii olarak idarî yargı uygulamalarında hukuk birliğini sağlamaktadır.
Anayasa’mıza göre yargının olabildiğince sür’atle karar vermesi gerekmektedir. Bu, aynı zamanda Avrupa İnsan Sözleşmesi’nin de gereğidir: Davaların makul bir süre içinde sonuçlandırılması gerekir. Bu, adaletin kısa zamanda tecelli etmesi anlamına gelir. Bunu sağlamak için her şeyden önce adaletin en uygun şekilde tevziine olanak verecek bir yapılanmayı gerçekleştirmek gerekir. Bu bakımdan idarî yargıda bölge idare mahkemeleriyle başlangıcı yapılmış olan istinaf mahkemeleri kademesini hukuk sistemimizde yerleştirmek istiyoruz. Bu amaçla adlî yargıda da bölge adliye mahkemelerini kurmak istiyoruz.
İdari yargıda ilk derece mahkemeleri olarak idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen bazı kararlar, istinaf mercii olarak bölge idare mahkemelerinde yeniden esastan incelenebilmektedir. İstinafın özelliği budur. Bugün idarî yargıda istinaf, bu çerçeve içinde sınırlı bir ölçüde gerçekleşmiştir. İdare ve vergi mahkemelerinin verdiği bazı kararlara karşı itiraz yoluyla bölge idare mahkemelerine başvurulabilmekte ve bölge idare mahkemeleri bu konuda temyizi kabil olmayan kesin kararlar verebilmektedir. Danıştay ise, diğer kararları temyiz yoluyla incelemektedir. Kendisinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararları da yine temyiz mahkemesi sıfatıyla incelemektedir.
Adlî yargıda ise ilk derece mahkemelerinin verdiği kararlar, temyiz yoluyla Yargıtay’a gelmektedir. Yargıtay, hem bu kararları, hem kendisinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararları temyiz yoluyla incelemektedir.
Şimdi bu sistemi geliştirmek, hak arama özgürlüğünü ve adil yargılanma hakkını tam olarak gerçekleştirmek için istinaf kademesinin oluşturulması zorunludur. Bu konuda adlî yargı bakımından çalışmalarımız tamamlanmıştır. Önümüzdeki haftalarda Bakanlar Kurulu’na bir “usul kanunları paketi” sunacağız. Ceza ve Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunlarında temyizden önce istinaf yolu düzenlenecektir. Böylece kanun yolları arasına temyizden önce istinaf girecektir.
Kurum olarak da bölge adliye mahkemeleri kurulacaktır. İlk aşamada 15 bölgede bölge adliye mahkemeleri kurmak istiyoruz. Hâlen idarî yargıda 23 bölge idare mahkemesi bulunmaktadır. Bugün bölge idare mahkemelerinin kurullar hâlinde çalışması olanağı vardır. Bu konuda yapılacak yeni bir düzenleme ile ilk derece mahkemeleri olarak idare ve vergi mahkemelerinin verdiği bütün kararlara karşı istinaf yolunu açmak, bölge idare mahkemelerinin istinaf kademesi olarak verdiği kararlardan bir bölümüne karşı da temyiz yolunu düzenlemek şarttır. Böylece bazı davalar, miktarları ve konuları itibariyle istinaf kademesinde kesin olarak sonuçlanacak; bazı davalar ise, temyiz mercii olarak Danıştay’a gidecektir.
Aynı ilke, adlî yargıda da ilk derece mahkemelerinin verdiği kararlardan bir bölümünün istinaf kademesi olarak bölge adliye mahkemelerince kesin olarak çözüme kavuşturulması, bir bölümünün ise temyiz yoluyla Yargıtay’a götürülmesi şeklinde uygulanacaktır.
Bu arada istifa kademesinde kesin olarak verilen kararlar bakımından temyiz mercii olarak Yargıtay ve Danıştay’ın denetimini sağlamak için gerek bölge adliye mahkemelerinin, gerek bölge idare mahkemelerinin vereceği kararlardan temyiz mercilerinin kararlarıyla çelişkili olan ya da bölge adliye mahkemelerinin ya da bölge idare mahkemelerinin verdikleri kararlar arasında içtihat farkı bulunan davaların taraflarca duruma göre temyiz mercii olarak Yargıtay’a veya Danıştay’a da götürülmesine olanak tanımak gerekir. Bu yapıldığı taktirde Yargıtay ve Danıştay, ülkede hukuk birliğini sağlamak ve içtihat yoluyla hukukun gelişmesine katkıda bulunmak işlevlerini çok daha büyük bir başarıyla yerine getirmek olanağını bulacaklardır.
Ayrıca bugün idarî yargıda özellikle Danıştay’ın çok ağır bir iş yüküyle karşı karşıya bulunduğu bilinmektedir. Bir yandan temyiz mercii olarak bakmakta olduğu davalar, öbür yandan ilk derece mahkemesi sıfatıyla karara bağlaması gereken davalar, Danıştay’ın iş yükünü son derece ağırlaştırmıştır. Eğer bu yeni anlayış içinde Danıştay’ın bugün temyiz mercii olarak bakmakta olduğu davalar, önce istinaf kademesinde incelenecek olur ve oradan süzülerek Danıştay’ın önüne gelecek olursa, Danıştay’ın iş yükü de, bir ölçüde hafifleyecek ve içtihat mahkemesi işlevini daha güçlü bir biçimde yerine getirme olanağını bulacaktır.
Bu arada gerek Yargıtay, gerek Danıştay üyelerinin seçimi çok büyük bir önem taşımaktadır. Bu görevlere her zaman meslek içinde üstün hizmetleriyle tanınmış olan hâkimlerimiz, savcılarımız seçilmektedir. Bundan sonra Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine seçileceklerin belirli bir süre mutlaka fiilen kürsü hâkimliği yapması veya savcılık yapması koşullarının aranması yerinde olacaktır. Böylece tecrübe ile bilgiyi birleştirmek olanağı gerçekleştirilmiş olacaktır. Gerçi bugün Danıştay Kanunu’na göre Danıştay’da tetkik hâkimi olabilmek için 5 yıl idarî yargı hâkim veya savcısı olarak hizmet etmek gerekir. Ancak son yıllarda ihtiyaç dolayısıyla bu süre düşürülmüştür. Üyelik bakımından aranacak koşullar arasında bu sürenin biraz daha yüksek olmasında yarar vardır.
Hukukumuzda bu düzenlemelerin yapılması, hem arka arkaya çıkarılacak olan yeni temel kanunların uygulanması, hem adaletin sür’atle tecellisi bakımından gereklidir, yararlıdır. Bunlar önümüzde başarılması gereken önemli ödevler olarak durmaktadır.
Yeni seçilen üyelerimiz, bugüne kadar çalışmalarıyla dikkati çekmiş hâkim ve savcılarımızdır. Şüphesiz onları seçerken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu çok zorlanmıştır. Çünkü bu görevlere lâyık olan bir çok hâkim ve savcımız vardır. Ama onların arasından onları temsil edecek nitelikte bu gün 6 üyemiz Danıştay üyesi olarak görevlerine başlayacaktır. Umuyorum ki Sayın Cumhurbaşkanı da, önümüzdeki günlerde kendisi tarafından seçilecek olan 2 üyeyi belirleyecektir.
Bu arada Danıştay Kanunu’nda yapılacak bir değişiklikle dörtte üç üyenin idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, dörtte bir üyenin de belli idarî görevlerde bulunanlar arasından seçilmesini bir kontenjan çerçevesinde şekillendirmek daha uygun olacaktır. Çünkü bugünkü uygulamada her dört üyeliğin boşalması durumunda 3 üye Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, 1 üye Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Ancak boşalmaların birbirini izlemesi hâlinde bazen bu oranlar toplam sayı itibariyle fiilen değişebilmektedir. O nedenle Anayasa hükmünü Danıştay Kanunu’nda somutlaştırırken bu kontenjanları sabitleştirmekte yarar vardır.
Bu gün seçilen arkadaşlarımızın, Danıştay’a, ülkemizde hukuk devletinin gerçekleşmesi yolunda verdiği başarılı hizmetlerde yeni bir güç olarak katkı sağlayacakları inancındayım. O nedenle hem Danıştay’ımızı kutluyorum, hem seçilen yeni üyelerimizi kutluyorum. Onlara görevlerinde başarılar diliyorum. Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selâmlıyorum. |