Sayın Bakanım, Değerli Öğretim Üyeleri, Emniyet ve Jandarma Teşkilâtımızın Değerli Mensupları, Değerli İhtisas Semineri Katılımcıları, Değerli Basın Mensupları,
Seçkin üniversitelerimizin ve Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi’nin düzenlemiş olduğu bu seminer, son zamanlarda bütün dünyanın üzerinde durduğu terör, örgütlü suç ve insan hakları kavramlarını birbiriyle bağlantıları içerisinde değerlendirecektir. Seminerin konusu olan terör ve örgütlü suçlar, bir mücadele hedefimizi, insan hakları ise, gerçekleştirmek istediğimiz bir düzeni ifade etmektedir.
Gerçekten günümüzde insan hakları, her devletin, bu arada Türkiye Cumhuriyeti’nin her insan için gerçekleştirmeye çalıştığı temel değerlerdir. Onlara yapılacak olan saldırı insanlığa saldırıdır. Bunlara karşı işlenecek suçlar insanlık suçudur.
Bu suçlar, genellikle örgütlü gruplar tarafından ve terör yöntemleriyle işlenmektedir. Günümüzde bireysel suçların yerini örgütlü suçlar almıştır. Hatta örgütlü suçlar, artık yalnız bir ülkenin sınırları içinde kalmamakta, çeşitli ülkeleri kapsamına alarak sınıraşan boyutlar kazanabilmektedir.
Terör, uyguladığı yöntemlerle ve amaçlarıyla örgütlü suçlar arasında özel bir yer almaktadır. Gerçekten terör, tehdit, şiddet, baskı, sindirme, yıldırma, korkutma yöntemleriyle bir toplumun temel düzenini sarsmayı, meşru yönetimi çökertmeyi, ülke bütünlüğünü parçalamayı, ulusal birliği yok etmeyi, siyasal ve ekonomik düzeni yıkmayı, kamu düzenini, genel sağlığı bozmayı amaçlayan eylemlerin hepsini ifade etmektedir.
Türk hukukunda örgütlü suçlar, çeşitli tipleri itibariyle ve genel olarak düzenlenmiştir. Yeni Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nda da örgütlü suçlar, önemle ele alınan konular arasındadır. Yürürlükteki hukukumuzda örgütlü suçlar, genel olarak Türk Ceza Kanunu’nun 313. maddesinde düzenlenmiştir. Diğer örgütlü suçların ayırıcı özelliklerini taşımayan, suç işlemeyi amaçlayan teşekküller, 313. maddenin kapsamındadır. Bunun yanında ülke bütünlüğüne, ulusal birliğe ve anayasal düzene karşı silâhlı çete oluşturmak, Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesinde düzenlenmiştir. Bu suç, aynı zamanda terör suçudur.
Terörle Mücadele Kanunu, terör örgütlerini ceza hukuku açısından düzenlemektedir. Mafya tipi suç örgütleri ise Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile Mücadele Kanunu’nun konusudur. Kaçakçılık yapmak üzere teşekkül oluşturmak ise, Kaçakçılığın Men ve Takibi Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir.
İşte bu ayrı ayrı kanunlarda veya ayrı ayrı maddelerde düzenlenen örgütlü suçların dışında kalan örgütlü suçlar, Türk Ceza Kanunu’nun 313. maddesinin kapsamını oluşturmaktadır.
Günümüzde örgütlü suçlar arasında insan ticareti, göçmen kaçakçılığı da önemli bir konu hâline gelmeye başlamıştır. O nedenle yeni Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nda insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı da, yeni düzenlenen konular arasındadır. Ancak Tasarı ile yürürlükteki Türk Ceza Kanunu’nun bir bütün olarak yenilenmesi dolayısıyla o zamana kadar geçecek süre içinde de hukukumuzda bu alanda bir boşluk kalmaması için insan ticareti ve göçmen kaçakçılığını ceza hukuku açısından düzenleyen birkaç maddelik bir kanun tasarısı hazırlanmış ve Bakanlar Kurulu’na sevk edilmek üzere ilgili bakanlıklar, yargı organları ve ilgili kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarından görüş istenmiştir. Bu Tasarı yakında Bakanlar Kurulu’na ve uygun görüldüğü taktirde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulacaktır.
Terörle Mücadele Kanunu, terörü bizim Cumhuriyetimiz ve bizim ülkemiz açısından, Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye Devleti açısından düzenlenmiştir. Ancak bu Kanun’un 1. maddesindeki tanımı, oradaki unsurları herhangi bir ülkede işlenen terör suçları bakımından da kullanabilirsiniz. O tanımdaki Türkiye Cumhuriyeti veya Türk Devleti yerine başka bir devletin adını koyduğunuz zaman orada da uygulanabilecek bir tanım elde edersiniz.
Günümüzde terör, artık bütün ülkelerin üzerinde durmaları gereken bir konu hâline gelmiştir. Bazı ülkeler, şu anda doğrudan doğruya terör belâsı ile karşı karşıya olmayabilirler. Bazı ülkeler ise, bunun acısını yıllardan beri yaşıyorlar. Türkiye de, bu acıyı yaşayan, bu mücadeleyi veren ülkeler arasındadır.
Avrupa ülkelerine baktığımız zaman terör konusunun, örneğin Avrupa Birliği ülkelerinden sadece 6’sında özel kanunlarla düzenlendiğini görüyoruz. Yunanistan, konuyu yeni ele almaya başlamıştır. Son olarak Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi, Terörle Mücadele Hakkında bir Çerçeve Karar Taslağı hazırlamıştır. Aynı biçimde terörle mücadelenin suçluların iadesi kavramı çerçevesinde zaman alıcı bir sürece dönüşmemesi için bir Avrupa Yakalama ve Tutuklama Emrine İlişkin Bakanlar Konseyi Çerçeve Karar Taslağı da hazırlanmıştır. Bunlar, birbirini tamamlayan iki yeni taslaktır. Avrupa Birliği ülkeleri, iç hukuklarında bu çerçeve içinde düzenlemeler yapmaya çağrılmaktadır.
Öteden beri Avrupa Birliği, Avrupa Parlamentosu’nun aldığı çeşitli kararlarda terörle mücadele konusunda yeterli kararlılık ve tutarlılığı gösterememiştir. Şöyle ki: Avrupa Parlamentosu’nun çeşitli kararlarında, çeşitli raporlarında açıklandığı gibi terör suçları, hangi siyasal, ideolojik, etnik veya dinî amaçla işlenmiş olursa olsun, Avrupa Birliği ülkeleri arasında bir suçtur. Bununla mücadele edilmesi gerekir.
Ancak yine tüm bu raporlarda ve kararlarda terörün, zaten kendileri terör yöntemleri uygulayan ve demokratik kurumların yeterince gelişmediği ülkelerdeki direniş hareketlerinden farklı olduğu da belirtilmiştir. İşte burada şimdiye kadar Avrupa Birliği ülkelerinin uyguladığı çifte standart ortaya çıkmaktadır. Türkiye de bu çifte standart uygulamasının sıkıntısını yaşamıştır. Çünkü Avrupa Konseyi ülkeleri arasında bir de Tedhişçilikle Mücadeleye İlişkin Sözleşme vardır. O Sözleşme’de de tedhişçilikle, yani terörle mücadelede en etkili yöntemin suçluların iadesi olduğu, eğer suçluların iadesi mümkün olmuyorsa yargılamayı kendisinden iade istenen devletin yapması gerektiği bir ilke olarak benimsenmiştir. Buna rağmen Türkiye, terörle mücadelede bu Sözleşme çerçevesinde taleplerinin karşılanmadığını görmüştür. Çoğu zaman gerekçe olarak işlenmiş olan suçun siyasî nitelik taşıdığı ya da istenen kişiye siyasî mülteci, siyasî sığınmacı statüsünün tanındığı ifade edilmiştir. Bunların yanında bizde idam cezasının bulunması da, iade taleplerimizin reddi için bir gerekçe olarak gösterilmiştir.
11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen büyük terorist saldırı, dünyada terör konusunda, teröre ilişkin düzenlemeler konusunda yeni bir hareketlenme getirmiştir. Bu bağlamda öncelikle belirtilmesi gereken, 28 Eylül 2001 tarih ve 1373 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararında teröre karşı mücadelenin en etkili biçimde yürütülmesi çağrısının bütün Birleşmiş Milletler üyelerine yöneltilmiş olmasıdır. Bu kararda bizim şimdiye kadar Avrupa ülkelerinden iade taleplerimizin karşılanmamasına çoğu kez neden olan, dolayısıyla üzerinde durulması gereken iki noktanın altı çizilmektedir.
Birincisi, siyasî mülteci statüsü tanınırken bunu isteyen kişinin terör olaylarına bulaşıp bulaşmadığının araştırılması ve bu statü tanındıktan sonra da bu açıdan izlemenin sürdürülmesidir.
İkincisi ise terör, suçlularının iadesine siyasî suç gerekçesiyle karşı çıkılmamasıdır.
Türkiye, bundan sonra terör suçlularının iadesi taleplerinde daima Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu kararına da dayanacaktır.
Terörle mücadele konusunda Avrupa Konseyi bünyesinde imzalanmış olan çeşitli sözleşmeler, bu arada Tedhişçilikle Mücadeleye İlişkin Avrupa Sözleşmesi yanında başka uluslararası sözleşmeler de vardır. Sadece Birleşmiş Milletler bünyesinde terörle mücadeleye ilişkin 12 sözleşme vardır. Bu sözleşmeler, özellikle terör olaylarının 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, 1960’lı yıllardan itibaren uçak kaçırmalarıyla başlayan terör eylemleri üzerine ortaya çıkan bir terörle mücadele anlayışı içinde hazırlanmıştır. Bu sözleşmeler, sivil havacılığa karşı işlenen suçlar, diplomatlara karşı işlenen suçlar ve bu özel konulardan giderek genel konulara doğru yönelen terörle mücadeleye ilişkin sözleşmelerdir.
Türkiye bu sözleşmelerin hepsini imzalamıştır. Bunlardan sadece ikisinin onaylanma işlemleri henüz tamamlanmamıştır. Bunlardan sonuncusu Terörün Finansman Kaynaklarının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme’dir. 1373 sayılı Güvenlik Konseyi kararında bu Sözleşme’nin de bütün ülkelerce onaylanması çağrısı vardır. Türkiye, bu Sözleşme’yi imzalamıştır. Uygun bulunmasına ilişkin bir kanun tasarısı da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuştur.
Öte yandan örgütlü suçlar konusunda da Birleşmiş Millet bünyesinde çok yoğun çalışmalar yapılmıştır. Bilindiği gibi, 2000 yılı Aralık ayında Palermo’da Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi imzalanmıştır. Ancak bu Sözleşme, daha çok mafya tipi örgütlü suçlara uymaktadır. Terör suçları, bu Sözleşmenin dışındadır. Bu Sözleşmenin eki olan protokollerde de İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine İlişkin Protokol ile Göçmen Kaçakçılığının Önlenmesine ve Durdurulmasına İlişkin Protokol vardır.
Türkiye bu sözleşmeleri imzalamıştır. Bunların uygun bulunmasına ilişkin kanun tasarıları da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuştur. Biraz önce de söylediğim gibi, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığının önlenmesi ile ilgili yeni düzenlemeler, hem yeni Türk Ceza Kanunu Tasarısı’na, hem bu amaçla hazırladığımız birkaç maddelik bir kanun tasarısına alınmış bulunmaktadır. Bu konuda etkili mücadeleye kararlıyız.
Türkiye, terörle mücadele konusunda yıllardan beri çok büyük acı çekmiş, 30 bin insanını kaybetmiş, 5 bin evlâdını şehit vermiş bir ülkedir. Terörle mücadele konusunda büyük bir tecrübe birikimine sahiptir. Türkiye, bu tecrübe birikimini bütün insanlığın hizmetine sunmaya hazırdır.
11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen saldırıdan sonra da uluslararası teröre karşı verilen mücadelede Türkiye ön saflarda yer almaktadır. Afganistan’da uluslararası terörün odaklarını kurutmak için, bunları ortadan kaldırmak için başlatılan Sürekli Özgürlük Harekâtı’nı da başlangıçtan itibaren desteklemiştir. Askerî bakımından da bu Harekâtı desteklemek için Hükümet, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden yetki almıştır. Türkiye, terörle mücadele konusunda uluslararası plânda üzerine düşen her şeyi yapacaktır.
Şimdi dünya, uluslararası terör konusunda çeşitli ülkelerde yapılan yeni yasal düzenlemelere paralel bir düzenleme de yapmak zorundadır. Gerçekten 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleştirilen terorist saldırıdan sonra başta Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere olmak üzere birçok ülkede yeni yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler bu Seminer’in programında yer almaktadır.
Bütün bu düzenlemelerde amaç, teröre karşı etkili mücadeleyi sağlamaktır. Fakat bunun için temel insan haklarından, temel hak ve özgürlüklerden vazgeçmemek gerekir. Bu mücadeleyi hukuk devleti kuralları içinde, temel hak ve özgürlükleri ihlâl etmeden gerçekleştirmek zorundayız. Bir panik etkisi içinde olağandışı yöntemlerin uygulanması, bunların terörle mücadele için, örgütlü suçlarla mücadele için gerekli özel yöntemlerin ötesine geçmesi, insan vicdanının onaylayamayacağı yeni uygulamaları gündeme getirebilir; bunlar da yeni tepkileri doğurur. O nedenle terörle mücadele de, daima insan haklarına saygı çerçevesinde, insan haklarını koruma anlayışı içinde, ama en etkili yöntemlerle yürütülmelidir.
İşte bu amaçla şimdi Birleşmiş Milletler bünyesinde tıpkı iki yıl önce Palermo’da imzalanan sözleşme gibi yeni bir sözleşmeye ihtiyaç vardır. Bu sözleşme, terörle mücadele konusunda uluslararası sözleşme olmalıdır. Terör örgütleri ile mücadele konusunda insanlık işbirliği yapmalıdır.
Birleşmiş Milletler’in şimdiye kadar terörle ilgili olarak aldığı kararlarda Avrupa Birliği’nin düştüğü hataya yer verilmemiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun veya Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararlarda terör suçları arasında bir ayrım yapılmamıştır. Gerçekten böyle bir ayrım yapılmamalıdır. Hangi amaçla olursa olsun, hangi nedenle olursa olsun ve kime karşı olursa olsun terör hiçbir şekilde hoş görülemez. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, bütün dünya milletlerini bünyesine aldığı için bu ayrım yapılmamıştır. O nedenle şimdi Birleşmiş Milletler bünyesinde bir uluslararası sözleşme yapmak ve teröre karşı mücadelede bütün dünya milletlerinin ortak çabasını bir araya getirmek zamanıdır.
Türkiye, böyle bir sözleşmenin hazırlanmasında ve yürütülmesinde de kendisine düşeni yapacaktır. Teröre karşı yıllarca terörün acısını yaşamış bir ülke olarak biz, mücadelenin en ön saflarındayız. Bütün insanlık, bu mücadelede birleştiği taktirde dünyadan terör belâsı kaldırılabilir. Bu dilekle ve Seminerin başarılı olması dileğiyle hepinizi saygıyla selâmlıyorum. |