Sayın Büyükelçi, Sayın Müsteşar, Sayın Genel Müdür, Sayın Cumhuriyet Başsavcıları, İzleme Kurullarının Sayın Başkanları, İngiltere’den Gelen İzleme Kurulu Üyeleri, Değerli Uzmanlar,
Bu gün Adalet Bakanlığı ile İngiltere Büyükelçiliği ve The British Council’ınortaklaşa düzenledikleri bir seminerde bir araya gelmiş bulunuyoruz.
İngiltere, bu günlerde Kraliçe II. Elisabeth’in tahta çıkışının 50. yılını kutlamaktadır. Bu Seminer’in bu günlere rastlaması son derece anlamlıdır. Biz Kraliçe’ye sağlık ve esenlik, dost ve müttefik İngiltere’ye, İngiliz halkına refah ve mutluluk diliyoruz.
İngiltere ile aramızda çok eski tarihî bağlar vardır. İngiltere ile her alanda çok yakın işbirliğimiz vardır. Bunlardan bir bölümü adalet alanındadır. Gerçekten İngiltere Büyükelçiliği ve The British Council ile bundan önce de çeşitli konularda ortaklaşa seminerler düzenledik.
Ben 2000 yılında 23. Avrupa Adalet Bakanları Konferansı’ndan önceki günlerde İngiltere Hükümeti tarafından İngiltere’ye davet edilmiştim. İngiltere’yi ziyaretim sırasında cezaevleri de benim en önemli inceleme konularım arasındaydı.
İngiltere’deki ziyaretim sırasında cezaevlerinde “board of visitors” olarak adlandırılan, Türkçe’ye “ziyaretçiler kurulu” olarak çevirebileceğimiz kurulların bir anlamda sivil toplum denetimi yaptığını gördüm. İngiltere’de bu sistem uzunca bir zamandan beri uygulanmaktadır. Gerçekten bu sistem 1952 tarihli Hapishane Kanunu (The Prison Act 1952)’ye dayanmaktadır.
Biz, ceza infaz kurumlarını, tutukevlerini, hükümlülerin, tutukluların kapatıldıkları dört duvar arası olarak görmüyoruz. Ceza infaz kurumlarının amacı, suç işlemiş insanların eğer tutuklu iseler yargılamadan önce insan onuruna uygun koşullarda yargılanmaya hazırlanmalarına olanak vermek, eğer hüküm giymişlerse cezalarını yine insan onuruna uygun biçimde çekmelerini sağlamaktır.
Günümüzde ceza infazının amacı, suç işleyen insanı ıslah ederek, eğiterek topluma yeniden kazandırmaktır. Ama hangi suçu işlemiş olursa olsun, hükümlü de bir insandır ve bu sıfatla birtakım haklara sahiptir. Şüphesiz cezaevleri, hürriyeti bağlayıcı cezaların infaz edildiği yerler olarak insanın hürriyetini, özgürlüğünü kısıtlayan kurumlardır. Suçlunun yeniden topluma kazandırılabilecek şekilde ıslah edilmesi, toplumun suçtan ve suçludan korunması bu şekilde gerçekleşmektedir. Ama cezaevi dediğimiz kurumda hükümlüler, insan onuruna uygun koşullar içinde yaşamalıdırlar. Tutukevinde tutuklular, insan onuruna uygun koşullarda yaşamalıdırlar. Çünkü amaç, onları topluma yeniden kazandırmaktır, onları toplum kurallarına uymalarını kolaylaştıracak şekilde eğitmek, böylece o kuralları yeniden çiğnemeden, başka bir deyişle, yeniden suç işlemeden onurlu ve üretken bireyler olarak yine toplumun içinde görmektir.
Bu bakımdan ceza infazı başlı başına bir süreçtir. Bu süreç içinde hükümlünün ceza infaz kurumundaki zamanının en iyi biçimde değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bunun için de hükümlülerin ceza infaz kurumlarında eğitim, meslek edinme, sportif, kültürel ve toplumsal etkinliklerde bulunma olanakları olmalıdır.
Türkiye’de, ceza infaz kurumları son iki yıl içinde önemli bir yapısal değişikliğe girmişlerdir. Her şeyden önce ceza infaz kurumlarımız, fizikî plânda yapısal bir değişiklikten geçmektedir.
Daha önce ülkemizde egemen olan, çok sayıda insanın çok sağlıksız koşullarda bir arada yaşadıkları koğuş sistemi terk edilerek oda sistemine geçilmektedir. Bu anlayışla yeni inşa edilen cezaevleri, belirli bazı çevrelerce tartışma konusu yapılmakla birlikte; Birleşmiş Milletler Cezaevleri Minimum Standartları’na ve Avrupa Konseyi Cezaevleri Kuralları’na uygundur. Örneğin F tipi cezaevleri bu anlayışla inşa edilmektedir. Bundan sonra inşa edeceğimiz L tipi bölge cezaevleri de bu anlayışa uygun olacaktır. Mevcut cezaevlerinde de olanaklar ölçüsünde oda sistemine geçilmektedir.
Ancak yeni infaz anlayışında hükümlülerin günün belli saatlerini yararlı etkinliklerle geçirebilmeleri büyük önem taşımaktadır. Ceza infaz kurumlarında bunu sağlayacak olanakların bulunması gerekir. İş atölyelerinin olması gerekir. Çok amaçlı spor salonlarının olması gerekir. Açık hava spor alanlarının olması gerekir. Kütüphane ve okuma odalarının olması gerekir. Hükümlülerin bir arada sohbet edebilecekleri alanların olması gerekir.
İşte yeni cezaevlerinde bir yandan hükümlülerin kişiliklerini tam olarak yaşayabilecekleri, herhangi bir grubun, herhangi bir koğuş ağasının, herhangi bir terör örgütünün, herhangi bir yasa dışı örgütün baskısı altında olmadan, kişiliklerini yaşayabilecekleri, ama aynı zamanda diğer arkadaşları ile birlikte olabilecekleri ve ortak etkinliklerde bulunabilecekleri bir ortamı sağlamak durumundayız.
2001 yılı, bu bakımından Türkiye’de ceza infaz kurumlarına ilişkin yoğun düzenlemelerin yapıldığı bir dönem olmuştur. Terörle Mücadele Kanunu’nun 16. maddesi değiştirilerek F tipi cezaevlerinde ortak yaşam alanlarının eğitim, meslek edinme, sportif, kültürel ve toplumsal etkinlikler için birlikte kullanılması ve açık görüş olanağı getirilmiştir.
Bunu güçlendirmek için 9.5.2001 tarih ve 4671 sayılı Kanun’la İşyurtları Kurumu’nun döner sermayesi 200 trilyon liraya çıkarılmış ve Hükümete bunu üç katına kadar arttırma yetkisi verilmiştir. Aynı biçimde ceza infaz kurumlarında çalışanların ücretlerinden yemek kesintisi yapılması kaldırılmıştır. Böylece çalışmaya ve meslek kazandırmaya özendirme benimsenmiştir.
2001 yılında çıkarılan en önemli kanunlardan biri İnfaz Hâkimliği Kanunu’dur. Bu, başka ülkelerde bulunmayan yeni bir kurumdur. Şimdiye kadar cezaevlerinde infaz işlerine bakan infaz savcılıklarımız vardı. Ama ceza infaz kurumlarındaki bütün işlem ve etkinliklerin yargı denetimi altına alınması, İnfaz Hâkimliği Kanunu ile gerçekleşmiştir. Böylece ceza infaz kurumları yönetimlerinin her türlü işlemi, ceza infaz kurumlarındaki her tür etkinlik, infaz hâkimliklerine yapılacak şikâyet üzerine inceleme konusu olabilmektedir. Bu şikâyet, doğrudan doğruya hükümlü veya tutuklu tarafından ya da onun eşi, annesi, babası veya ergin çocuğu, müdafii, vekili tarafından yapılabilir. Böylece cezaevleri yargı denetimi altına alınmıştır.
Bunu tamamlayan ikinci önemli adım, Ceza İnfaz Kurumları İzleme Kurulları Kanunu’nun çıkarılmasıdır. İşte bu günkü seminerin konusu da bu Kanun’la gelen izleme kurulları uygulamasıdır.
Biraz önce ifade ettiğim gibi, İngiltere bu alanda uzun bir deneyime sahiptir. Başka bazı ülkelerde de örneğin Almanya’da “Beirat” olarak adlandırılan, belki Türkçe’ye “yardımcı kurul” olarak çevirebileceğimiz kurullar benzeri bir işlevi yerine getirmektedir.
Açıkça söyleyebilirim ki, Türkiye’de izleme kurullarının oluşturulmasında benim İngiltere’yi ziyaretim sırasında gördüğüm “boards of visitors”, yani “ziyaretçi kurulları” ilham kaynağı olmuştur. Ancak bizim yaptığımız düzenleme belli noktalarda İngiliz sisteminden ayrılmaktadır. Almanya’daki sistem de farklı özellikler göstermektedir.
Her şeyden önce atama yetkisi bakımından İngiliz modeli ile Türk modeli arasında bir fark vardır. İngiltere’de ziyaretçiler kurulu üyeleri ve başkanı cezaevlerinden sorumlu Devlet Bakanı tarafından atanır. Kurulların görevine de belirli nedenlerle yine Devlet Bakanı tarafından son verilebilir. Kurullar, kural olarak üç yıl için atanır.
Bizim sistemimize göre, bulunduğu yargı çevresinde ceza infaz kurumu ve tutukevi bulunan her adlî yargı adalet komisyonu tarafından bir izleme kurulu atanır. Demek ki Türkiye’de izleme kurullarını atayan kurum, siyasî organdan bağımsız bir kurumdur. İzleme kurulları, bağımsız yargı tarafından atanmaktadır. İzleme kurulları atanırken adlî yargı adalet komisyonu, ya re’sen, ya kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının görüşünü alarak, ya en büyük mülkî amirin yardımından yararlanarak ya da doğrudan doğruya yapılan başvuruları değerlendirerek seçimini yapar. Adlî yargı adalet komisyonu bu seçimi oybirliğiyle yapar. Seçim dört yıl içindir. Belirli nedenlerle kurum üyelerinin görevlerine yine adlî yargı adalet komisyonu son verebilir. Kurul, kendi başkanını, başkan yardımcısını ve raportörünü üyeleri arasından seçer.
Böylece İngiliz modeli ile bizim sistemimiz arasında bağımsızlık bakımından, kurulun siyasî organdan bağımsızlığı bakımından önemli bir fark vardır. Ama ben bunu İngiliz sistemini eleştirmek için söylemiyorum. Önemli olan, her ülkenin kendisine uygun bir sisteme sahip olması ve sistemin işlemesidir. İngiltere’de yıllardan beri uygulanan sistem, orada çok başarılı sonuçlar vermektedir. Bizde de cezaevlerinin tamamıyla yürütme organı dışında bir organ tarafından atanan kurullarca denetlenmesi, böylelikle sivil toplum denetiminin yargı denetimine ek olarak devreye girmesi, bizim önem verdiğimiz temel ilke olmuştur. İki model arasındaki fark bundan kaynaklanmaktadır.
İngiltere’de bizdeki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na benzeyen bir kurul da yoktur. Orada hâkimlerin atanmaları aynı zamanda Lordlar Kamarası Başkanı olan Adalet Bakanı Lord Chancellor tarafından yapılmaktadır. Ama orada bu sistem tartışılmamaktadır. Orada bu sistem işliyor.
Bizde ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun dahi hâlâ yargı bağımsızlığını tam olarak gerçekleştiremediği tartışması var. Demek ki, her ülkenin ihtiyaçlarına göre kendine özgü düzenlemeleri olabiliyor.
Şimdi bu sistemlerin uygulanmasından elde edilen sonuçları karşılıklı olarak değerlendirmekte yarar vardır. Her şeyden önce biz, İngiltere’nin bu konudaki tecrübesinden yararlanmak istiyoruz. Zaten –biraz önce ifade ettiğim gibi– izleme kurullarının temelinde İngiliz modeli var. Ondan esinlenen, ama bizim koşullarımıza uygun farklı yönleri bulunan bir sistem getirdik.
Bizdeki kurullar, beş kişiden oluşur. Kurul üyeleri tıp, eczacılık, hukuk, kamu yönetimi, eğitim bilimleri, sosyoloji, psikoloji ve diğer sosyal bilimler gibi alanlarda en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş, en az on yıl kamuda veya özel sektörde çalışmış olan, toplumda saygınlıkları ile tanınmış insanlar arasından seçilmektedir. İngiltere’de ziyaretçi kurulları üye sayısı daha fazladır.
Şimdi her ülkenin uygulamada edindiği tecrübeler var. Bizde –biraz önce Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürümüzün ifade ettiği gibi– 129 merkezde infaz kurumları izleme kurulları oluşturulmuştur. 645 hukukçu, hekim, öğretmen, sosyolog, mühendis, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, bu izleme kurullarında görev almış bulunmaktadır. Aslında bu kurullarda görev alanların da bir eğitimden geçmesinde yarar var. Nitekim bu, hem Kanun’da, hem çıkarılan yönetmelikte öngörülmüştür. İngiltere’de de bu eğitim verilmektedir.
Çünkü bu kurullara seçilenler, belki daha önce cezaevleri ile hiçbir şekilde ilgilenmemiş insanlar olabilir. Onlara cezaevleri, karşılaşabilecekleri durumlar ve görevlerini tam olarak yapabilmeleri için bilmeleri gereken hususlar hakkında bir ön eğitim verilmesinde yarar vardır.
İşte bu günkü Seminer, iki ülkedeki uygulamaları karşılaştırma olanağı verecek bir seminer olacaktır. Bu işbirliğinin –Sayın Büyükelçinin ifade ettiği gibi– Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığı bağlamında değerlendirmesi de önemli bir boyuttur. İngiltere, her zaman Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığını desteklemiştir. Bu bakımdan İngiliz Hükümetine teşekkür ediyoruz. İşte Türkiye’nin Avrupa Birliği siyasî kriterlerini yerine getirmesi, Kopenhag kriterlerini yerine getirmesi, insan hakları alanında belirli adımlar atması bakımından da bu Seminer büyük önem taşımaktadır.
Çünkü izleme kurulları, aslında insan haklarının korunması bakımından, hükümlü ve tutukluların insan haklarının koruması bakımından bir sivil toplum denetimidir. Böylece ceza infaz kurumlarımızda ve tutukevlerimizde bir yandan yargı denetimi, bir yandan sivil toplum denetimi, bu kurumlarda hükümlü ve tutukluların insan onuruna uygun koşullarda yaşamalarını, infazın veya tutukluk hâlinin amacına uygun hareket edilmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Bunu başardığımız zaman insan hakları bakımından da önemli bir adım atmış olacağız.
Memnuniyetle söyleyebilirim ki, 2001 yılından bu yana çıkarılan kanunlar ve yönetmelikler başarılı sonuçlar vermiştir. Bu arada Ceza İnfaz Kurumları ve Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük’te değişiklik yapılarak, hükümlü ve tutukluların şimdilik haftada bir defa yakınlarıyla telefon görüşmeleri yapmaları olanağı sağlanmıştır. Şu anda 67 cezaevimizde bu olanak vardır. Yıl sonuna kadar bu rakamı 100’e çıkarmak istiyoruz. Yakında bütün cezaevlerimize bu olanak sağlanacaktır.
Açık görüş olanakları artırılmıştır. Bütün millî ve dinî tatil günlerinde açık görüş olanağı getirilmiştir. Buna şimdi son olarak hazırladığımız bir genelge ile anneler ve babalar gününü de ekliyoruz. Bu günlerde de açık görüş yapılabilecektir. Ayrıca her ay hükümlü ve tutukluların çocukları ve anne ve babalarıyla görüşmeleri olanağı getirilmiştir.
Böylece cezaevlerimizde –gerçeklere tamamıyla aykırı olarak iddia edildiği gibi– hiçbir şekilde tecrit uygulaması söz konusu değildir. Tecrit olduğunu iddia edenler, kendi kendilerini tecrit etmektedirler. Ceza infaz kurumlarımızda ortak yaşam alanları, her türlü yararlı etkinlikler için kullanılabilmektedir. Bu uygulamayı bütün ülkemizde yaygınlaştıracağız. Bu uygulama aynı zamanda hem yargı denetimi altındadır, hem izleme kurullarıyla sivil toplum denetimine açılmıştır.
Ceza infaz kurumlarıyla ilgili çalışmalarımız elbette bunlarla bitmiyor. Bir yandan fizikî alandaki çalışmalarımız devam ederken, öbür yandan yasal düzenleme çalışmalarımız da devam etmektedir. Gerçekten fizikî alanda her şeyden önce cezaevlerimizin sayısını azaltmak; koğuş ve havalandırma dışında ortak yaşam alanları, eğitim, meslek edinme gibi çalışmalar için uygun yerleri bulunmayan küçük cezaevleri yerine bölge cezaevleri kurmak istiyoruz. Böylece cezaevlerinin sayısı da kendiliğinden azalacaktır.
Bu arada ceza infaz kurumları ve tutukevleri personelini de hizmetlerini en iyi şekilde yapabilecek biçimde yetiştirmek istiyoruz. Her şeyden önce mesleğe girmeden önce ceza infaz kurumları personelini bir meslek öncesi eğitiminden geçirmek, ondan sonra da sürekli meslek içi eğitim görmelerini sağlamak istiyoruz. Bu, aynı zamanda onların görevlerinde yükselmeleri bakımından önem taşımaktadır. Hâlen Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul gündeminde Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Eğitim Merkezleri Kanunu Tasarısı bulunmaktadır. Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. 4. maddeye kadar getirdiği düzenlemeler kabul edilmiştir. Umuyorum ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi yaz tatiline girmeden önce bu Kanun Tasarısı Meclis’ten geçer.
Hâlen Ankara’da Devlet Memurları Kanunu’nun verdiği yetkiyle bir Eğitim Merkezini zaten kurmuş bulunuyoruz. Bu Kanun Tasarısı yasalaştığı takdirde dört ilimizde daha bölge eğitim merkezleri kuracağız.
Daha geniş bir bağlam içinde şunu da eklemek isterim: Yeni Türk Ceza Kanunu Tasarısı, Uzmanlar Komisyonu’nca tamamlanmıştır. Bu Tasarı, en kısa zamanda Bakanlığımızca incelenerek, diğer bakanlıklardan, yüksek yargı organlarından ve kamu kurum niteliğinde meslek kuruluşlarından gelen görüşler ışığında son kez değerlendirilerek Bakanlar Kurulu’na sunulacaktır.
Bunu Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun Tasarısı tamamlamaktadır. İnfaz, Tasarı’da yeni bir anlayışla düzenlenmektedir. Hükümlü ve tutukluların insan hakları güvence altına alınmaktadır. Bu arada Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün yeni bir yapılanmaya gitmesini öngören bir kanun tasarısı üzerindeki çalışmalar da sonuçlanmak üzeredir.
Bütün bunlarla biz, ülkemizde ceza infaz sisteminin en iyi biçimde, insan onuruna en uygun şekilde yürümesini sağlamak istiyoruz. Bu konuda biz, başta dost ve müttefik ülkeler olmak üzere diğer ülkelerin tecrübelerinden yararlanmak istiyoruz.
Ama bizim uygulamalarımızdan da elde ettiğimiz birtakım sonuçlar var. Nitekim izleme kurullarımız çok kısa bir zaman içinde –Kanunda öngörüldüğü gibi– cezaevlerinde yaptıkları denetimlerin sonuçlarını rapor hâline getirerek Adalet Bakanlığı’na, infaz savcılıklarına, infaz hâkimliklerine ve gerektiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Kurulu’na sunmaya başlamışlardır. Onlardan da cezaevlerinde görülen aksaklıklara ilişkin çok önemli sonuçlar çıkarılmıştır.
İşte bütün bu uygulamalar, bu Seminer’de karşılıklı olarak değerlendirilecektir. Böylece bizim uygulamada elde ettiğimiz sonuçlar da İngiltere bakımından önem taşıyan ipuçları verebilir. Bu Ortak Seminerin amacı, karşılıklı olarak uygulamada elde edilen sonuçların birlikte değerlendirilmesidir.
İngiltere Hükümetine ve The British Council’a bu Seminer’i birlikte düzenledikleri için teşekkür ediyorum. Seminer’e bildirileriyle katılacak olan değerli uzmanlara teşekkür ediyorum. Seminer’e katılan izleme kurulları başkanlarımıza, başta daha önce İngiltere İçişleri Bakanlığı’nda cezaevlerinden sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapmış olan Sir Peter Lloyd olmak üzere, İngiltere’den gelen konuklarımıza ve “ziyaretçiler kurulları” üyelerine, bu çalışmaları izleyen basın mensuplarına teşekkür ediyorum. Hepinizi saygıyla selâmlıyorum. |