Anayasa Mahkemesi’nin Sayın Başkan Vekili, Yüksek Yargı Organlarının Değerli Başkan ve Üyeleri, Değerli Konuklar,
Banka ve Ticaret Hukuku Enstitüsü, 1954’den bu yana Türkiye’de bilim hayatına bir fakülte ölçüsünde hizmet veren bir kuruluştur. Enstitü çok çeşitli konularda bilimsel toplantılar, seminerler, sempozyumlar düzenlemiştir.
1980’li yılların başından itibaren yüksek yargı organları kararlarının Enstitü’nün düzenleyeceği seminer ve sempozyumlarda bilimsel olarak tartışılması konusu gündeme gelmiştir. Bu konuda Enstitü’nün her danışma kurulunda benim ısrarlı açıklamalarım olmuştur. Sonunda 1984’den itibaren Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumları düzenlenmeye başlanmıştır. 17 yıldan beri bu sempozyumlar başarıyla sürdürülmektedir. Bu sempozyumlarda öğreti ve uygulama bir araya gelmekte; Yargıtay’ın ticaret ve bankacılık hukuku ile ilgili olarak verdiği kararlar, çok açık bir şekilde öğretim üyeleri ve Yargıtay üyeleri ile diğer ilgililerce birlikte tartışılmaktadır.
Bu sempozyumların Türk ticaret hukukuna, bankacılık hukukuna çok önemli katkıları olduğu düşüncesindeyim. Ama bu alandaki kararlar sadece Yargıtay tarafından verilmemektedir. Genel olarak ekonomi ve özel hukukla ilgili konularda diğer yüksek mahkemelerimizin de kararları vardır. Bu anlamda ben, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarının da bu çeşit bilimsel toplantılarda ele alınmasını yine ısrarla önermiştim.
1988 yılında Enstitü Danışma Kurulu’na rahatsızlığım nedeniyle bizzat katılamamakla birlikte; yazılı olarak gönderdiğim mesajda bir Ekonomi Hukuku ve Anayasa Yargısı Sempozyumu düzenlenmesi önerisinde bulunmuştum. Bunun nedeni, bir taraftan Anayasamızda sosyal ve ekonomik hak ve ödevlere geniş yer verilmesi, bir yandan da Anayasa Mahkememizin ekonomi hukukuyla ilgili olarak çeşitli yasalar hakkında karar vermek durumunda olması idi. O nedenle bu kararların ve bu konuların da burada tartışılmasında yarar vardır.
Böyle bir sempozyumun Banka ve Ticaret Hukuku Enstitüsü ile Anayasa Mahkemesi’nin işbirliği içinde yapılması için o dönemde görev başında olan Anayasa Mahkemesi başkanlarıyla da görüşmüştük. Ben Sayın Cuhruk ve daha sonra Sayın Özden’le bu konuyu görüştüğümü hatırlıyorum. Sayın başkanlar, bu konuda işbirliğine hazır olduklarını, Anayasa Mahkemesi kararlarının bilimsel yöntemlerle tartışılmasında kendilerinin de yarar gördüklerini ifade etmişlerdir. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi, zaten bunu her kuruluş yıldönümünde düzenlediği sempozyumlarda, seminerlerde gerçekleştirmektedir. Fakat bu konuda yapılan birkaç girişimde yeterli bildiri gelmediği için düşünülen sempozyum, şimdiye kadar gerçekleştirilemedi.
Bu gün Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Özel Hukuk ve Anayasa Mahkemesi Kararları Sempozyumu’nun ilkini düzenlemiş bulunuyor. Şimdiye kadar Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu’nda alınan başarılı sonuçlar göz önünde bulundurulursa bu sempozyumların da genel olarak anayasa hukukunun gelişmesine, hatta bütün hukukumuzun gelişmesine, önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum.
Anayasa, bir devletin temel düzenini ve dayandığı temel değerleri gösteren ana kuralların bütünü olarak tanımlanabilir. Devletin dayandığı temel değerler, çoğu zaman anayasada değişmez kurallar olarak nitelendirilmiştir. Bizim Anayasamızda da değiştirilemeyecek, değiştirilmesi dahi önerilemeyecek kurallar vardır. Bunların başında devletin şekline, yani Devletimizin Cumhuriyet olduğuna ilişkin 1. madde gelir. Onun yanında Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen Cumhuriyetin temel nitelikleri, yani insan haklarına saygı, vatandaşları arasında etnik köken, din, mezhep bakımından hiçbir ayırım gözetmeyen Atatürk milliyetçiliği, demokrasi, lâiklik, sosyal hukuk devleti ilkeleri, ayrıca Anayasamızın 3. maddesinde ifade edilen Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının dayandığı ve değiştirilemeyecek, değiştirilmesi dahi önerilemeyecek temel değerlerdir.
Anayasa kuralları üstün hukuk kurallarıdır. Anayasalar toplumsal sözleşme olarak da nitelendirilir. Bir devletteki diğer bütün kuralların bu üstün kurallara uygun olması gerekir. Devletteki diğer bütün kuralların yapılmasında, değiştirilmesinde bu üstün kurallar göz önünde bulundurulur. Anayasa kuralları bütün hukuk sistemini kucaklayan kurallardır. Bir devletteki hukuk kurallarının, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve diğer hukuk düzenlemelerinin anayasa kurallarına uygun olması, aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin de gereğidir. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sonucudur.
Kanunların ve kanun hükmünde kararnamelerin anayasaya uygunluğunun denetimi, anayasa mahkemesince yapılır. Çeşitli ülkelerde kanunların anayasaya uygunluğunu kanunun yürürlüğe girmesinden önce veya sonra denetleyen organlar vardır. Bizde birçok ülkede olduğu gibi Anayasa Mahkememiz, kanunların ve kanun hükmünde kararnamelerin Anayasaya uygunluğunu bunlar yürürlüğe girdikten sonra denetler.
1961 Anayasa’sından itibaren Anayasa’mız, Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek yargı organı olarak bütün kanunların Anayasa’ya uygunluğunu denetlemektedir. Anayasa Mahkemesi, kararları ile Anayasayı yorumlar. Hatta Anayasa Mahkemesi, kararları ile uygunluk denetimini yaptığı kanunları da yorumlar. Böylece Anayasa ve uygunluk denetiminden geçen kanunlar, Anayasa Mahkemesi’nin kararları ile anlamlandırılmış olur.
Anayasa Mahkemesi, bu çerçevede hem anayasa hukukunun, hem genel olarak hukukun gelişmesine katkıda bulunur. Şüphesiz Anayasa Mahkemesi’nin gelişmesine katkıda bulunduğu hukuk dalları sadece anayasa hukuku ile sınırlı değildir. Bütün hukuk dalları, bu arada özel hukuk olarak adlandırdığımız çeşitli hukuk dalları da Anayasa Mahkemesi kararlarından etkilenir.
Bilindiği gibi, ülkemizde yasama organı kanun; yasama organının verdiği yetkiyle yürütme organı, kanun hükmünde kararname şeklinde çeşitli düzenlemeler yapmaktadır. Bunların önemli bir bölümü, Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne götürülmektedir.
Bu arada Medenî Kanun’un çeşitli maddeleri de, Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nce incelenmiştir. Bunlar arasında evli kadının çalışma için kocasının iznini alma zorunluğunu öngören Medenî Kanun’un 159. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nce eşitlik ilkesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Bugün özel hukukla doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde ilgili olan çok çeşitli kanunlarda Anayasaya aykırılık iddialarının öne sürüldüğünü görüyoruz. Örneğin özelleştirme ile ilgili çeşitli kanunlar, tarım kredi ve satış kooperatifleri ile ilgili kanunlar, madenlerle, bankalarla, çeşitli kamusal fonlar ve bunların denetimleriyle, kamu iktisadî teşebbüsleriyle, yeminli malî müşavirlikle, batık şirketlerin kurtarılmasıyla ilgili çeşitli kanunlar, geçmişte Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla iptal davası konusu yapılmıştır.
Bugün de yine özel hukuku doğrudan doğruya veya dolaylı olarak etkileyen çeşitli kanunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiasının öne sürüldüğünü görüyoruz. Bu konuda karar verme yetkisi, Anayasa Mahkemesi’nindir. Anayasa Mahkemesi, bütün bu kararları ile hukukun gelişmesine çok önemli bir katkı sağlamaktadır.
Şüphesiz Anayasa Mahkemesi yasa koyucu değildir. Anayasa Mahkemesi, yasa kuralı koymaz; ama iptal kararlarıyla yasaların biçimlenmesinde, bir anlamda son şeklini almasında, böylece yasaların oluşmasında çok önemli bir hizmet görür. Yasalar, iptal kararları sonucunda Anayasa aykırı hükümlerinden ayıklanmış olur. Yasa koyucuya onların yerine Anayasa’ya uygun kurallar koyma fırsatı verilmiş olur.
Anayasa mahkemesinin, anayasa kurallarını dar veya geniş yorumlaması, bir ülkede değişen ihtiyaçlara göre, toplumsal gelişmelere göre hukukun gelişmesini de etkiler. Aslında hukuk düzeni, toplumsal gelişmelere paralel olarak sürekli değişir. Yasama organı, toplumsal gelişmenin gereklerini yerine getirmek için sürekli yeni yasalar yapar ya da var olan yasalarda değişiklikler yapar. Bütün bu değişikliklerin anayasa kuralları çerçevesinde, anayasaya uygun olarak yapılması gerekir.
Anayasa kuralları, bir toplumsal sözleşme olarak önceden konulmuş olan kurallardır. Daha sonra konulan kuralların onlara uygunluğunun denetlenmesi, bir anlamda bu sözleşmeye uygun hareket edilip edilmediğinin denetlenmesi anlamına gelir. Aslında Anayasa kuralları, uzun bir geleceği kucaklayacak genişlikte konulmalıdır ve öyle yorumlanmalıdır. Anayasa mahkemesi, yorumuyla iptal davası konusu kurallardan hangilerinin anayasaya uygun, hangilerinin anayasaya aykırı olduğunu belirler. Anayasaya aykırı olan kurallar iptal edilir.
Fakat toplumsal gelişme, bazen anayasaların da değiştirilmesini zorunlu kılar. Dünyada daha sonra değişiklik görmeyen hiçbir anayasa yoktur. Çünkü ne kadar uzun bir geleceği kucaklayacak biçimde hazırlanmış olursa olsun, toplumsal gelişme karşısında anayasalar da yetersiz kalabilir. Yeni ihtiyaçlar, yeni anayasa kurallarının konulmasını zorunlu kılabilir.
Bu arada Anayasa Mahkemesi’nin görüşleri de zaman içinde değişebilir. Bu değişen görüşlerle Anayasa Mahkemesi Anayasa kurallarına zaman içinde yeni anlamlar da kazandırabilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi görüşünün 10 yılda değişebileceği, dolaylı bir yoldan Anayasa’nın 152. maddesinde ifade edilmiş bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa kurallarına yeni anlamlar verse de bir anayasa koyucu değildir. Anayasa kuralı koyma yetkisine sahip değildir. Gerçi Anayasa Mahkemesi yorum yoluyla bazı kurallar geliştirmiştir. Örneğin Anayasa Mahkememiz, kanun hükmünde kararnamelerin ancak ivedi ve zorunlu olan durumlarda önemli konular için çıkarılabileceğini kabul etmektedir. Yine Anayasa Mahkememiz, verdiği kararlarla yürürlüğü durdurmayı kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda zaman içinde farklı kararları olmuştur. Ama Anayasa Mahkemesi, yaptığı yorumlarla, içtihat yoluyla –bu iki örnekte olduğu gibi– hem kanun hükmünde kararname yetkisini son derece daraltmış; hem yürürlüğü durdurma kurumunu anayasa hukukumuza kazandırmıştır.
Anayasa Mahkemesi ne kadar çağa uygun yorum yaparsa yapsın, doğrudan doğruya anayasa kurallarının değiştirilmesi zorunluğunun ortaya çıktığı durumlar vardır. Bu anlamda anayasalar da, –kanunlar kadar sık olmasa da– zaman zaman değiştirilmek durumunda kalabilir.
Türkiye’de gerek 1961 Anayasası, gerek 1982 Anayasası, belirli dönemlerden sonra o dönemlerin olaylarına tepki olarak hazırlanmış; o dönemde cereyan eden olayların bir daha tekrarlanmaması, bir daha yaşanmaması için getirilmiş kurallarla düzenlenen anayasalardır. O nedenle o dönemlerin aşılmasından sonra bu kuralların tartışılması doğaldır. Tepki niteliğindeki kuralların tartışılması doğaldır.
Türkiye’de 1982 Anayasası, yürürlüğe girdiğinden bu yana sürekli tartışma konusu olmuştur. Bunun bir nedeni de 1982 Anayasası’nın hazırlanması ve kabulü sırasında yeterli bir tartışma ortamının olmayışıdır. Ama bütün bu tartışmalar, 1982 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra çeşitli kurallarının, çeşitli maddelerinin değiştirilmesiyle sonuçlanmıştır. Fakat bu değişikliklerin 1982 Anayasası’nın çağdaş bir anayasa olarak nitelendirilmesi için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Bugün Anayasanın tümüyle değiştirilmesi gerektiğini savunanlar bulunduğu gibi, anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesinin yeterli olacağını söyleyenler de vardır.
Her şeyden önce şunu söylemek gerekir. Anayasa değiştirilmeden de demokratikleşme, insan haklarına saygının gerçekleştirilmesi, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi yolunda yasalarla yapılabilecek çok şey vardır. Ama Anayasa’da da değişiklik yapma zorunluğu açıktır.
Anayasanın tümüyle yenilenmesi, –1924 Anayasası bir yana bırakılacak olursa– ancak olağanüstü dönemlerden sonra olmuştur. 1960 ihtilâli ya da 1980 askerî müdahalesi gibi olağanüstü olaylardan sonra tamamıyla yeni bir anayasa yapılmıştır. Ama bu anayasalar karşılaştırıldığı zaman hiç değişmeyen bazı ilkeler olduğu görülür. Yani değişen anayasalarda bile bazı kurallar itibariyle, bazı değerler itibariyle, örneğin devletin dayandığı temel değerler itibariyle süreklilik olduğu görülür.
Bugün Anayasanın tümünün değiştirilmesi ve şu anda görev başındaki 21. dönem yasama organının bir kurucu meclis gibi çalışması gerçekçi bir yaklaşım değildir. Ama anayasamızda yeni toplumsal gereksinmelere göre, toplumsal gelişmelere göre sürekli değişiklikler yapabiliriz. Yeter ki bu konudaki hedefler açık ve belli olsun.
Bu anlamda demokratikleşme bizim şaşmaz hedefimizdir. Ülkemizi, toplumumuzu daha demokratik bir yaşama, daha demokratik bir Anayasaya, daha demokratik yasalara kavuşturmak bizim görevimizdir. İnsan haklarına saygıyı yerleştirmek vazgeçilmez hedefimizdir. Temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, geçmiş dönemlerdeki olaylara tepki olarak getirilen kısıtlamaların kaldırılması, yine önümüzdeki önemli hedeflerdendir. Bunların yanında Devletin verimli çalışmasını sağlamak durumundayız. Yargı bağımsızlığını güçlendirmek durumundayız. Avrupa Birliği’ne üye adayı olarak bu üyeliğin gereklerini genel olarak hukuk sistemimizde ve bu arada Anayasamızda yapılacak değişikliklerle yerine getirmek durumundayız.
İşte bütün bu hedefler göz önünde bulundurulmak kaydıyla değişen koşullara uygun değişiklikleri Anayasa’ya da yansıtmak anayasa koyucu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevidir.
1982 Anayasası’nı şimdi 21. yüzyıl Türkiye’sinin ve 21. yüzyıl dünyasının gereklerine ve gereksinmelerine uygun olarak sürekli yeniden şekillendirmek zorundayız. Bu arada vereceği kararlarla Anayasamızın yorumlanmasında ve hukuk sistemimizin buna uygun olarak düzenlenmesinde Anayasa Mahkememiz de kendisine düşeni yerine getirecektir.
Anayasa Mahkemesi’nin kararları, temyizi istenemeyen, düzeltilmesi istenemeyen kesin kararlardır. Yargıtay ve Danıştay kararlarından farklıdır. O nedenle Anayasa Mahkemesi kararlarının bilimsel yöntemlerle tartışılması büyük önem taşımaktadır. Konuşmamın başlangıcında da belirttiğim gibi Anayasa Mahkememiz de, bu gereği duymakta ve her yıl kuruluş yıldönümlerinde düzenlediği sempozyumlarla buna olanak sağlamaktadır.
Şimdi Banka ve Ticaret Hukuku Enstitüsü, hukukun bir alanıyla, özel hukuk alanıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi kararlarının bilimsel yöntemlerle tartışılmasını sağlamak üzere bu Sempozyumu düzenlemiş bulunmaktadır. Bu gün çeşitli konularda bilim adamlarımız Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ilgili bildiriler sunacaklar, görüşlerini açıklayacaklardır. Bu çeşit sempozyumların anayasa hukukunun ve genel olarak hukukun gelişmesine çok önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum.
Böyle bir Sempozyum’u düzenlediği için Banka ve Ticaret Hukuku Enstitüsü’nü kutluyorum. Bu Sempozyum’da bildiri verecek ve tartışmalara katılacak bilim adamlarına ve değerli konuklarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum.
Sempozyum’un anayasa hukukumuz ve genel olarak Türk hukukunun gelişmesi için başarılı olması dileğiyle hepinizi saygıyla selâmlıyorum. |