Etkinlikler
Bakan Konuşmaları
Açıklamalar
Röportajlar
Televizyon Haberleri
Gazete Haberleri
Fotoğraf Albümü
Bilgi Notları
İstatistikler
Bilgi Edinme Başvuruları
Bakanlık Birimleri
Müşavirliğimiz
Linkler
İletişim
 
TÜSİAD Genel Kurul Toplantısında Yapılan Konuşma
 

Sayın Başkan,
Değerli Üyeler;

Türkiye için, bölge için, tüm dünya için önemli gelişmelerin, ilişkilerin, başarıların ve başarısızlıkların yaşandığı 2003 yılını geride bıraktık. Şimdi yeni bir yıla girdik.

2003 yılı bir yönüyle Türkiye açısından başarılı bir yıl olmuştur. Ülkede istikrar vardır. Buna bağlı olarak ekonomide uzun zamandır yakalanamayan hedefler yakalanmıştır. Uygulanan program kararlılıkla sürdürülmektedir. Bir çok alanda önemli yasal düzenlemeler yapılmıştır, yapılmaktadır. Toplumda iyimserlik havası yeniden hakim olmuş, olumlu bir iklim yeniden tesis edilmiştir. Dış politikada çok yönlü, dengeli, hareketli günler yeniden başlamıştır.

Bütün bu olumlu gelişmeler ve iyimser havaya rağmen yapılması gereken çok işimiz vardır. Bir taraftan 2003’teki olumlu gelişmelerin artarak sürdürülmesi gerekirken, diğer yandan da 2004 yılının Türkiye için bir altın yıl, hatta Türkiye için bir kader yılı olduğunun farkında olmalıyız. Gerçekten de 2004 yılı Türkiye için bir kader yılıdır, bizim vereceğimiz çok köklü, önemli kararlar var, atmamız gereken adımlar var. Başkalarının bizim için vereceği kararlar, atacağı adımlar var. Hatta bu hususların bazılarının bizi aşan olumlu ya da olumsuz sonuçları olacaktır, ama şunu hepimiz iyi bilmekteyiz ki 2004 yılı Dünyada Türkiye yılı olacaktır. Her yerde, her başkentte Türkiye konuşulacak, Türkiye tartışılacak, buna hazır olmalıyız, buna göre hazırlık yapmalıyız. Mesela NATO zirvesi 2004 haziranında Türkiye’de yapılacak, ilgili ülkelerin devlet ve hükümet başkanları ülkemizde, İstanbul’da olacak. NATO’nun yeni vizyonu, yeni görevi ve hedefleri burada tartışılıp, karara bağlanacaktır, eminim ki Türkiye’ye laik ve demokratik Müslüman bir ülke olarak önemli roller düşecektir. Bu vesile ile Türkiye daha şimdiden NATO başkentlerinin gündemindedir.

Mayıs 2004 İslam ülkeleri toplantısı yine burada yapılacak, bu dünya içerisinde demokratik değerleri  kendi inancıyla bağdaştırmış, özümsemiş, demokrasiyi çalıştıran, yetmiş milyonluk bir Türkiye’nin İslam dünyasına vereceği çok önemli mesajlar var. Bu toplantı en az NATO zirvesi kadar önemli, hatta ondan daha anlamlıdır. Özellikle terör belasıyla İslam ve Müslümanlığın neredeyse eşanlamlı olarak çağrışım yaptığı bir süreçte bunun tüm insanlık için en büyük suç, en büyük günah kabul eden bir İslam anlayışının buradan, bizim ülkemizden ifadesini bulması ülkemize ayrı bir prestij kazandıracak, Türkiye vizyonunu ortaya koyma fırsatı verecektir.

Yine bu yıl içerisinde bir çok kuruluş, başta İslam ve Demokrasi olmak üzere uluslararası üne sahip aydınların, siyaset adamlarının katılacağı toplantıları Türkiye’de yapacaktır.

Günümüzün en etkin kültür ve sanat faaliyeti olan Eurovision şarkı yarışması yine bu yıl ülkemizde yapılacak, çağdaş Türkiye’nin bütün dünya’ya tanıtımına katkı sağlayacaktır. Bunların bir tanesi bile heyecan duymaya, kendimize güvenmeye, geleceğe umutla bakmamıza yeter.

Bir önemli olay daha var ki o da Avrupa Birliği konusudur. 45 yıllık maraton koşusu. İşin sonuna geldik, son viraja girdik. Büyük Atatürk’ün cumhuriyetle beraber yürürlüğe koyduğu modernleşme projesi. Bunu mutlaka başarmalıyız, en azından biz kendi görevlerimizi eksiksiz yapmalıyız. Bu Türkiye için önemlidir, kendi insanımız için önemlidir. Bu yönde atılacak her adım, gösterilecek her çaba bizim gelecek kuşaklarımıza karşı sorumluluklarımızın gereğidir. Bu çabaları Avrupalıları memnun etme çabası olarak anlamak, algılamak, öyle nitelemek çok büyük yanılgıdır, yanlıştır. Bizim bu çabaları göstermemizde sayısız yararımız vardır. Mutlaka müzakere tarihini almalıyız. Aksi, hiç şüphesiz dünyanın sonu değildir. Biz medeniyet yolunda ilerlemeliyiz, olumsuz çıkacak bir karar bu yolda bizi daha da tahrik etmeli, tarihimizin, kültürümüzün, coğrafyamızın sağladığı stratejik avantajların arkasına mutlaka güçlü bir ekonomiyi koymalıyız. Bunu yapabileceğimize inanın, çokta çabuk yaparız. Buna yetecek gücümüzde, birikimimizde var, insanımızda var. Artık geleceğimizi bu günden tüketen bir ülke olmaktan kurtulmalıyız. Emin olun, kişi başına milli geliri 3000 dolar değil, 10.000 dolarlık bir ülke olsaydık, bu gün sizi, bizi, hepimizi üzen, bize zaman, imkan, fırsat kaybettiren, zaman zaman ne oluyoruz dedirten, lüzumsuz, faydasız tartışmalar, gerginlikler,  olumsuzluklarla uğraşmaz, hala 80 yıl sonra rejim tartışmaları yapmazdık.

Cumhuriyetin, demokrasinin, laik hukuk devletinin bize kazandırdıklarını çevremize bakarak, diğer İslam Ülkelerine bakarak daha iyi anlar, ilk fırsatta dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girmenin heyecanını yaşardık. Ben buna inanıyorum ve bu hedef çok uzak değil. Bütün mesele; huzuru, siyasi ve ekonomik istikrarı ve birbirimize olan güveni kalıcı kılmaktır. Kendi varlığımızı, başkalarının yokluğunda değil, bu ülkedeki her Türk vatandaşının bu hedef için bir imkan olduğunu kavramakta yatmaktadır. Bunun için ekonomi, ekonomi, ekonomi ... demokrasi, demokrasi, demokrasi... bunlar öncelikli hedeflerimiz. Avrupa Birliği işte bu projenin adıdır. Bu yıl, bu alanda yapacağımız çalışmalar var. Yapısal reformları her alanda duraksamadan sürdürmeliyiz. Bir taraftan yasama çalışmaları, öbür yandan ise içtenlikle uygulama çalışmaları 2004’ün bence programı budur, bu olmalıdır.

Dünya tecrübesiyle sabittir ki, gerçek anlamda bir demokrasi ve hukuk devletine ulaşabilmek için iyi yasalar kadar, bu yasaların iyi uygulanması da büyük önem arz etmektedir. Zaten Kopenhag Siyasi kriterleri uygulanmak içindir. Katılım Ortaklığı Belgesinde ve ilerleme raporlarında da buna vurgu yapılmıştır. Şimdi devlet olarak ve toplum olarak önemli bir sınavla karşı karşıyayız ve bunu başarmak zorundayız. İşin ekonomik boyutu; bu alanda yapılacak ve yapılması gerekenler ise sizlerin çok iyi bildiği ve talep ettiği hususlardır.

Yeri gelmişken ifade etmeliyim ki işin bu kısmının da bir zorluğu var. Biz bu güne kadar yasal düzenlemelerde, uyum paketleriyle genelde anayasa değişikliğine ihtiyaç duyulmayacak düzenlemeler yaptık. Ama artık Anayasa değişikliği olmadan yapılacak çok az düzenleme var.

TÜSİAD’ın pazartesi günü açıkladığı “Yargı Reformu” da dahil, her türlü köklü düzenlemeler Anayasa değişikliği olmadan yapılamaz. Çünkü bu Anayasanın kendisi Avrupa Birliği müktesebatına aykırıdır. Burada ikilem var, zorluklar var. Bunları yapmadığımız, kısa sürede yapamadığımız takdirde çağdaşlık fotoğrafını tamamlayamayız. Bu güzel fotoğrafın çoğu yerleri karanlık kalır, gölgeli olur. “Sayınız var, yapın” diyebilirsiniz, ama bu o kadar kolay olmuyor. Hukuku ve uygulamaları evrensel hukuk ilkelerine uygun hale getirmek, temel hak ve özgürlükleri, rejimini, evrensel standartlara çıkarmak, ülkemizi gerçek anlamda hukuk devleti yapmak ve bu sayede uluslararası camiada saygın bir yer kazanmak bu anayasa değişikliğine bağlıdır, ona dayalı düzenlemelerden geçmektedir.

Maalesef Türkiye’ye giren yabancı yatırımları cezbetmek, yabancı sermayeyi artırmak yeterince mümkün olmuyorsa, bunun nedeni; birazda görüntümüzün bozukluğundan, uygulamalarda karşılaşılan bin bir türlü zorluktan, hileden, yolsuzluktandır. Hukuk, hak ve adalet bir toplumun oksijenidir. Bunlar olmadan, yeteri kadar olmadan yaşanamaz. Yaşadığımız sorunlarla bu kavramlar arasındaki değer ilişkisini iyi kurmalıyız.

Saygıdeğer Konuklar,

Adalet Bakanı olarak, ilgili bakanlıklarca titiz bir şekilde üzerinde çalışılan ve uygulanılan bu politikaların ayrıntılarına girecek değilim. Ancak şunu ifade etmek isterim ki, yatırım ortamının iyileştirilmesi denildiğinde ilk akla gelen hususlardan birisi ekonomik istikrar ve güven ortamının sağlanmasıdır. Bu ortam sağlanmadan alınacak diğer tedbirlerin istenilen sonucu vermeyeceği ortadadır.

İstikrar ve güven ortamını bozan unsurların en başında, “yolsuzluklar” konusunun geldiği bilinmektedir. Yolsuzluklarla mücadele konusunda elde edilecek her başarı, yatırım ortamının iyileştirilmesine yapılmış önemli bir katkı oluşturacaktır. Zira, bilinmektedir ki, gerek yerli ve gerekse yabancı yatırımcıyı ülkemize yatırım yapmakta tereddüde sevkeden en önemli etkenlerin başında yolsuzluk iddiaları ve bu iddialar nedeniyle ortaya çıkan istikrarsızlıklar yer almaktadır. Bu nedenle Hükümetimiz, yolsuzluklarla mücadele konusuna büyük önem atfetmektedir ve bu konuda önemli aşamalar da kaydedilmiş durumdadır.

Ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal bozulma ile ahlâkî çöküntünün göstergesi ve sonucu olan yolsuzluk, vatandaşların bürokrasiye ve siyaset kurumuna olan güven duygusunu zedelemektedir. Bu itibarla, kamu vicdanını rahatsız eden ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, kişilerin kanun önünde eşitliği konusunda şüphe uyandıran ve dolayısıyla Devlete olan güven duygusunu zaafa uğratan yolsuzluklara karşı etkin bir mücadele yürütülmesi zorunludur.

Globalleşen dünyada yolsuzluk suçları da ülke boyutunu aşmış, uluslararası boyutlara ulaşmış durumdadır. Bu bakımdan suçla mücadelede uluslararası işbirliği ve uluslararası müşterek hukukî yardım müesseselerinin sağlıklı ve hızlı bir şekilde işlemesi büyük önem arz etmektedir. Bu konuda da gerek mevzuatımızı uluslararası standartlara uygun hale getirmek, gerek uluslararası işbirliğini arttırmak ve hızlı bir usul elde edilmesi amacıyla yolsuzlukla ilgili temel uluslararası sözleşmelere taraf olunmuştur.
Bu çerçevede öncelikle, taraf olduğumuz “Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi”nin uygulamada işlerlik kazanması ve iç hukukumuzda gerekli değişikliklerin yapılması amacıyla 4782 sayılı Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi İçin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kabul edilmiştir.
Bunun yanında, 17/4/2003 tarihli ve 4852 sayılı Kanunla “Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi” onaylanmıştır.

Söz konusu Sözleşme ile özellikle yolsuzluk nedeniyle zarar görmüş kişilere hakkaniyete uygun bir tazminat ödenmesi amaçlanmaktadır.

Şüphesiz, bu konuda atılan en önemli adım, Türkiye tarafından 27 Eylül 2001 tarihinde imzalanan “Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi”nin geçtiğimiz hafta içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmış olmasıdır. 14.01.2004 tarih ve 5065 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve rüşvetin ve genel anlamda yolsuzluğun, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları için bir tehdit oluşturduğunun, iyi yönetim, hakkaniyet ve sosyal adalet ilkelerini sekteye uğrattığının, demokratik kurumların oturmuşluğunu ve toplumun temel ahlâk kurallarını bozduğunun altı çizilerek, hazırlanan bu Sözleşme, 1.2.2000 gün ve 4518 sayılı kanunla ulusal mevzuatımız içerisinde yer alan “Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi”nden farklı olarak, yalnızca uluslararası ticarî işlemlerde karşılaşılan rüşvet ve yolsuzlukla mücadele ile değil, çok daha geniş kapsamdaki yolsuzlukla mücadele için gerekli olabilecek cezaî düzenlemelerin ulusal mevzuata dahil edilmesini ve mevcut adlî yardımlaşma anlaşmalarına ilave olarak, konuyla ilgili uluslararası işbirliğinin geliştirilmesini öngörmektedir.

Bu çerçevede, ulusal kamu görevlilerinin, ulusal yasama meclisi üyelerinin, yabancı kamu görevlilerinin, yabancı yasama meclislerinin üyelerinin rüşvet alması ve bunlara rüşvet verilmesi, özel sektörde rüşvet alınması ve verilmesi, uluslararası kuruluşlar görevlilerine, uluslararası yasama meclisleri üyelerine ve uluslararası mahkemeler hâkim ve görevlilerine rüşvet verilmesi ve bunların rüşvet almalarının ve ayrıca yetki istismarının ceza mevzuatlarında suç olarak müeyyidelendirilmesi gerektiği düzenlenmiş, yolsuzluk ve rüşvetten kaynaklanan gelirlerin aklanmasının da suç olarak ceza mevzuatına dahil edilmesi öngörülmüştür.

Sözleşmede ayrıca tüzel kişilerin anılan suçlarla ilgili olarak sorumlulukları ile birlikte uluslararası alanda işbirliği ayrı bir başlık altında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Yolsuzluklarla mücadele kapsamında, yolsuzluk ve usulsüzlük konusunda cezaların etkin ve caydırıcı hale getirilmesi ve yukarıda sözü edilen  uluslar arası sözleşmelerle üstlenilen yükümlülüklerin İç mevzuatımıza aktarılması için Türk Ceza Kanununda ve diğer ceza mevzuatında değişiklik yapmak üzere oluşturulan Komisyon, çalışmalarına devam etmektedir.

Ancak, yolsuzluk, yalnızca ceza hukuku yaptırımları ile çözülebilecek bir sorun olmayıp, yolsuzlukla mücadelenin siyasî, sosyal ve ekonomik önlemlerle de desteklenmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Bu mücadele; siyasal sistem, kamu yönetimi, adalet sistemi ve sivil toplum ile özel kesimden oluşmak üzere tüm toplumsal alanları ve kesimleri kapsamak durumundadır.

Yolsuzlukla daha etkin bir şekilde mücadele için yukarıda belirttiğim hususların dışındaki başka bazı mevzuat eksikliklerini de gidermemiz, gerekmektedir. Bu bağlamda:
-İnfaz sisteminin gözden geçirilmesi ve bu suçlara ilişkin af çıkartılmasının önüne geçilmesi,
-Yolsuzluklarla ilgili suçlarda zamanaşımı sürelerinin yeniden düzenlenmesi,
- Yolsuzluk kapsamına giren suçların belirlenmesi ve tanımının yapılması,
- Bu suçlarla ilgili olarak müsadere sisteminde gerekli düzenlemelerin yapılması,
büyük önem arz etmektedir ve bu konularda gerekli çalışmalar sürmektedir.

Bunlardan başka;
- Yolsuzluğun soruşturulması bakımından ceza yargılaması sisteminin gerek personel ve gerek altyapı bakımından kapasitesinin güçlendirilmesi ve teknolojik gelişmelerin yakından izlenmesi,
- Cumhuriyet Savcılıklarında ihtisaslaşma sağlanması ve özellikle yolsuzlukla mücadele etmek üzere ihtisas mahkemeleri kurulmasının gerekliliği,
öncelik vereceğimiz diğer hususlardır.

Bu kapsamda, kısa bir süre önce yürürlüğe giren, 12.12.2003 tarihli ve 5020 sayılı Bankalar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla, kamuoyunda “banka hortumlaması” olarak isimlendirilen, bazı bankaların hâkim ortaklarınca, kendi şirketlerine para aktarmak, sınırsız ve teminatsız  kredi kullanmak suretiyle içinin boşaltılması sonucunda, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna intikal eden batık bankaların alacaklarının takibi ve tahsili için sorumlu banka sahip ve ortakları, yöneticileri ve yakınları ile bunlarla muvazaalı işbirliği içinde faaliyette bulunduğu açıkça belli olan üçüncü şahısların etkin bir şekilde cezalandırılmaları ve kendilerine haksız ve hukukî dayanaktan yoksun olarak aktarılan banka alacaklarının takip ve  tahsili amaçlanmıştır.

Yolsuzlukla mücadele konusunda Dünya Bankası ve Avrupa Birliği ile ortak proje çalışmalarımız da devam etmektedir.

Saygıdeğer Konuklar,
Gerek yolsuzluklarla mücadele ve gerekse güven ve istikrar ortamının tesisi bakımından etkin ve hızlı işleyen bir yargı sisteminin önemi inkar edilemez. Bu bakımdan, Bakanlığımca belirtilen amaca yönelik olarak yürütülen reform çalışmalarının da, ülkemizdeki yatırım ortamının iyileştirilmesi hedefine doğrudan katkıda bulunacağını ifade etmek isterim.

Adalet dağıtmak, Devletin en önemli görevlerinden biridir. Adaletin en temel prensiplerinden birisi de, hiç şüphesiz süratli ve ekonomik olmasıdır. Bu husus, yargı faaliyeti açısından Anayasa’mızın 141/son maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklinde hükme bağlanmıştır. Ancak günümüzde, merkez ve taşra teşkilâtında yargı faaliyeti çalışmalarının yoğun emek harcanarak yapıldığı, bir çok yazışma sonucu çok sayıda belge ve kayıt kullanıldığı görülmektedir. Bu olgunun, zaman ve emek kaybına neden olduğu, adaletin işleyişini daha da masraflı hale getirdiği ve hatta adaletin geç ve haksız tecelli etmesi riskini arttırdığı bir gerçektir.

Ekonomik krizlerin de etkisiyle, artan ağır iş yükü, personel sayısındaki yetersizlik, haberleşme ve bilgi alışverişinde yaşanan aksaklıklar, başka kurum ve kuruluşlardan gelmesi gereken bilgilerin geç gelmesi ve teknolojik imkanlardan yoksun olunması gibi nedenlerle, yargı faaliyeti çok yavaş işlemektedir.

Değerli Konuklar,
Bu noktada, etkin ve hızlı bir yargı sistemi oluşturulması amacıyla Bakanlığımca yürütülen çalışmalara kısa kısa değinmek istiyorum.

Başlıca temel kanunlar olan Türk Ceza Kanunu, İcra İflâs Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun, Borçlar Kanunu gibi kanunlarda esaslı değişiklikler yapılması, bu kanunların gelişen ihtiyaçlara göre güncelleştirilmesi yönündeki çalışmalar hızla yürütülmektedir. Bu yöndeki hedeflerimiz hem hükümet programımızda hem Acil Eylem Plânında hem de “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Ulusal Programda” yer almaktadır. Bu kanunlarda oldukça kapsamlı ve çağın gereklerine uygun değişiklikler yapılacaktır. İlk olarak bu kanunlarda yer alan hak ve hürriyetler, evrensel düzeyde kabul edilmiş standartlara, uluslararası sözleşmelere ve AB ülkelerindeki seviyeye çıkarılacaktır. Mesela yeni Türk Ceza Kanunu Tasarısı ile Dünyada meydana gelen siyasal, ekonomik ve sosyal değişiklikler dolayısıyla eskiyen değerler ve bakış açısı çağa uydurulacak, suçlunun topluma kazandırılması bakımından hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine kamu hizmetinde çalışma gibi alternatif yaptırımlar getirilecek, önemsiz bazı suçlar için ön ödeme yoluna gitme imkânları artırılacak, Ceza Kanunu ile korunan değerler bakımından yapılan önem sırası yeniden çağdaş bir şekilde düzenlenerek haksızlıkların yapılmasının önüne geçilecektir.

Bir diğer temel kanun olan Türk Ticaret Kanununu tamamen yeniden ele almak, Ülkemizin değişen ekonomik ve ticari ihtiyaçlarını karşılayacak düzenlemeler getirmek için oluşturulan Komisyonun çalışmalarını 2004 yılı içerisinde tamamlamayı plânlamaktayız.

1412 sayılı CMUK’un toplumsal, siyasal ve ekonomik değişimler karşısında eskimiş olan ve günün şartlarına göre ihtiyaçlara cevap vermeyen yönlerini ıslah etmek için yeni bir CMUK Tasarısı hazırlıkları Bakanlığımızca tamamlanmış bulunmaktadır. Bu Tasarı hâlen TBMM Adalet Komisyonu bünyesinde kurulan alt komisyonda ele alınmakta olup, bu Tasarıyı 2004 yılı içerisinde yasalaştırmayı umuyoruz.
Benzer bir şekilde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa bilhassa karşılaştırmalı hukuktaki modern gelişmeleri yansıtmak, davaların hızlı ve etkin bir şekilde görülmesini sağlamak amacıyla Bakanlığım bir tasarı hazırlamıştır. TBMM Genel Kurulu gündeminde bulunan bu Tasarının da 2004 yılı içerisinde yasalaşacağını tahmin etmekteyiz.

Bütün bunların dışında hukuk devleti ve “iyi yönetişim” ilkeleri çerçevesinde idarenin demokratikleşmesi ve şeffaflaşmasını gerçekleştirmek, kamu hizmetinden yararlananlara katılma, dinlenilme, bilgi edinme ve idareye başvurma haklarının tanınmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek, idarenin, halkı hukuk hakkında sürekli olarak bilgilendirmesini sağlamak, yönetim sürecine kamunun katılmasını mümkün kılmak amacıyla Bakanlığımın 2003 yılı Kasım ayı içerisinde hazırlayarak Başbakanlığa gönderdiği Genel İdarî Usul Kanunu Tasarısının 2004 yılı içerisinde yasalaşacağını tahmin ve umut etmekteyiz.

Yine bu konuyla bağlantılı olarak, kamu hizmetinin gizlilik gerektiren istisnaî hâller hariç, demokratik ve şeffaf yönetimin sağlanması bakımından yürürlükteki kanunlarda geçen “sır” kavramının yeniden belirlenmesi de ihtiyaç hâline gelmiştir. Hükümet Programında ve Hükümet Acil Eylem Plânı’nda da, gereksiz yere genişletilen “gizlilik kültürü” ile mücadele edileceği, kamunun bütün eylem ve işlemlerinde şeffaflığın asıl, gizliliğin istisna olacağı öngörüldüğünden, bu konuda, yürürlükteki mevzuatta gerekli değişiklikleri yapmak üzere oluşturulan Komisyonun çalışmaları devam etmektedir.

Ayrıca Borçlar Kanunu, ile ilgili çalışmalar Bakanlığım tarafından hızla sürdürülmektedir.
Kişisel nitelikteki verilerin otomatik işleme tâbi tutulması nedeniyle bireylerin şahsiyet haklarının himayesi amacını güden Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı Taslağı üzerinde ise Adalet Bakanlığında çalışmalar son noktaya gelmiş bulunmaktadır. Bu Tasarının yasalaştırılması ve 1981 tarihli “Kişisel Verilerin Elektronik Ortamda İşlenmesi Bağlamında Bireylerin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesinin” en geç 2004 yılında Ülkemiz tarafından onaylanması hususu, “AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı” nın revize edilmiş ikinci şekline de dahil edilmiştir.

Dünyada meydana gelen ekonomik ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak elektronik ticaretin uygulamaya sokulması sonucu kullanıma açılan elektronik imzanın hukuksal ve kurumsal anlamda hukukî yapısını düzenleyen “Elektronik İmza Kanunu Tasarısı”çıkarılmıştır.

Konuşmama burada son verirken, 2004 yılı ile birlikte Avrupa Birliği ile ilgili hedeflere ulaşılan, hukuki, siyasî, sosyal ve ekonomik reformların hakkıyla gerçekleştirildiği, Ülkemizin dünyada ve bölgesinde daha güçlü, etkin ve saygın bir yer edindiği yeni bir döneme girileceği ümidi ile hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.