Saygıdeğer başkanlar, değerli katılımcılar, değerli basın mensupları, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Çok önemli konu başlıklarının yer aldığı bir seminer çalışması vesilesiyle bir aradayız. Milletlerarası Ticaret Odası Türkiye Milli Komitesi’nin 6. kez düzenlediği bir seminer bu. O bakımdan komitenin başkanı Sayın Hisarcıklıoğu’nu ve yönetim kurulunun değerli üyelerini tebrik ediyorum ve takdirlerimi sunuyorum. Bir de misafirimiz var; Milletlerarası Ticaret Odası Tahkim Divanı Başkanı Sayın Pierre Tercier. Profesör Tercier de misafirimiz. Kendisine de ülkemize hoş geldiniz diyorum. İnanıyorum ki, bu seminere görüşleriyle katkıda bulunacaktır.
Bu seminer vesilesiyle üç tespitimi izin verirseniz sizlerle paylaşmak isterim. Bunlardan birincisi; böylesine seçkin bir topluluğun bir arada bulunmasını, ülkemizde sadece tahkim müessesesinin gelişmesi açısından değil, aynı zamanda Türkiye’de ticaretin gelişmesi açısından da önemsediğimi belirtmek istiyorum. İkinci bir tespitim de şudur; sanılır ki ticaret adamları sadece ticari alışveriş için bir araya gelirler. Hayır. Artık çağımızda ticaret adamları sadece ticari alışveriş için bir araya gelmiyorlar. Aynı zamanda bilimsel alışverişte bulunabilmek için de bir araya geliyorlar. O nedenle bu semineri bunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak değerlendiriyorum. Çünkü çağımızda en büyük sermaye bilimdir. En güçlü sermaye bilimdir. O nedenle böyle bir seminerin yapılmış olmasında, böylesine güçlü bir mesajın varlığını hissediyorum ve görüyorum.
Sanıyorum şöyle bir tespit yaparsak yanılmış olmayız diye düşünüyorum. Artık ticaret kurallarının düzenlenmesinde millet tek başına olmamalıdır. Ticaret kurallarının düzenlenmesinde yasama organı tek başına hareket etmemelidir. Ticaret erbabı demek istiyor ki; ‘bizim alanımızla ilgili ticari düzenlemelerde en az yasama organı kadar biz de aktif olmak istiyoruz’ diyor. Ben hem yasama organının bir üyesi, hem de yürütme organının bir bireyi olarak ve üstelik Adalet Bakanı olarak sizin bu toplantınızdan, seminerinizden böyle bir mesaj alıyorum. Demek istiyorsunuz ki, ‘bizim alanımızla ilgili -en azından yasal düzenleme yaparken- lütfen bizim de görüşlerimizi de alın, biz de bu konuda aktif olmak istiyoruz’ diyorsunuz. Bunu son derece saygıdeğer bir düşünce ve mesaj olarak görüyorum ve bunun dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum ve bunun altını özenle çiziyorum.
Sevgili dostlar, dünya -hepiniz de izliyorsunuz- öyle bir hale geldi ki, bir ülkenin artık dünyada tek başına ayakta kalması mümkün değil. Tek başına yeterli olması, ülkesinin refah düzeyini yükseltmesi, insanlarını mutlu etmesi mümkün değildir. Tıpkı bir insanın tek başına bir şey yapamadığı gibi, ülkeler de artık tek başına bir şey yapamazlar, yapamıyorlar. Tabii bu gerçek, yıllar önce görülmüş. Biraz önce Sayın Hisarcıklıoğlu da ifade etti. Milletlerarası Ticaret Odası tam, sanıyorum 89 yıl önce kurulmuş. Olaylara evrensel bakan, bakmak zorunda olan bir bakış açısı. Hangi amaçlar için kurulmuş? Himayecilikle mücadele için kurulmuş. Uluslararası ticaretin ve işbirliğinin geliştirilmesini sağlamak kurulmuş, özel teşebbüsün güçlendirilmesini temin etmek için kurulmuş, uluslararası iş dünyasının ihtiyaç duyduğu şartları düzeltip standart hale getirmek amacıyla kurulmuş. Ve tabii biraz önce de ifade edildi; sanıyorum 139 ülkede binlerce üyesi olan dev bir organizasyon haline gelmiş ve memnuniyetle görüyorum ki bu uluslararası örgütün en aktif üyelerinden biri de Türkiye Milli Komitesi. O nedenle Sayın Hisarcıklıoğu’nu ve arkadaşlarını gerçekten tebrik ediyorum. Yine biliyorum ki, Uluslararası Ticaret Odası’nın başkanlığına kadar yükselmiş bu ülkede ticaret adamları yetiştirmişiz. Sayın Yırcalı bunlardan bir tanesidir. Geçmişte başkanlık yapmış, şimdi birazcık kendisini kenara çekmiş olan iş adamlarımız da olmuş. Demek ki biz Milletlerarası Ticaret Odasının en aktif üyelerinden biriyiz. Hem kurumsal olarak, hem de bireysel olarak. O bakımdan ben iş adamlarımızın dünya çapındaki bu başarılarından ve aktif çalışmalarından dolayı kıvanç duyduğumu ifade etmek istiyorum.
Sayın başkanlar, değerli katılımcılar!
Biz hükümet olarak serbest piyasa ekonomisini samimi olarak benimsemiş bir iktidarız, bir hükümetiz. Türkiye’nin özel sektörün öncülüğünde kalkınacağına ve kalkınmakta olduğuna inanıyoruz. Bunun için yerli ve yabancı yatırımcıların önündeki engelleri kaldırmak için geçtiğimiz süreç içerisinde ve şimdi büyük çaba sarf ediyoruz, büyük çaba sarf etmek zorundayız. Bunu ülkemizin kalkınması için gerekli görüyoruz. Artık gözardı edilemeyecek bir gerçek; artık sermaye küreselleşmiştir. Sermayenin milliyeti yoktur. Nesi vardır? Sermayenin faydası var mı yok mu, buna bakarsanız. İnsanınıza yeni iş sahaları açıyor mu, istihdam getiriyor mu, buna bakarsınız. Katma değer üretiyor mu, buna bakarsınız. O nedenle sermaye yerliymiş, yabancıymış ayırt etme, artık çağın dışında kalmış olan bir yaklaşımdır, bir düşüncedir.
Kuşkusuz hükümet olarak bu konuda önemli adımlar attık. Geçmişte de atıldı. Ama atmış olduğumuz adımları yeterli saymamız mümkün değildir. Daha bu alanda atmamız gereken önemli adımların olduğuna inanıyorum. Şunu biliyoruz ve bilmek durumundayız; ulusla ve uluslararası ticari ilişkilerin evrensel kuralları var. Bunlardan biri de; bu seminere konu olan tahkim ve tahkim müessesidir. Her kişi ve kurumun en önemli beklentisi, adaletin hızlı ve etkin bir şekilde gerçekleşmesidir. Tabii ki bu durum ticaret erbabı için çok daha önemli. Girişimciler, yatırımcılar, yatırım yaptıkları ülkelerde bir haksızlığa uğramak istemezler, haklı olarak. Yargılamanın sonuçlarına güvenmek isterler. Bunun için tahkim, ticari uyuşmazlıkların hızlı ve etkin bir şekilde çözümünde yaygın olarak kullanılan, başvurulan bir yöntem haline geldi. Bu süreci ve bu talepleri doğru değerlendiren devletler, kendi ülkelerini tahkim açısından cazip hale getirmeyi başardılar ve mevzuatlarını yenilediler.
“Peki bizde durum nedir” diye soracak olursak; burada tabii bu konunun uzmanı çok değerli hocalarımız var. Türk hukukunda tahkim yeni bir yöntem değil, ama herhalde şunu söylersek yanlış söylememiş oluruz. Tecrübe olarak yeni, müessese olarak eski. 1920 yılında yürürlüğe giren Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu iş tahkimi düzenlemiş. Ancak bizde Milletlerarası Tahkim Kanunu 2001 yılında çıkabildi. Ama ondan önce 1960’lı yıllarda iki taraflı yatırım anlaşmazlıklarında, yatırım uyuşmazlıklarının tahkim yoluyla çözümü, uygulama olarak başlamıştı. Ama bu alanla ilgili yasal düzenleme 2001 yılında yürürlüğe girdi, 2003 yılında da bizim iktidarımız döneminde doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlar Kanununu çıkardık. Bu kanun sadece yabancı sermayenin önünü açmayı düzenlemiyordu. Aynı zamanda ihtilafların tahkim yoluyla çözümüne dair düzenlemeler de içeriyordu. Şimdi memnuniyetle görüyorum ki, bugünkü seminerin konu başlıklarından bir tanesi de, Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanun Tasarısı. Bunun üzerinde de değerlendirmeler yapılacak. Bunu şunun için söylüyorum; Adalet Bakanlığımızda bu kanun tasarısı ile ilgili yapılan çalışmalar son aşamaya geldi. Zannediyorum çok kısa bir sürede Bakanlar Kuruluna, oradan da TBMM’ye göndereceğiz. Buna da Türkiye’nin Türk iş aleminin ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz.
Biraz önce sevgili Hisarcıklıoğlu ifade etti; Ticaret Kanunumuz, Türk Ticaret Kanunumuz Meclis gündemimizde. İlk fırsatta görüşmeye başlayacağız. 1530 maddedir. Sanıyorum temel kanun olarak görüşmek durumundayız. Herhalde 60 küsur bölüm halinde görüşeceğiz. Belki aylar alacak, ama Türkiye’nin Türk Ticaret Kanununu bir an önce yürürlüğe koymaya ihtiyacı var. Bunu biliyoruz. Sizler de bu kanunun bir an önce yasalaşmasını istiyorsunuz.
Birkaç maddeyle ilgili düşüncelerinizin olduğunu biliyorum. Onlarla ilgili Kanunlar Genel Müdürlüğümüz çalışmalarını yaptı. TBMM’de görüşülürken bu değişiklikleri de genel kurulda kanun tasarısına yansıtmayı hedefliyoruz.
Konuşmamın sonuna yaklaşıyorum. Ben bir de eksikliğimiz olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de henüz bir milletlerarası tahkim merkezimiz yok. Bunu bir eksiklik olarak görmüyor musunuz Sayın Hisarcıklıoğlu? Bu konuda en büyük görevin, sürükleyici görevin odalarımıza, sanayi ve ticaret odalarımıza düştüğünü değerlendiriyorum. Bu konuda hükümet olarak size her türlü yardımı ve desteği vermeye hazır olduğumuzu belirtiyorum. Adalet Bakanlığı -ki bu konuda temel kanunların düzenlenmesinde hep öncü görevi üstlenmiştir yasa gereği- bu konuda size her türlü yardımı yapmaya hazırdır. Eğer böyle bir merkez oluşturabilirsek bu merkeze sahip olmamız sadece hukuki bir başarı olmayacaktır. Aynı zamanda Türkiye’nin tanıtımına da ciddi katkı sağlayacaktır ve Türkiye’nin dünyadaki imajını çok olumlu şekilde etkileyecektir.
Sevgili dostlar, tahkim sadece ticari uyuşmazlıklarda başvurulan özel bir yöntem değildir. Bana göre tahkim aynı zamanda sivilleşmedir. Tahkim aynı zamanda demokratikleşmedir. Tahkim aynı zamanda demokratik çözüm yollarının halk tarafından hayata geçirilmesidir, geçirme teşebbüsüdür. Eğer kendi iş adamlarımızın başka ülkelerde yatırım yaparlarken farklı bir muameleyle karşılaşmasını istemiyorsak, biz de kendi ülkemizde yabancı yatırımcıların farklı bir muameleyle karşılaşmamaları için her türlü tedbiri almak zorundayız. İş adamlarımız dünyanın dört bir yanında sayısız yatırımlar yapıyorlar. Onların yapmış olduğu bu yatırımlarda yatırımın önünü açmış oldukları ay yıldızlı bayrağımızı görünce göğsümüz kabarıyor, onur duyuyoruz. Başka ülkelerde yatırım yaparken uluslararası kuralları ararken, kendi ülkemizde ‘kurallar bize özgüdür, bizim bunlar kendi kurallarımızdır’ deyip geçemezsiniz. Uluslararası standartlar ne ise o standartları ülkenize getirmek, yerleştirmek durumundasınız. Bu konudaki kurallar bize özgüdür derseniz kimse yüzünüze bakmaz, kimse gelip bir tek kuruşluk yatırım da yapmaz. Üçüncü dünya ülkesi olarak debelenir, çırpınır durursunuz.
Şimdi sevgili dostlar, bu sadece ticaret hayatı için bir doğru değerlendirme değil, aynı zamanda her türlü hukuk alanı için de doğrudur. Hatta siyaset alanı için de öyledir. Çünkü ekonomik istikrar siyasi istikrara bağlıdır. Bir ülkede ekonomik istikrar arıyorsanız o ülkede siyasi istikrar olacak. Ekonomik istikrarı sağlamak için ekonomik hayatta uluslararası kurallar gereklidir der, ama siyasi alanla ilgili “bize özgü kurallarımız var” derseniz bu ülkede gene tıkanırsınız. Dolayısıyla yabancı yatırımcı ülkemize geldiğinde burada ticari hayatta uluslararası kurallar işliyor mu, siyasi hayatta uluslararası kurallar işliyor mu, buna bakar. Bu konuda bir aksaklık görürse yatırım yapmakta önce düşünür, sonra belki vazgeçer. O bakımdan hükümet olarak Türkiye’nin yıllar sonra yakalamış olduğu ekonomik istikrarı ve siyasi istikrarı sürdürmekte kararlıyız. Bu konuda evrensel hukuk standartları, demokrasi standartları, siyasi standartlar neyi gerektiriyorsa bunu gerçekleştirmek durumundayız. Bunu Türkiye için yapacağız. Bunu Türkiye için yapmak durumundayız. İnsanımız için yapmak durumundayız. Ve bir işçi daha fazla çalıştırayım, bir liralık daha fazla ihracat yapayım diye gece gündüz çalışan Türk işadamları için yapmak durumundayız.
Bu nedenle Türkiye ile ilgili kimse kaygı duymasın. Türkiye’nin önü açıktır. Öylesine aktif iş adamları, genç nüfusumuz Türkiye’yi geriye götürmez, ileriye götürecektir. Ben ülkemize, ülkemizin insanlarına güveniyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği bu çağdaş uygarlığı her şeye rağmen hep birlikte yakalayacağız. Türkiye’de istikrarlı şekilde istikrardan korkanlara rağmen bunu yapacağız.
Ben, böyle bir seminer vesilesiyle bizi bir araya getiren Türkiye Milli Komitesinin değerli başkanı ve yöneticilerine tekrar sevgilerimi, saygılarımı ve takdirlerimi sunuyorum. Bu seminerin başarılı olmasını diliyorum. Sonuçlarıyla ilgili Bakanlığıma, Kanunlar Genel Müdürlüğüne bir görev düştüğünde hizmetinizde olduğumu ifade etmek istiyorum. Hepinize hayırlı günler diliyorum. |