Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in TBB Tarafından Düzenlenen "Eksiksiz Demokrasi "
Konulu Sempozyumda Yaptığı Konuşma
Saygıdeğer Yargıtay Cumhuriyet Başsavcımız, Anayasa Mahkememizin Saygıdeğer Eski Başkanı, Barolar Birliğimizin Değerli Başkanı, sevgili hukukçu arkadaşlarım, dostlarım, değerli basın mensupları; ben de hepinizi sevgiye saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. Türkiye Barolar Birliği'nin iki gün sürecek olan bir sempozyumunda hep birlikteyiz.
"Eksiksiz Demokrasi" başlığı altında iki gün sürecek böyle bir sempozyumu düzenledikleri için Barolar Birliği Başkanımıza ve değerli yöneticilerine üç bakımdan tebriklerimi ve takdirlerimi sunmak istiyorum: Birincisi, Türkiye Barolar Birliği bir vefa örneği gösteriyor. Başta Türkiye Barolar Birliği'nin kurucu başkanı olmak üzere, Barolar Birliği başkanlığı yapmış olan, ama aramızdan ayrılmış olan değerli hukukçuların anısına böyle bir sempozyum düzenliyor. Bu çok güzel, çok anlamlı bir vefa örneğidir. O bakımdan gerçekten tebriklerimi sunuyorum.
Merhum Faruk Erem'in şu sözü benim hep hafızamdadır: "Suçluyu kazıyın, altından insan çıkacaktır." Kendisini sadece bugün anmıyorum, bundan bir hafta önce Ankara Sincan'da Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'nü gezerken hatırladım. Eğer içinizde orayı ziyaret etmeyen, orayı görmeyen varsa gidip görmenizi tavsiye ederim. Türkiye'nin ceza infaz kurumları bakımından hangi noktaya geldiğini göstermesi bakımından örnek bir komplekstir. Orada suçluya insan muamelesi yapılıyor. Aslında biraz önce merhum Erem'in ifade ettiği gibi "suçlu elimizin tersiyle toplumdan tecrit edeceğimiz, iteceğimiz insan değildir" anlayışının uygulamasını orada gördüm. Adalet Bakanlığı görevini yeni üstlenmiş bir arkadaşınız olarak ilk kez gitmiştim, orayı görme ihtiyacını duymuştum. Hatta hükümlülerin kaldıkları mekânlara kadar girdim. Onları topluma yeniden kazandırmak için orada eğitimcilerin yapmış olduğu çalışmaları bizzat yerinde müşahede ettim. Tabii ki az önce aktardığım, gerçekten hukukçulara, Adalet Bakanlığına, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yetkililerine bir mesaj anlamındaki o sözü orada hatırlamıştım. Şimdi onun anısına burada bir sempozyumun düzenlenmiş olması beni ayrıca memnun etti, bunu huzurunuzda ifade etmek istiyorum.
Türkiye Barolar Birliği ve bu birliği oluşturan barolarımız, avukatlık mesleğini seçen meslektaşlarımın sorunlarını çözmek için uğraş veren, onların hakkını, hukukunu koruma gayreti içerisinde olan bir kamu kurumu niteliğinde meslek örgütüdür. Türkiye Barolar Birliği sadece mensuplarının hukukunu, hakkını korumuyor; aynı zamanda hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti anlayışını ve eksiksiz demokrasiyi de savunuyor ve koruyor. O bakımdan Türkiye Barolar Birliği bu sempozyumla "ben sadece meslektaşlarımın hakkını koruyan bir örgüt değilim, asıl önemlisi Türkiye'nin tam bir hukuk devleti olması davasını da savunuyorum, eksiksiz demokrasiyi de savunuyorum" mesajını veriyor. Barolar Birliği'ne bu sempozyumu düzenledikleri için takdirlerimi sunuyorum.
Tabii demokrasiyi savunmak, hukuk devletini savunmak, aslında cumhuriyetimizi savunmak, cumhuriyetimize sahip çıkmaktır. Çünkü bu söylediklerim cumhuriyetimizin temel nitelikleri. O nedenle cumhuriyetimizin ve onun temel niteliklerinin daha da güçlendirilmesi, bu niteliklerin topluma mal olması konusunda gayret göstermesi, her türlü takdirin üzerindedir.
Böyle bir sempozyum nedeniyle Türkiye Barolar Birliği'ne, değerli başkanına ve yöneticilerine takdirlerimi sunmadan geçemeyeceğim. Türkiye son günlerde şehit cenazeleriyle çokça karşılaşır oldu. İşte son 15 gün içerisinde 30'dan fazla memleket evladını bölücü terörle mücadelede şehit verdik. Dün akşam Türkiye Büyük Millet Meclisi kahir ekseriyetle, 507 oyla, gerektiğinde bölücü terörün nemalandığı komşu bir ülkeye sınır ötesi operasyon yapma konusunda Hükümet'e yetki verdi. Şimdi böylesine bir atmosfer içerisinde, burada "eksiksiz demokrasi"nin konuşuluyor olmasının çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Şu denge son derece önemlidir: Özgürlükler ve güvenlik. Hem güvenliği sağlayacaksınız, hem özgürlüklerin standardını eksiltmeyeceksiniz, üstelik daha da çoğaltmaya çalışacaksınız. Bu, atomu parçalamak gibi bir şey. Bunu ise ancak büyük devletler başarabilir. Türkiye bu dengeyi sağlayacak potansiyele sahip büyük bir devlettir.
Dün akşam Bakanlar Kurulumuzun olağanüstü toplantısı vardı. 2008 yılı bütçesini denkleştirmeye çalışıyoruz, hatta bir aydır maliyeciler, ekonomistler bununla uğraşıyorlar. Demin söylediğimin yanında bunlar çok basit işler. Hem özgürlük standartlarını, mevcudu muhafaza edeceksiniz, güvenlik gerekçesiyle bundan taviz vermeyeceksiniz, geri adım atmayacaksınız, ama aynı zamanda güvenliği de ihmal etmeyeceksiniz. İkisini birlikte yürütmek bana göre büyük devletlerin işidir. Terör gerçeğiyle yüz yüze gelmemiş, bunun ne olduğunu bilmeyen, ama insan hakları deyince mangalda kül bırakmayanlar gelsinler Türkiye'yi, Türkiye şartlarını bir görsünler. O nedenle Türkiye Barolar Birliği demek istiyor ki, "Evet, Türkiye'nin güvenliği de, vatanın, devletin, milletin bölünmez bütünlüğü de önemlidir, bunu da koruyacağız, bundan da geri adım atmak yok; ama aynı zamanda Türkiye, tam demokrasiye, eksiksiz demokrasiye geçme yolunda da üzerine düşeni yapacaktır." Aslında bu yöneticilere de bir mesajdır. Türkiye Barolar Birliği'ni oluşturan hukukçu arkadaşlarımız yöneticilere demek istiyorlar ki, "Türkiye'nin güvenliğini de sağlayacaksınız, özgürlüklerden de geri adım atmayacaksınız."
Bugün Çankırı Üniversitesi'nin açılışı vardı. Köken itibariyle Çankırılıyım, beni davet etmişlerdi, ama ben sırf bu nedenle bu toplantıya katılmayı tercih ettim. Burada özellikle bugün için verilen mesajın dün akşam bir tezkerenin geçmesinin hemen akabinde, burada "eksiksiz demokrasi"nin konuşuluyor olmasını önemli gördüğüm için, ciddi bir mesaj oluşturduğu için buradayım ve sizinle birlikteyim.
İki gün sürecek olan bu sempozyum boyunca burada oturumlar yapılacak. Yarın yapılacak olan oturumun konusu da "Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunları." Ben bir siyasiyim, 23-24 yıldır siyasetin içerisindeyim. Siyasetin her kademesinde bulundum. Şimdi de Adalet Bakanlığı görevini üstlenen bir arkadaşınızım. Dolayısıyla Siyasi Partiler Kanunu, seçim kanunları konusunda, bizzat siyasetin içerisinde bulunduğum için bazı düşüncelerim ve tespitlerim var. Burada, özellikle yarın konuşulacak olan bu konuyu da son derece önemsiyorum. Acaba Türkiye'de siyasi partiler basmakalıp gibi hep birbirlerinin programlarını, tüzüklerini mi taklit edecekler; yoksa siyasi partiler Türkiye'de tabii ki anayasal çizgi içerisinde kalmak, onun temellerine, onun değişmez ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla farklı önerileri halka takdim etme imkânına sahip olmalılar mı? Ben biliyorum ki şu anda Türkiye'de bulunan siyasi partilerin büyük ölçüde programları, tüzükleri birbirine benzer. Biraz önce söylediğim koşullar içerisinde siyasi partiler acaba farklı önerileri kamuoyuyla paylaşabilmeli mi? Bunlara ek olarak, baraj meselesi, ülke barajı meselesi gibi konuların tartışılmasında yarar görüyorum.
Şimdiden kamuoyunda tartışılmaya başlandı; hazırlanmakta olan, henüz -kamuoyuyla paylaşılmadığı için hazırlanmakta olan diyorum- anayasa değişikliği tasarısı taslağında "Türkiye milletvekilliği" öneriliyor. Yarın burada konuşacak olan arkadaşlarımız acaba bu konuda ne düşünüyor? Merak ettiğim konulardan bir tanesidir. "Kadın kotası" şu anda tartışılan bir diğer konu. Siyasi partiler kanunu ve seçim kanunları değerlendirilirken acaba bu konuda buraya katılacak olan değerli analistler neler söyleyecek. Örneğin Fransa'da -yanlış hatırlamıyorsam- siyasi partiler kanununa "kadın kotası" anlamına gelen bir hüküm konmuş ve Fransa Anayasa Mahkemesi iptal etmiş. Niçin iptal etmiş, bu doğru mu, değil mi? Burada yapılacak olan çalışmaları bunların değerlendirileceği ciddi bir oturum olarak görüyorum. Ayrıca siyasi partilerin mali denetimi ve etik kurul gibi tasarılar şu anda Meclis'tedir. Bu konuda acaba parlamentonun, yani yasa koyucu organın önünü açacak, bu kanunları yaparken onlara yardımcı olacak ne gibi öneriler ortaya konacaktır?
Ben bugün birinci oturumu sizlerle birlikte takip edeceğim. Ama takdir edersiniz ki işlerimin yoğunluğu nedeniyle tüm oturumlara katılmam mümkün değil. Sayın Özok'a ve değerli arkadaşlarına bu sempozyum nedeniyle tekrar tebriklerimi, takdirlerimi sunuyorum. Bugün bu saatte sizlerle birlikte olmaktan son derece mutluyum, memnunum. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.
|