Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın KONTV'de yaptığı konuşma. A+ A-
19.07.2014


KANAL : KON TV

TARİH : 19-07-2014

SAAT : 13:30

KONUK : BEKİR BOZDAĞ

SÜRE : 90 DAKİKA

SUNUCU: Anadolu Soruyor programına hoş geldiniz. Bugün çok değerli bir konuğumuz var,

Adalet Bakanımız Sayın Bekir Bozdağ, Sayın Bakanım hoş geldiniz efendim.

BEKİR BOZDAĞ: Hoş bulduk teşekkür ediyorum.

SUNUCU: Sayın Bakanım müsaade edersiniz arkadaşlarımı tanıtmak istiyorum, programı

beraber hazırlayacağız, Sayın Nurettin Bay, Kon TV Genel Yayın Yönetmeni. Zeki Akbıyık

Bey, Kanal E Televizyonu ve Kanal Fırat, Kanal Urfa Televizyonu Sayın İbrahim Toru, Kadir

Bey Çay TV, Harun Bey TV 1 Kayseri. Efendim ben hemen güncel bir gelişmeyle başlamak

istiyorum Sayın Bakanım, İsrail Filistinlilere Ramazan demiyor, bayram demiyor, katlediyor.

Bütün dünya sessiz, İslam dünyası sessiz, şu andaki gelişmeler ne durumda, en son durum

nedir bununla ilgili bilgi istirham edebilir miyiz?

BEKİR BOZDAĞ: İsrail esasında dünyanın şımarık ve arsız bir çocuğu durumunda. Zulmü

sadece bugün yapmıyor, baktığınızda geriye dönük hepimiz biliyoruz ki kurulduğu günden

beri bölgede ölüm kusuyor ve pek çok masum insanın hayatına son veriyor. En son Gazze’ye,

Batı Şeria’ya yaptığı saldırılar havadan yaptığı bombardıman ve kara harekatıyla beraber

orada esasında sadece insanlar ölmüyor, bana göre insanlık öldürülüyor, vicdan öldürülüyor.

Şimdi sahildeki çocukları görüp tanımamak mümkün değil bu teknolojiyle, çocukları görüyor,

çocuklar koşuyor ve yukarıdan bombalarla çocukları öldürecek kadar insanlıktan çıkmış,

vahşileşmiş. Öte yandan masum kadın, yaşlı, hasta, çocuk demeden, hiçbir ayrım yapmadan

insanların üzerine bomba yağdıracak kadar vahşileşmiş bir yapı var burada. Onun için

insanlık suçu işleniyor ve büyük bir zulüm yapılıyor ve bütün dünya da bu insanlık suçunu,

insanlığın yok edilmesini, bu zulmü adeta canlı yayında seyrediyor. Buna herkesin karşı

durması, tavır koyması lazım. Bazı ülkeler destek veriyor, bunun bir meşru müdafaa sınırı

içinde olduğunu söylüyorlar, Allah için burada bir meşru müdafaa var mı?

SUNUCU: Yok efendim.

BEKİR BOZDAĞ: Nereye silah atılmış? Atıldıysa hangi binalar yıkılmış, hangi İsrail

vatandaşının burnu kanamış, hayatını kaybetmiş? Bu silahları atan kimdir, kendi atıp sonra

silah atıldı diye mi saldırı yapıyor yoksa öte yandan bir silah şeyi varsa bunu niye

göstermezler? Baktığınızda bunun bir tane silah atılmışsa bunun karşılığı bu mudur? Yani

orantısız bir şekilde bir güç kullanılıyor ve bunun meşru müdafaayla uzaktan yakından alakası

yok, meşru müdafaanın ne olduğunu herkes bilir. Ortada bir eşit güç yok, karşılıklı bir saldırı

yok, bir yanda göz yaşı döken, kendini, çocuklarını korumaya çalışan elinde silah olmayan

insanlar, öte yandan hava gücüyle, kara gücüyle saldıran bir devlet ve son model gelişmiş

teknolojiyle bunu yapan bir devlet var, ortada bir devlet terörü var. Buradan ben bir hususun

altını özellikle çizmek istiyorum, uluslar arası toplum eğer menfaat hesabını yapmaya devam

ederse bu tür olaylar karşısında daha çok Gazze’ler olur. Bir yerde insanlar ölüyorsa, insanlar

menfaat hesabı yapmamalı, önce ölümleri durdurmalı, sonra hesapları yapmalı, masaya

oturmalı sonra gerekiyorsa kavgasını masada yapmalı. Ama maalesef öyle olmuyor, işte

Srebrenitsa’da 95 yılın 11 Temmuz’unda Birleşmiş Milletler’in gözetiminde bir gece sabaha

kadar 8 bin civarında insan orada soykırıma tabi tutuluyor. Ne değişti? Şimdi Suriye’de kan

gölü, Irak’ta kan gölü, işte Gazze kan gölüne dönmüş durumda ve uluslar arası toplum bunu

seyrediyor. Onun için buradan bir kez daha sesleniyorum, diyorum ki bir yerde ölüm varsa,

bir yerde zulüm varsa o zaman onun karşısında bütün uluslar arası toplum bu ölümü getiren

azrailin karşısında, yani devlet olarak söylüyorum onun karşısında durmalı, bu zulmü yapan

devlet karşısında durmalı, bu devlet terörünü yapan karşısında durmalı ve insanları

yaşatmanın yolunu bulmalıyız. Maalesef Birleşmiş Milletler şu anda kuruluş fonksiyonunu

icra etmemektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kuruluş fonksiyonunu icra

etmemektedir, Güvenlik Konseyi 5 tane devletin menfaati haleldar olduğu zaman hareket

eden bir konsey durumunda, Birleşmiş Milletler de yine bu 5 devletin çıkarlarına göre tavır

alan bir durumunda. Esasında öz vasfını bana göre çoktan yitirmiştir. Eğer Birleşmiş Milletler

kuruluş amacına göre faaliyet gösteren bir kuruluş olsaydı Suriye’de 200 bin insan ölmezdi,

Irak’ta Işid terörü ve başka mezhep çatışmaları olmazdı. İşte 20 yıldır Afganistan böyle

olmazdı, Myanmar’da bu problemler olmazdı, Srebrenitsa’da soykırım asla olmazdı. Onun

için Birleşmiş Milletler’in asli fonksiyonuna dönmesi lazım, ben buradan bir kez daha hem

Birleşmiş Milletler’e hem uluslar arası topluma hem de bütün dünya ülkelerine çağrıda

buluyorum, İsrail’in bu devlet terörüne dur demeye, bunun karşısında tavır takınmaya onları

davet ediyorum. Buradan İsrail’e bir şey söylemek istiyorum, tabi bu zulümle İsrail’in kendi

kamu düzenini, kendi barışını, kendi güvenliğini ilanihaye devam ettirme şansı yok. Siz

öldürdükçe, zulüm yaptıkça korkutup sindirdiğinizi zannedersiniz ama gerçek hiç öyle olmaz.

Zulüm her zaman sizin karşınızda, sizi yok etmek üzere daha güçlü birlikteliklerin oluşmasına

yol açar. Biz tarihten biliriz kutsal kitaplardan da biliriz, neyi biliriz işte Mısır’da Firavun

kahinler geliyor ona diyorlar ki Firavun’a işte bugünlerde bir doğan çocuk var, o çocuk senin

tahtını, tacını yerle bir edecek, ona karşı tedbir al diyorlar. Ne yapıyor Firavun? Ondan sonra

bütün çocukların öldürülme talimatını veriyor, kendi tahtını korumak, kendi güvenliğini

sağlamak için çocukların, kundaktaki çocukların hatta doğmamış ana karnındaki yavruların

öldürülmesi talimatını veriyor, analar saklanıyor orada, bir sürü bebek katliamı yapılıyor. Şu

anda İsrail’in yaptığının geçmişte Firavun’un yaptığından hiçbir farkı yok. O da bebekleri

katlediyordu, şimdi bunlar da bebekleri katlediyor. Peki Firavun ne oldu kaldı mı ortada? O

katletmek istedikleri bebeklerden birini Cenab-ı Allah onun sarayında onun kucağında

büyüttü, sonra o da Firavun’u yok etti. Onun için zulüm yapa yapa ayakta kalmış hiç kimse

yok, eğer İsrail bulunduğu yerde ülkesinin güvenliğini istiyorsa, güvenlik içinde yaşamak

istiyorsa önce bu zulümleri durdurmalı, bu ölümlere son vermeli ve insan esaslı, insanı

yaşatma esaslı, barış esaslı bir devlet olduğunu göstermeli. Aksi takdirde bugün bu kadar

öldürür, yarın başka bir zaman öldürür ama bir gün bir Selahattin Eyyubi gelir İsrail diye bir

şey ortada kalmaz. Ya onlar bunu da görmesi lazım, çok net olarak ifade ediyorum, öldüre

öldüre ayakta kalmış dünyada hiçbir devlet yok, kendi güvenliğini sağlamış hiçbir devlet yok.

İsrail bu yaptıklarıyla kendi ülkesinin güvenliğini, kendi vatandaşlarının hayatını güvence

altına aldığını düşünüyorsa aldanıyor.

SUNUCU: Sayın Bakanım müsaade ederseniz sorularla açalım programımızı, Nurettin Bey

Kon TV buyurun efendim.

NURETTİN BAY: Evet ben 10 Ağustos’a buradan bir geçiş yapmak istiyorum, efendim kısa

bir süre sonra, bayramdan sonra Türkiye yeni cumhurbaşkanını seçecek, Sayın Başbakan

vizyon belgesini açıklarken yeni bir Türkiye’den ve yeni bir cumhurbaşkanından bahsetti. Bu

yeni cumhurbaşkanı tabi ki diğerleri gibi olmayacak çünkü ilk defa cumhuriyet tarihinde bir

cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek. Cumhurbaşkanlığını yeni kılacak olan sadece halk

tarafından seçiliyor olması mı olacak, yoksa cumhurbaşkanı bugüne kadar gelmiş

cumhurbaşkanlığı anlayışına yeni bir değişiklik mi getirecek? Sizin alanınız olduğu için

kanun ve anayasada bugüne kadar kullanılmayan, yani teamüller gereği böyle bugüne kadar

gelmiş kullanılmayan hangi yetkileri var da Sayın Erdoğan bu yetkileri kullanacak? Yani yeni

cumhurbaşkanı ve yeni Türkiye nasıl olacak?

BEKİR BOZDAĞ: Esasında Türkiye’de ilk defa cumhuriyet döneminde değil Türk milletinin

tarih sahnesinde yer aldığı günden beri yazılı tarih açısından en azından ilk defa bu millet

kendi devlet başkanını, cumhurbaşkanını doğrudan seçecek. Çünkü cumhuriyetten önce

hakanlar, sultanlar, padişahlar, kağanlar değişik isimlerle devlet başkanları var, bunlar hep

miras yoluyla intikal etmiş. Ama cumhuriyetten sonra da bir aracı yoluyla seçilmiş, halkı

mümeiz görmemişler cumhurbaşkanı seçmeye, onların aracıları seçmiş, kaldı ki onların

aracılarına da seçtirmemişler hep bir baskıyla onları dilediklerini seçtiren bir uygulama

görmüş. Ama ilk defa biz bütün tarihimiz boyunca doğrudan bir cumhurbaşkanı seçeceğiz, o

yüzden 10 Ağustos tarihi bir olaydır. Öte yandan bir başka önemli tarihi bir olaydır,

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimleri hatta cumhuriyetten önce aile içinde bile olsa miras

yoluyla sultan, hakan değişimleri hep problem olmuştur. Osmanlı’yı biliriz, öncekileri biliriz,

cumhuriyet döneminde de krizler olmuş, kaoslar olmuş, hatta darbe sebebi gerekçesi olmuş.

En son işte 367 olayını biz yaşadık, şimdi bu cumhurbaşkanlığı seçiminin diğerlerinden farkı

biraz da burada yatıyor çünkü halk oylamasıyla halkın cumhurbaşkanı seçimine karar

verdikten sonra cumhurbaşkanlığı seçimleri kriz ve kaos olmaktan çıkmıştır. 2007’yi

hatırlarsanız cumhuriyet mitingleri, Danıştay saldırısı, Malatya Zirve Yayınevi cinayeti,

Rahip Santoro cinayetleri, şöyle bir bakın Türkiye’de 367, işte 28 Nisan bildirisi baktığınızda

bir sürü o dönemde karanlık olay var. Bunların perde artası çıkacaktır ortaya. Şimdi var mı

bunların hiçbiri? Yok. Niye yok? Çünkü artık herkes görüyor ki bunu vatandaş sandığa

atacağı oyla belirleyecek, o yüzden burada bir kriz ve kaosla netice alma imkanı yok. O

yüzden bu seçim bu yönüyle de çok farklı bir seçimdir. Peki cumhurbaşkanı yeni olacak mı?

Yeni olacak, seçildiği için yeni olacak ama seçilirken takip edilen yol nedeniyle de yeni

olacak, yetkiler nedeniyle de yeni olacak, güç nedeniyle de yeni olacak, demokratik

meşruiyetin güçlülüğü nedeniyle de yeni olacak. Şimdi bakın propaganda başladı CHP, MHP

genel başkanları ve çatı adayları ne diyordu, işte biz parlamenter sistem olacak,

cumhurbaşkanı sembolik olacak, işte şöyle olacak, böyle olacak diyorlar değil mi? Şimdi

meydanlarda konuşuyorlar, söylediklerine bakın nedir buldukları slogan? Ekmek İçin

Ekmeleddin. O zaman cumhurbaşkanı nereden ekmek verecek, sembolik olacaksa

Çankaya’da oturacak, ekmeği hükümet verecek, yani Ekmek İçin Ekmeleddin diyince yatırım

yapmayacaksa, bütçeye karışmayacaksa, hükümete karışmayacaksa, bu işi başbakan ve

hükümet yapacaksa, yani nereden verecek ekmek? Ekmek vermek için siz fırın yapmanız

lazım, oraya un getirmeniz lazım, adam getirmeniz lazım. Ben bu işlere karışmayacağım

diyor, yol da yapmayacağım bu işte bu benim işim değil diyor, bu hükümetin işi. Ama dikkat

edin sloganına bakın Ekmek İçin Ekmeleddin diyor, sonra dış politikayla ilgili konuşuyor, o

zaman dış politika hükümetin işi sen niye konuşuyorsun? Orada oturacaksın, hükümet

yapacak. Diyelim oraya geldiği zaman dış politikayı cumhurbaşkanı belirlemeyecek, hükümet

belirleyecek. Ama şimdi dikkat ediyor ne diyor, ben diyor şey yapacağım diyor, işte bu

konularda şöyle yapacağım diye kendi iradesini açıklıyor. Dikkat ederseniz propaganda

dönemi ile Türkiye’de fiili bir yenilik başlamıştır. Cumhurbaşkanı adayları aktivizme karşı

olanı da dahil işte CHP – MHP’nin çatı adayı işte Sayın Demirtaş aslında aktivizme karşı,

cumhurbaşkanının yürütmenin üzerinde çok büyük bir güç olmasına karşılar. Sembolik

olmasını istiyorlar ama propagandaya baktığınızda bunlar çok net bir şekilde biz aktif

olacağız diyorlar, sembolik olmayacağız diyorlar. Halka bir takım vaatlerde bulunuyorlar,

cumhurbaşkanı sembolikse niye vaatte bulunuyorsun? Sen orada oturacaksın yani bunların

anlayışına göre öyle diyorlar ama dikkat ederseniz propagandayla değişti. Sayın

Başbakanımız zaten baştan beri cumhurbaşkanlığıyla ilgili düşüncelerini çok net söylüyor ve

cumhurbaşkanlığı makamının terleme makamı olduğun söylüyor ve orada milleti için her

alanda koşacağını, hükümetle el ele vermiş bir cumhurbaşkanının Türkiye’ye çok şey

katacağını hep ifade ediyor. Şimdi bu propaganda evresinden bence değişim başladı. Makam

gelip oturduktan sonra da bu değişim ne yapacak devam edecektir. Çünkü Çankaya’da oturan

cumhurbaşkanı şu andaki veya daha önceki cumhurbaşkanlarımız gibi meclisin belli

çoğunluğunun seçtiği biri olmayacak. Kim olacak? En az arkasında %51 halk desteği olan

birisi olacak, yani büyük bir güç, halkın desteği asgari %51, belki %60, belki %70 olacak onu

bilemeyiz. Şimdi bir şeye cumhurbaşkanı hayır dediği zaman veya evet dediği zaman biz

onun arkasında temsil kendisine destek veren bu %51’in ve daha fazlasının görüşü olduğuna

inanmamız lazım. Bir veto edildiği zaman bir kanun veya geri gönderildiği zaman bunun

sıradan bir gönderme değil ona daha iyi bir gözle bizim ne yapmamız gerekiyor, bakmamız

gerekiyor. Bir şey daha burada ilave olarak söyleyeyim, son olarak söyleyeyim şimdi

cumhurbaşkanları oraya yetkileriyle anayasanın 104. maddesine baktığınızda büyük yetkileri

var, esasında bu yetkiler parlamenter sistemde olmaması lazım. Şimdi bizim muhalefet diyor

ya parlamenter sistem, Türkiye’nin sistemi adı parlamenter dense dahi kesinlikle parlamenter

sistem değil, kendine özgü bir sistem. Çünkü parlamenter sistem derseniz cumhurbaşkanına

bu kadar yetki verilmez, rektörleri cumhurbaşkanı atıyor, efendim valileri cumhurbaşkanı

atıyor, bütün il müdürlerini cumhurbaşkanının imzası olmadan atanamıyor, Danıştay’ın dörtte

birini cumhurbaşkanı atıyor, Anayasa Mahkemesi üyelerini cumhurbaşkanı atıyor, bakanlar

kurulunun hiçbir kararı cumhurbaşkanının imzası olmadan yürürlülüğe girmiyor, kanunları

onaylıyor. Şimdi baktığınız zaman cumhurbaşkanlığını bizim anayasamız sembolik tutmuyor,

yasamaya dair görevler vermiş, var diyor senin yasama görevlerin, yürütmeye dair görevler

vermiş, var diyor, yargıya dahi görevler vermiş, var diyor. Peki Sayın Gül ve önceki

cumhurbaşkanı bunları yapmadı mı? Bunları yaptılar, bu yetkileri kullandılar, görevlerini ifa

ettiler ama cumhurbaşkanı bir noktada sembolik pozisyon olduğu için aktivizme girmedi ama

şimdi bakın cumhurbaşkanının bir daha seçilme imkanı olacak. Şimdi vaat verdiler meydanda,

ondan sonra seçildiler oraya geldiler o vaatlerinin takipçi olmak zorunda. Hükümete karşı

belli noktalarda bir tavır da geliştirmek durumunda kalabilir. Çünkü halkın menfaatiyle

hükümetin yaptıkları çatıştığı zaman halkın seçtiği cumhurbaşkanı halkın yanında duracaktır

ki bir daha seçilme imkanı olsun, aksi takdirde halkın huzuruna geldi mi vatandaş ne diyecek

sen meydanlarda konuştun ama biz seni seçtik hiçbirini yapmadın, şunu etmedin, bunu

etmedin. Halkın bir daha cumhurbaşkanını seçecek olması da cumhurbaşkanının orada

terlemesini gerektirecektir.

SUNUCU: Sayın Bakanım Kanal E Televizyonu Zeki Bey’le devam edelim.

ZEKİ AKBIYIK: Sayın Bakanım biraz önce dediniz ki artık değişim başladı dediniz,

cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan seçildiği taktirde de artık Türkiye şunu tartışıyor

Türkiye yarı başkanlık sistemine geçecek mi diye, başkanlık olacak mı diye, çünkü halkın

yüksek oy verdiği bir cumhurbaşkanı olacak. Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da

açıklamalarında ben oturan cumhurbaşkanı değil yetkilerini kullanan bir cumhurbaşkanı

olacağım diyor, gerekirse bakanlar kurulunu da toplayıp toplantı yapacağını ifade ediyor.

Artık Türkiye yarı başkanlık sistemine geçmiş olur mu 10 Ağustos’tan sonra?

BEKİR BOZDAĞ: Bana göre Türkiye şimdiden geçmiş durumda. Neden? Kampanya demin

de söyledim CHP’nin, MHP’nin genel başkanlarının adayı partilerinin demiyorum genel

başkanlarının adayı dahi şimdiden parlamenter sistemin öngördüğü cumhurbaşkanı

olmayacağını anlattığı şeylerle ortaya koyuyor. Ekmek vereceğim diyor, eğer parlamenter

sistemin öngördüğü cumhurbaşkanı olacaksan sen ekmek mekmek veremezsin, ekmek verme

yetkin de yok. Yani onun için.

SUNUCU: Sayın Bakanım şöyle bir şey olabilir mi?

BEKİR BOZDAĞ: Buyurun.

SUNUCU: CHP döneminde ekmek karneyle satılıyordu, belki Ekmeleddin Bey karnesiz

verecektir.

BEKİR BOZDAĞ: Yani ekmek karneye bağlanırsa torpil için oraya gidebilirler. Şimdi bir

tanesi bu, bir defa bu meydanlarda adayların söyledikleri şey bana göre fiili yarı başkanlık

sistemine geçmeyi kabul ettiklerini gösteriyor. CHP’nin adayı dahil buna çünkü söyledikleri

bunu gösteriyor. İkincisi yarı başkanlık sisteminin özelliği nedir? Literatürde tanımı şu

deniliyor ki halkın devlet başkanı seçtiği sistemin adıdır diyor, bir tanesi bu tanımlardan biri.

İkincisi halk seçmese bile eğer cumhurbaşkanlığı yetkileri çok güçlüyse diyor o zaman bu da

yarı başkanlık sistemi olabilir. Şimdi Türkiye’ye baktığınızda bu iki şartın ikisi de

gerçekleşiyor. Yani bir defa halk seçiyor, ikincisi seçilecek cumhurbaşkanını yasama,

yürütme, yargıya dair anayasada çok geniş yetkileri ve görevleri var ve bunları yerine

getirecek. Dolayısıyla ben 10 Ağustostan sonra cumhurbaşkanlığı seçimiyle beraber resmi

olmasa bile fiili bir durum ortaya çıkacaktır, şimdi kampanyada çıktığı gibi. Bu Türkiye’ye

kazandırır. Neden kazandırır? Bakın Çankaya’yla hükümetin karşı karşıya olduğunda hep

Türkiye kaybetti. İstikrarsız yönetimler olduğunda da hep Türkiye kaybetti, koalisyonlar

olduğunda da hep Türkiye kaybetti. Şimdi şöyle bir geriye dönüp bakın 99-2002 arasında

istikrar yoktu koalisyon vardı ve 21 Şubat krizi Türkiye’yi mahvetti. Geriye dönün 95 ile 99

arasında Anayol – Refahyol – Anasol D – D Anasol hükümetleri oldu 28 Şubat geldi Türkiye

tekrar kaybetti. 91’den sonra yine bakın DYP – SHP koalisyonu oldu 5 Nisan 94 ekonomik

krizini yaşadık Türkiye kaybetti. Geriye dönüp bakın Türkiye’nin geliştiği büyüdüğü yıllar

sadece siyasal istikrarın ve güçlü iktidarın olduğu yıllardır, bunlar da tek başına iktidarların

olduğu yıllardır. İşte Özal dönemi, işte Erdoğan dönemi, işte Menderes dönemi bunlara

örnektir, Atatürk dönemi örnektir baktığınızda. Onun için bizim ülkemizde sistem değişikliği

esasında istikrarsızlığın da önüne geçecek en önemli şeydir, çünkü sistem istikrarsızlığı

önleyecektir, şu anda istikrarsızlık çıkmıyorsa neden çıkmıyor? Halk izin vermediği için

çıkmıyor, koalisyonlara dönse vatandaş o zaman istikrarsızlığın ne demek olduğunu hemen

görür ama sandıkta millet diyor ki hayır ben istikrarsızlıktan çok çektim, krizlerden çok

çektim, istikrarsızlığa ben oy vermem diyor veriyor. O yüzden ben bu sistem değişikliği fiilen

de olsa Türkiye’nin istikrarlı bir şekilde gelişmesine, büyümesine katkı sağlayacağına

inanıyorum. Vatandaş şimdi bu noktada uyumu görürse, bunun faydasını görürse o zaman

bugün belki karşı olan bazı çevreler halka etkilemek isteyen bazı kesimlerin etkisi azalacak,

vatandaş diyecek ki dur bakalım senin dediğin şöyle kıyamet kopacak, böyle memleket zarar

görecekti ama şu anda bakıyorum Türkiye bu işten fayda görüyor diyecektir ve vatandaşın bu

noktadaki sistem değişikliğine dönük desteği daha da artacaktır.

SUNUCU: Efendim bir reklam aramız olacak, reklam aramızdan sonra İbrahim Bey’le Kanal

Urfa’yla devam edeceğiz Sayın Bakanım. Evet Sayın Bekir Bozdağ’la programımız

reklamlardan sonra devam edecek, bizden ayrılmayın efendim.

SUNUCU: Anadolu Soruyor programı devam ediyor, konuğumuz Adalet Bakanımız Sayın

Bekir Bozdağ. Kanal Urfa Televizyonu Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Toru Bey’de

kalmıştık, buyurun efendim.

İBRAHİM TORU: Sayın Bakanım ben özellikle yargı konusuyla ilgili sorum olacak,

Türkiye’nin gündemi en çok yargı konusu gündeme aldı. Özellikle AK Parti hükümeti

tarafından bilindiği üzere bazı yargı mensupları hep gelişimden yana değil de sıkıntı

noktasında oldu. AK Parti hükümeti tarafından özellikle 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı

seçimlerinden sonra yargıda nasıl bir değişiklik olacak ve bu konularla ilgili yeni Türkiye’nin

önündeki sıkıntıları ve sıkıntılar olan yerler nasıl bir değişikliğe gidecek? Bunlarla ilgili

görüşünüz ne?

BEKİR BOZDAĞ: Çok geniş kapsamlı cevabı gerektiren bir soru ama ben kısacak şöyle

söyleyeyim yargı son derece önemli. Çünkü devletle ihtilafı olan vatandaşın başvurduğu

yerde kendi aralarında ihtilafı olan vatandaşların başvurduğu yerde yargı, adalet arayan herkes

oraya gidiyor. Eğer yargı hukuk devletinin gereklerine göre işler ve adalet dağıtan bir yer

olursa orada gerçekten adalet güçlü olur, insanlar mutlu olur, yargıya da güvenir, devletine de

güvenir. Burada sıkıntı olursa problem var demektir, Türkiye’de yargı maalesef tartışmaların

tam göbeğinde yer alıyor. Esasında siyasetten neredeyse daha çok tartışmaların konusu

durumunda. Halbuki olmaması lazım, yargıçlar kararlarıyla konuşmalı onun dışında

susmalıdır, yargı görevi yapanlar buna çok riayet etmelidir. İnsanlar kararlarından ikna

olmayabilir ama gerekçesi, kararın gerekçesi okunduğu zaman insanları ikna etmelidir. Eğer

siz bir karar veriyorsunuz sonra gerekçelerini de yazıyorsanız, insanlar gerekçeyi okuyor,

karara ikna olmuyorsa 100 tane basın açıklaması yapsanız da kıymeti yok. Çünkü kararın

doğruluğunu basın açıklamaları değil kararın bizzat kendisi ve onu doğrulayan gerekçesi

gösterir. O yüzden yargı mensuplarının bir defa bu konularda hassasiyet göstermesine ihtiyaç

var, Türkiye uzun bir zaman Yargıtay, Danıştay, HSYK bildirileriyle, açıklamalarıyla her gün

krizden krize koştu yıllar yılı. Borsa bir çıktı, bir indi ve bütün bunlar siyasallaşmış yargının

göstergeleridir. Türkiye yine siyasallaşmış yargı anlayışıyla boğuşuyor, bizim en büyük

mücadelemizden bir tanesi yargının siyasallaşmasını hangi gerekçeyle olursa olsun

önlememiz lazım. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda hepimizin hassasiyet

göstermesi lazım ama bazı yargı içinde görev yapanlar şöyle düşünüyorlar tarafsızlık,

bağımsızlık demek laifselliktir, keyfiliktir yani kimseye hesap vermemek, kimseyle bir şey

yani ben dilediğim gibi hakimsem kanun ne yazarsa yazsın savcıysam, hakimsem ben onu

nasıl anlıyorsam kanun odur. Benim tarafsızlık ve bağımsızlıktan anladığım şey hiç bir şeyle

bağlı olmamak değil, tam tersine bağlılığı ben anlıyorum. Neyle bağlı olacak? Anayasa 138

çok açık, hakim ve savcılar görevlerini yaparken anayasa, hukuk, kanun ve vicdanıyla bağlı

olacak bunun dışındaki bağlılıkları reddedecek. Eğer bir hakim veya savcı anayasa kanun,

hukuk ve vicdanla değil de inancıyla bağlıysa, bir cemaatle bağlıysa, tarikatla bağlıysa,

ideolojik bir yapıyla bağlıysa, siyasal bir düşünceyle bağlıysa kusura bakmasın ne

bağımsızdır, ne de tarafsızdır. Biz Türkiye’de yargının anayasa hukuk kanun ve vicdanla bağlı

çalışan bir yargı olması için elimizden geleni yapacağız. Son günlerde tartışılıyor işte Türkiye

yargısının içerisinde işte Fethullah Gülen’in hakimleri, asvcıları var, paralel yapının

hakimleri, savcıları var işte falanın hakimi, savcısı var, ben adalet bakanı olarak çok net

söylüyorum yargının içerisinde bizim Fethullah Gülen’in hakim ve savcısına da falan

cemaatin filan tarikatın falan siyasi görüşün hakimi savcısına da bizim rıza göstermememiz

lazım. Eğer hakimler, savcılar böyle anılıyorlarsa, öyle bir algı oluşturmuşlarsa işte orada

hukuk devleti sıkıntıda demektir. Şimdi Türkiye’de hukuk devleti bu anlamda baktığımızda

maalesef sıkıntıda. Onun için buradan çok net söylüyorum biz Türk yargısının milletin yargısı

dışında başkalarının yargısı olmasına asla izin vermeyeceğiz kesinlikle. Hangi bağlılığı olursa

olsun herkes anayasa, yasa, kanun ve vicdanına bağlı hareket edecek, bunun dışında

bağlılıklarla kim hareket ederse etsin biz onun karşısında duracağız, onun karşısında hukuku

ve hukuk devletini savunacağız, yargıyı içinde az da olsa bazı kesimler, bazı kişiler farklı

farklı saiklerle hareket edebilirler onlardan da yargıyı kurtarmamız lazım. Türkiye yargısını

milletin gerçek yargısı yapmamız için ne lazımsa biz onu yapacağız. Alacağımız tedbirler,

radikal tedbirler almamız gerekiyorsa onu da tereddütsüz alacağız. Yani bundan yana

kimsenin bir endişesi olmasın.

SUNUCU: Sayın Bakanım yeri gelmişken özür diliyorum iki tane konu var hemen soralım bir

güncel gelişme olduğu için. Cemaat soruşturmasıyla ilgili olarak Serdar Coşkun’la ilgili

HSYK 3. Dairesi bir inceleme herhalde kararı vermiş diye bir gelmeden önce haberleri

dinleme imkanım oldu. Bir de Zekeriya Öz’le ilgili herhalde Sayın Başbakan’a yönelik bir

tweet atmış. Özellikle bu şeyde cemaat soruşturması kapsamındaki tartışmalar, böyle bir

soruşturma nedir ne değildir gazetelere de çok çıktı da nedir efendim son durum bilginiz var

mı?

BEKİR BOZDAĞ: Zekeriya Öz Türkiye’de yargı içinde en çok tartışılan kişilerden birisi.

Yaptıklarıyla bana göre bağımsız ve tarafsız bir yargı görevlisi olma vasfını kaybetmiştir.

Yani yaptığı görevi tarafsız ve bağımsız yapabilme kabiliyeti yoktur, yani yaptığı

açıklamalara, attığı tweetlere baktığınız zaman içinde başkalarına karşı kin ve nefret, öfke

birikmiş ve bu kin ve nefretini, öfkesini frenleyemeyen bir durumda ve ülkenin başbakanını

işte sonun falan gibi olacak şekilde tehdit edebilecek kadar kendinden geçmiş durumda. Yani

Bolu’da cumhuriyet savcısı olabilir ama ben adalet bakanı olarak onun cumhuriyet savcısı

vasıflarını taşıdığına inanmıyorum çünkü adalet dağıtacağına da inanmıyorum, cumhuriyet

savcısı olma vasfını yitirdiğine inanıyorum. Tabi bu noktada elbette ki HSYK’nın görevini

yapması lazım, eğer bir savcı tarafsızlığını yitirmiş, ülkenin başbakanını tehdit eden sonun

Kaddafi gibi, Saddam gibi olacak diye öznesini söylemeden adresi belli mesajlar atıyor, buna

cüret ediyorsa ve bu da ülkede cumhuriyet savcılığı yapmaya devam ediyorsa orada elbette ki

hukuka güven zedelenir, elbette insanlar bundan rahatsız olur. Şu anda Zekeriya Öz’ün

yaptıklarıyla söyledikleriyle bana göre cumhuriyet savcılığı vazifesini, cumhuriyet savcılığı

vazifesini tarafsız ve bağımsız bir biçimde yapma niteliğini kaybetmiştir. Halbuki yargı

görevi yapanlar görevini yaparken tarafsız olması gerekir, bağımsız olması gerekir. Böyle bir

şey olabilir mi? Dünyanın hangi ülkesinde bir cumhuriyet savcısı öznesini belirtmeden adresi

belli tehditler savuracak ve orada görevini burası hukuk devleti diye yani ona buna hakaret

ederek, onu bunu tehdit ederek daha sıradan vatandaşları değil ülkenin başbakanına hakaret

ederek, ülkenin başbakanını tehdit ederek cumhuriyet savcılığı görevini yürütüyor ve buna da

tarafsız cumhuriyet savcı,ı bağımsız cumhuriyet savcısı denecek. Bunu eleştirdiğin zaman da

efendim hukuk devleti falan ayaklar altına alıyor, yargı bağımsızlığına müdahale ediliyor,

esasında yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını imha edenler bu tip görevlerinin gereklerine

uymadan hareket eden savcılar tarafından oluyor. O yüzden ben HSYK’yı göreve davet

ediyorum, zaten bir inceleme başlattı, inceleme başlatmak gerekmez bunlarla ilgili, bunun

gereğini yapmak lazım, eğer savcılar ülkenin başbakanını öznesini belirtmeden tehdit eder ve

bu şekilde vazifelerini sürdürürlerse orada hukuk olmaz. Şimdi başbakana bunu yapan bir kişi

sıradan vatandaşa ne yapar acaba? Sıradan insan karşısında ne yapar? Eğer ona bir öfkesi

varsa, ona bir nefreti varsa, onunla arasında bir ilişki bozukluğu varsa vallahi onu buldozer

gibi ezer hukuku, yargıyı kullanmak suretiyle. Onun için bizim hukuk devletini ve yargının

tam anlamıyla bağımsızlığını ve tarafsızlığını tesis edebilmek için yargı içinde tarafsızlık ve

bağımsızlığını yitirmiş bu yönüyle şöhret bulmuş kişilerle alakalı HSYK’nın mutlaka hukuk

devletine yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına sahip çıkan bir yaklaşımı ortaya koyması

lazımdır. İnceleme başladığını biliyorum, onun incelemenin sonucunda neticeyi göreceğiz.

Tabi diğer soruşturmayla ilgili inceleme başlatıldı, ben niçin başlatıldığını anlamış değilim.

Yani ne tür bir soruşturma var onu da bilmiyorum, işin doğrusu gizli bir soruşturma var, bu

soruşturmaya ilişkin gizlilik içerisinde yürütülen bir şey var öyle anlaşılıyor basından

çıkanlardan ama bakıyorsunuz o gizli soruşturmayla ilgili paralel yapının bir takım servisleri

var, bir takım manşetleri var, şeyleri var arkasından HSYK bir inceleme başlatıyor. Halbuki

soruşturma gizli, şu anda bu soruşturmanın içinde ne var kimse bilmiyor, ne yok kimse

bilmiyor, hukuka aykırı bir iş yapıldı mı kimse bilmiyor, hukukun dışına çıkıldı mı kimse

bilmiyor. Çünkü o ortada bir soruşturma olup olmadığı da belli değil ama o haberlere göre var

ama varsa bile bunun içerisinde ne var ne yok kimse bilmiyor, hiç kimsenin bilmediği.

SUNUCU: O haberlerde açıklama da yapılmamış herhalde Bakanım.

BEKİR BOZDAĞ: Tabi bilmediği şeylerle alakalı hemen haberler yapılıyor ve HSYK da

inceleme başlatıyor. Yani işin doğrusu soruşturma yürüten savcılarla ilgili daha ortaya

herhangi bir şey koymadan inceleme başlatılması şu demektir sen bu soruşturmayı

yapamazsın, yaparsan bak başına gelecekleri düşün demektir. HSYK bu anlamda bir tehdit

merci değildir, hakim ve savcıların görevlerinin bağımsız ve tarafsız yapmasının sigortasıdır.

Esasında hakim ve savcıların bağımsız ve tarafsız yapması ve bağımsızlığına müdahale eden

her şeye karşı orası bir kalkandır ama bundan daha öte vatandaş için bir sigortadır. Çünkü

bağımsızlık ve tarafsızlık dışına çıkan, hukuk devletinin dışına çıkan birisi varsa HSYK

müdahale eder ve orada hukuksuzluğun, haksızlığın önüne geçer. Yani hukuk devletinin

sigortasını attırmaz. Yani o noktada ben işin doğrusu kurul başkanı olarak daha ortada bir şey

yokken HSYK’nın böyle bir inceleme başlatmasını soruşturma yürüten savcı bakımından bir

tehdit olarak algıladığımı buradan ifade etmek isterim, HSYK’nın böyle bir görevi yok.

SUNUCU: Evet efendim, Kadir Bey devam edelim buyurun efendim.

KADİR GÜÇTEKİN: Sayın Bakanım iyi günler öncelikle tekrar programın başındaki konuya

dönecek olursak İsrail konusuna özellikle Sayın Başbakanın da söylediği hani Birleşmiş

Milletler’e siz ne işe yarıyorsunuz dedi, İslam dünyasına siz neredesiniz dedi, Güvenlik

Konseyi tarafından sevilmediğini dile getirdi filan. Bunların hepsini toplarsak hani siz de

programın başında yeterince açıkladınız gerçi ama bir şey yapmadıklarını sadece 5 üyenin

çerçevesinde döndüğünü, peki nasıl bir somut adım atılmalı sonuçta orada devam eden bir şey

var, uluslar arası kamuoyunda bazı şeyler durduysa artık özellikle hukuk konusunda da hani

düşünürsek İsrail’e çünkü bir yaptırım yapılamıyor şu an. Mavi Marmara’da gerçekten bir

tazminat filan oluyor ama ona rağmen İsrail’e bu yeterli bir yaptırım olmuyor gibi diyor ki

hala devam ediyor hiç hız kesmeden. Nasıl somut adımlar atılması lazım?

BEKİR BOZDAĞ: Birleşmiş Milletlerin bugüne kadar İsrail aleyhinde aldığı onlarca karar

var, onlarca karar var. Fakat İsrail bu kararların bugüne kadar hiçbirinin gereğini yerine

getirmedi. Esasında Birleşmiş Milletler kendi üzerinde yürüdüğü hukuka baktığınız zaman bu

kararların yerine getirilmemesinin bazılarının müeyyidesi var bazılarının yok. Müeyyidesi

olan kararları müeyyidesini uyguladığı zaman İsrail hiçbir şey yapamaz. Şimdi İsrail bir şey

görüyor, on karar aldı yerine getirmedi hiçbir şey olmadı. Elli karar aleyhine aldılar yerine

getirilmedi hiçbir şey olmadı. Yüzü geçti kararlar yine bir şey olmadı. Onun için İsrail’de

Birleşmiş Milletlerin kararı sinek vızıltısı gibi geliyor. Çünkü bu kararların gereği yerine

getirilmediği zaman uygulanması gerekli müeyyidelerin hiç birisi uygulanmadı. Şimdi

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir araya gelmiş olsa İsrail’e bu saldırıları derhal durdur

çağrısı yapsa İsrail devam edemez. Çünkü eğer durdurmazsa şu müeyyideleri tatbik edeceğiz

dediği zaman İsrail’in bütün dünyaya kafa tutma güç ve kudreti asla yok. Ama insanlık bunu

demesi lazım, şimdi der mi işte Amerika Birleşik Devletleri Başkanı bu mücadeleyi

destekliyoruz diyor ancak sivillerin zarar görmemesine itina gösterin diyor. Merkel açıklama

yapıyor ‘bu meşru müdafadır diyor’ baktığınızda böyle bir yaklaşım var. İsrail’in öldürdükleri

Hristiyanlar olsaydı acaba Sayın Obama sivilleri konusunda hassasiyet gösterin, mücadelenizi

destekliyoruz diye bir açıklama yapar mıydı? Veya Merkel böyle bir meşru müdafadır desteği

verir miydi? Vermezdi. Ölen Müslüman olunca öldüren de İsrail olunca ne yapılıyor,

destekleniyor ve bu ölümlere göz yumuluyor.. Biz onun için diyoruz ki Birleşmiş Milletler bir

yerde insan ölüyorsa, öldürenler zalimse, haksızsa, hukuku hem uluslararası hukuku

çiğniyorsa onlar tavrını koymalı eğer tavrını koyarsa dünyanın hiçbir yerinde inanın savaş

mavaş olmaz. Neden olmaz? Çünkü bir ülke yönetimi birine zulüm yapacak veyahut da bir

ülkeye saldıracak. O zaman bilir ki bu saldırının karşısında bütün dünya bir olmuş benim

karşımda duruyor. Ona cesaret asla edemez. Ama siz birine saldırdığında orada sessiz

kalırsanız, öbürüne saldırdığında hemen karşısında durursanız ne yapıyor bana diyor bir şey

yapmazlar diyor. İsrail’in bu pervasızlığı bu arsızlığının bu firavunlaşmasının arkasında

Uluslararası toplumdan açık gizli aldığı destek vardır. Bu destek olmamış olsa emin olun

bunları yapamaz. Türkiye sesini yükselttiği gibi sesini yükseltse bunu yapamaz. Bırakın

Türkiye’nin sesini yükselttiği gibi başka ülkelerde de halklar sesini yükseltse yine onu

yapamaz. Çünkü yönetimler halkları etkiler. Ama baktığınızda halklarda da tepki yok, başka

şey de yok. Onun için bu tepkisizliği ne yapıyor İsrail, alıp götürüyor. Türkiye’ye

baktığınızda Türkiye’den tepki var, kimden var? Hükümetten var, Başbakanımızdan var,

Cumhurbaşkanımızdan var, hükümetin her kesiminden var ama dikkat ederseniz büzüm

muhalefet partilerimiz Kılıçdaroğlu, Bahçeli konuşuyor buradan diğer küçük irili ufaklı

partiler konuşuyor. Buradan hükümete nasıl giydiririzin derdindeler. Yahu orada insanlar

ölüyor, gökten karadan ölüm yağdırıyor adam, oradan kalkıyor hükümete nasıl giydiririz,

Başbakanın İsrail yanlısı olduğunu göstermek için bir sürü iftira atıyorlar. Bu iftirayı yapanlar

İsrail Cumhurbaşkanının yüzüne bütün dünyanın gözü önünde siz adam öldürmeyi çok iyi

bilirsiniz haykırışını kimdi Allah aşkına. Türkiye’nin Kudüs’te büyükelçisi yok. Aman

ilişkileri bozmayın diye açıklama yapan kimdi, büyükelçiyi çeken kim? Şu anda bizim orada

büyükelçimiz yok. İlişkilerimiz normalleşmedi ve Başbakan açıklama yapıyor, diyor ki;

şunlar şunlar olmadığı sürece Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler asla normalleşmeyecektir.

Tüm bunlar ortada. İsrail’in özür dilediği bir devlet yok. Ama Türkiye’nin başbakanı,

hükümeti özür diletti ama maalesef bizim içimizde de dikkat edin siyasi hesaplar nedeniyle

böylesi bir vahşet karşısında bile ortak duruş maalesef partiler sergileyemedi. Ortak duruşa

ihtiyaç var. Hem halklar nezdinde hem ülkeler nezdinde.

SUNUCU: Evet TV1 Televizyonu Harun Bey buruyur;

HB: Sayın Bakanım 2001’den 2014 yılına kadar AK Parti iktidarda. Sayın Başbakanımız

sağlıkta, eğitimde, ekonomide, ulaştırmada ve turizmde büyük başarılara imza atmış durumda

ve hala da atmaya devam ediyor. Bu başarının sırrı nedir efendim? Bilgi verebilir misiniz

Sayın Bakanım?

BEKİR BOZDAĞ: Evet tabi buna dair cevaplar çok farklı olabilir. Yani benim gördüğüm

başarı nedenlerinden bir kaçını belki sizinle paylaşabilirim. Bir tanesi; Sayın Başbakanımızın

milletin içinden tırnaklarıyla gelen bir siyasal kimlik olması ve arkasındaki kadronun da

benzer özelliklere sahip olması. Yani birisi son derece ben bunu önemsiyorum. Çünkü itilen,

kakılan, dışlanan bir kadro her türlü olumsuzluğa rağmen mücadele edip iktidara gelmiştir.

İkincisi tabi inanmış bir kadro. Yani Türkiye’yi değiştirmeye ülkeyi güçlendirmeye,

insanımıza daha büyük imkanlar sağlamaya inanmış bir kadro, siz inanırsanız başarılı

olursunuz, başarılı olacağınıza inanırsanız ve hedefleriniz olursa bizim başbakanımız ve

kadrosu Türkiye’yi büyütmeye inanmış Türkiye’nin gücünün daha ileri noktalara getirecek

potansiyelleri barındırdığına inanmış bir kadro biz bu potansiyelleri harekete geçirmemiz

lazım birisi de bence bu. Ve çok çalışkan bir kadro. Şimdi ben başbakanımızla beraber

çalışıyorum, çalışma temposuna bakıyorum. Benim yaşım ona göre genç ama o tempoya emin

olun dayanmak kolay değil. Basına sorun, başkalarına sorun. Dikkat edin dünyanın bütün

ülkelerini gezen, Türkiye’nin illerine birer defa değil neredeyse beş defa ortalaması bazı iller

için ve altına düşmeyen bazılarında onun üstüne çıkan bakın gece gündüz demeden çalışan bir

başbakan var. O böyle çalışınca yirmi saat bazen yirmi dört saat çalışınca onun kadrosunda

ona göre kendini ayarlıyor ve herkes koşuyor. Şimdi siz bir ekipsiniz lideriniz koşuyor siz

duramazsınız onun için herkes koşuyor. Şöyle bir bakın geriye dönüp Rahmetli Ecevit’in

aylarca bakanlar kurulu toplanamadı, adım atamıyor başbakan. Ama şimdi bakın Türkiye’nin

başbakanı hakikaten çok çalışkan, çok disiplinli ve ekibini de çalıştıran kontrol eden, takip

eden müthiş bir orkestra şefi ve bu birlikte koşu ne getiriyor, başarı getiriyor. Çok çalışmak bu

çok önemli ve planlı çalışmak da çok önemli. Yani ne iş yapacağını bilmeyen değil biz ne iş

yapacağımız bilen bir kadroyuz. Başbakanımız daha başladığında bölünmüş yol dedi daha

başladığından yüksek hızlı tren dedi daha besmele çektiğinde toplu konut dedi besmele

çektiğinde üniversite dedi, şehir hastaneleri dedi. Şöyle bakarsanız bizim bugün Türkiye’yi

uçuran projelerimize havayolu, karayolu, denizyolu hepsine baktığınızda bizim esasında

2001’de yola çıktığımızda millete söylediklerimizin hayata geçmiş halidir. Biz hedefli hareket

eden bir kadroyuz. Hele bir bakalım bize yetki versinler de ondan sonra plan proje koyarız

diyen değil. Planını, projesini ortaya koyan ve sonra çıkıp halktan bu projelerin ben hayata

geçireceğiz diyen yetkili bir kadro. Bakarsanız CHP’de, MHP’de yoktur hatta soruyorlar

partilere sizin projeniz var mı? Bir iktidar verin ondan sonra projelerimizi açıklarız yoksa

bizim projelerimizi çalar diye proje saklayan şeyler var partiler var. bizde birde bu var.

İkincisi; Dürüstlük. Bakın 12 yıldır biz hükümetteyiz. Belediyelerin % 60’ında merkezi

hükümetin tamamında % 50 gibi bir oyla iktidarız ve bu ülkenin bütçesini yönetiyoruz.

Trilyonlar, milyarlarca dolarlık ihaleler yapılıyor 12 senede. Bakın bu hükümetler döneminde

bizim dönemimizde kurulmuş hükümetler döneminde yolsuzluk iddialarına bakın neredeyse

sıfırdır. Belediyelerle ilgili, bakanlarla ilgili, 17 Aralık ve 25 Aralık kumpasını iftira

kampanyasını bakarsanız 12 sene sonra bir iftira kampanyasıyla sadece karşı karşıyayız ama

hazine bu imkanlar ülkenin hazinesine sahip çıkmakla olacak iştir. Biz ne yaptık? Bu

memleketin hazinesi uzanan elleri kırdır o hazinenin suyuyla bütün Anadolu’yu suladık. Bu

hizmetler esasında yolsuzluğun önlendiği bir Türkiye’den kaynaklanıyor, dürüst iktidardan.

Tabi bir başka şeyde; siyasi iktidar, güçlü iktidar, iyi yönetim ve bunların doğurduğu güven

ortama Türkiye’yi uçurdu. Demin biraz bahsettik. Siyasi iktidar olmazsa, güçlü iktidar

olmazsa siz çözüm süreci diye bir süreci başlatamazsınız. Çünkü siz bu süreci başlattığınızda

birileri başlıyor; haindir diyor bölücüdür diyor siz güçlü iktidar olamazsanız bu haindir,

bölücüdür diyen bir metre önünü göremeyenler görme özürlüleri geçemezsiniz. Siz uzağı

görüyorsunuz adam ayakkabısının ucunu görmüyor. Güçlü iktidar ancak geçer onu da alır

götürür, yanında götürür o da görür ki ülkeyi bölmüyor bunlar bütünleştiriyor. Onun için

güçlü iktidar siyasi istikrar çok önemli. Koalisyon olsak biz, biz yüksek hızlı tren yapacağız

öbür ortak diyecek yaptırmam ben yaparsan bozarız. Bir çözüm süreci başlatacağız,

başlatırsan ben bu işi bozuyorum. Ya biz AB’ye gireceğiz, kardeşim ben karşıyım. O zaman

hükümet adım atabilir mi? Atamaz. Onun için bütün bunları sağlayan en önemli nedenlerden

bir tanesi de hiç şüpheniz olmasın siyasi iktidar, güçlü iktidar, iyi yönetim ve bunların

doğurduğu güven ortama son derece önemlidir. Daha bunu çoğaltılabilir ama benim

söylediklerimin bazıları bunlar.

SUNUCU: Sayın Bakanım ben küçük bir soruya hemen reklama geçmek istiyorum ve son

tura geçeceğiz. Şimdi tabi AK Parti döneminde 17 ve 25 Aralık hadisesinin dışında bir

yolsuzluk iddiası olmadı. Fakat muhalefette diyor ki yada bazı çevreler; ya işte niye fezlekeler

Meclis’e gelmedi, niye bakanlık bunu takip etmiyor, nice Meclis bunu takip etmiyor? Acaba

fezlekeler kaçırılıyor mu? Bir yanlışlık mı var? gibi bir takım spekülasyonlarda yapılıyor

efendim bunu da sormazsak olmaz. Ne dersiniz Sayın Bakanım?

BEKİR BOZDAĞ: Bunların tamamı bir algı operasyonunun parçası. Bakın 17 Aralık - 25

Aralık tarih bunu yazacak. Esasında bana göre Gezi Olayları dışarıdan planlanan bir hadise.

Mısır’da işte Suriye’de halk çıktı sokağa ülke yönetilemez hale geldi hükümet düştü. Bu

havayı vermek için bu bir dış aklın içerideki piyonlarıyla planladığı farkında olarak,

olmayarak içeride bazılarının kullandığı ben hükümeti düşürme operasyonu yoksa üç-beş

ağaç meselesi kesinlikle değil. Bunu çok net söyleyeyim. Bu 17 Aralık – 25 Aralık’ta düşmüş

hükümetin bakanlarının halk nezdinden itibarının tamamen yok etmeye dönük hazırlanmış

dosyaları. Yani Menderes’i nasıl indirdikten sonra şu kadar 12 uçak altın götürüyordu dediler,

çocuk-bebek davası hani oralardan yargıladılar. Bu bir nevi bununla ilgili bir şey, onu

yapamadılar. Şimdi Gezi başarılı olamadı. Gezi başarılı olamayınca seçime dönük şimdi üç-

beş ağaçtan biz insanları bu kadar sokağa döktük. Acaba yolsuzluk üzerinden bir operasyon

yapsak hükümeti düşürebilir miyiz? Elimizde de uyduruk dosyalarımız var ve buradan bir

hareket yapalım. 17 Aralık esasında yeni bir bu anlamda hükümete karşı bir hareket

başlatmak, hükümeti düşürmek daha sonra düşürmüş hükümeti yargılamakla ilgili daha büyük

bir aklın içerideki kuklalarıyla ürettiği projedir. Yani bir akim kalmış bir darbe harekatıdır

esasında. O da akim kaldı tarih bunları ileride çok net bir şekilde yazacaktır. O yüzden o da

muvaffak olamadı. Niye muvaffak olamadı? Çünkü bu millet bizi tanıyor. Ben başka yerlerde

anlattım burada bir kez daha söyleyeceğim. Şimdi iftira kampanyası sürüyor. İşte deniyor ki

her bakanın muta nikahlı hanımı varmış, çocukları varmış falan. Ben bir televizyonda

söyledim şimdi buradan tekrar söyleyeceğim. Ya benim hanım varsa bunu söyleyenler keşke

bunu getirseler de bir görsek, neredeymiş bu bizim hanım, benim niye haberim yok benim bu

muta nikahlı hanımdan. Bütün bakanlar isim vermiyor, iftira edenler. Bende bir bakansam her

bakanın muta nikahlı bir hanımı varsa bizimde vardır herhalde. O zaman bu iftirayı söyleyen

alçaklara buradan bir kez daha söylüyorum. Getirsinler şu bizim hanımı, neredeyse..

Fotoğrafını çıkarsınlar benim çocuklar neredeyse onları da lütfen getirsinler. Onun için bakın

bu millet bizi tanıyor. Ailelerimizi biliyor, başbakanı tanıyor, herkesi biliyor. Biz milletin

hakkına sahip çıktığımız için buradayız. Muhalefet işte bu algı operasyonunda nasıl olsa bu

muhafazakar kemsi bu millet haram konusunda hassastır. Bu hassasiyetten biz bunu hükümeti

vurabilir miyiz düşüncesi ve oradan hareket ediliyor. Ve algı operasyonunu büyütmek

istiyorlar ama beyhude. Çünkü bunun operasyon olduğunu bu millet gördü. Bir yolsuzluk

hadisesi olmadığını planlı bir operasyon olduğunu, yolsuzluğun hukuk yoluyla bir kılıf

olduğunu, hukuk kullanılarak ortaya konmuş bir kılıf olduğunu herkes biliyor. O yüzden de

muhalefetin bu çırpınışlarının veyahut da bu algı operasyonuna sunduğu katkının gerçekle bir

alakası yok. Çünkü bu dosyalar zaten soruşturmalar yürüyor, örtülmesi söz konusu değil.

Meclis’te komisyon kuruldu bakanlar kendileri istedi komisyon kurulmasını. Yarın Meclis

bunu inceleyecek ve bununla ilgili elbette bir karar çıkacak bunlarla ilgili yargısal süreçler

kanunlarımızın ön gördüğü usuller tamamlanmadan bitmesi söz konusu değil örtülmesi de söz

konusu değil, kaçması da kaçırılması da söz konusu değil. Onlar siyaset yapıyorlar, iftiraya

çanak tutuyorlar.

SUNUCU: Bir reklam aramız var. Son turda tekrar beraber olacağız. Sayın Bekir Bozdağ ile

sohbetimiz devam edecek. Bizden ayrılmayınız efendim.

SUNUCU: Anadolu Soruyor programı AK Parti Genel Merkezinde Sayın Bekir Bozdağ

Bey’le devam ediyor. Sayın bakanım son turdayız ben müsaade ederseniz bir soruyla devam

etmek istiyorum. Daha sonra arkadaşlarımızdan hızlı hızlı alırız. Efendim HSYK seçimleri

var. Bu seçimleri Cumhurbaşkanlığı seçimleri kadar önemli olduğu şeklinde gazetelerde,

televizyonlarda haberler çıkıyor. İşte bir tarafta cemaat etkili oldu diyenler var bir tarafta

ulusalcılar diyenler var. Hukuk açısından işte demokrasi açısından bu seçimlerin etkili olduğu

ifade ediliyor. Nedir efendim seçimlere ilişkin durum yani konuyla ilgili bir şey verebilir

misiniz?

BEKİR BOZDAĞ: Yürütme olarak bizim seçimlere müdahale etmemiz söz konusu değil.

Seçimler hakimler ve savcılar tarafından yapılıyor. Yargıtay üç asıl üye, Danıştay iki asıl üye,

Adalet Akademisi bir asıl, İdari Yargı üç, Adli Yargı yedi asil olmak üzere toplam 20 üye

seçiliyor. Tabi ki iki de doğal üye var 22 üyeden oluşuyor. Şu anda değişik gruplar seçim

kampanyası yürütüyor. Yargıda Birlik Platformu diye bir platform şu anda oluşmuş durumda.

Benim haricen edindiğim bilgilere göre bu platform esasında yargıda birliği sağlayan bir

platform. Çünkü yargının içerisindeki bütün farklılıkların sadece bir grup hariç tamamının bir

araya geldiği bir platform. Bunlar çalışmayı yürütüyor. Diğer başkaları ayrı çalışmalar

yürütüyor. Tabi sonuçta sandıktan bir karar çıkacak. Hepimiz o karara uyacağız. Bizde

yakinen takip ediyoruz çalışmaları umarız hayırlı bir sonuç çıkar.

SUNUCU: İnşallah, buyurun Nurettin Bey.

NURETTİN BAY: Efendim önümüzdeki dönemdeki en büyük sıkıntılardan bir tanesi hukuk

içerisindeki büyük bu gruplaşmalar. Son birkaç yıl içerisinde hassaten de 17 Aralık

hadisesinden sonra herkes şüphelenmeye başladı. Yani mesela devam eden bazı operasyonlar

vardı. Bunların paralel yapı tarafında oluşturulmuş suni operasyonlar olduğu iddia edildi.

Mesela Okyanus Operasyonu gibi 17 operasyon yapıldı. Millet bu konuyla ilgili alınan

karardan çok memnun değil ve bazı şeylerin ortaya çıkmasından sonra da gerek geçmişte

alınan kararlar gerekse de devam eden davalarla ilgili insanların beyninde, zihninde çeşitli

şüpheler oluşmaya başladı. Yani bir memlekette hukuk yoksa, adalet yoksa, çok ciddi bir

problem var demektir. İnsanların orada mutlu ve huzurlu olması mümkün değildir. Yani

Adalet Bakanı olarak sizin bu dönemdeki en büyük mücadeleniz hukukçuları hukukun

içerisine çekmek. Bunu nasıl başaracaksınız bu yönde bir çalışmanız var mı?

BEKİR BOZDAĞ: Türkiye’nin bana göre en önemli sorunu bu. Bizim hukuk devletini tam

anlamıyla tesis edecek herkesin hukukun içinde ve hukuka uygun hareket etmesini temin

edecek bir yargı yapısını oluşturmamız ve bunun oluştuğuna dair inancı da herkese kabul

ettirmemiz lazım. Adil olmak, adaleti ayakta tutmak ve adil olurken, adaleti ayakta tutarken

hakka ve eşitliğe tüm yasalara uymak son derece önemlidir. Türkiye’de bugün devam eden

bazı yargılamalara baktığımızda işte Okyanus yargılaması dediniz, bana geldi baktım.

Benimde vicdanım sızlıyor. Okyanusla ilgili

NURETTİN BAY: Konya’da normal vatandaşa gidin sorun bu konuyla ilgili muzdarip.

BEKİR BOZDAĞ: Bakın ben Okyanusla ilgili bana gelen bilgiler var. Benim vicdanım

Okyanusla ilgili sızlıyor. Sadece Okyanusla ilgili değil pek çok davayla ilgili Türkiye ikiye

bölünmüş durumda. Şimdi Konya’da Okyanus’ta bir gruba gidin işte paralel yapıyla irtibatta

olanlara çok doğru bir iş yapıldığını söylüyor ama Konyalılara sorun orada zulüm var diyor.

Şimdi Ergenekon’a bakın toplumun bir kesimi çok iyi hak ettiklerini buldu diyor öbür kesimi

hayır burada zulüm var diyor. Balyoz’a gidin öyle diyor. Şimdi baktığınızda sadece o değil

başka davalara bakın, pek çok davaya bakın

NURETTİN BAY: Keza futbolun içerisindeki şike davaları

BEKİR BOZDAĞ: ikiye bölünmüş durumda. Bir yargılama yapıldığında elbette taraflar

olacak, davacı olacak, davalı olacak. Eğer ceza davasıysa sanıklar olacak, müdahiller olacak.

Sonuçta bu karardan herkes memnun olmayacak. Daha çok ceza almasını isteyen var, hiç ceza

almamasını isteyen var elbette karar birilerini rahatsız edecek birilerini memnu olacak. Ama

bu davanın taraflarıyla sınırlı kalması lazım. Toplumun bakışına baktığınızda toplum hak

yerini buldu diyecek ama böyle değil. Türkiye’de son yıllarda görülen davalara baktığınızda

Türk toplumu ikiye bölünmüş durumda. Bir kısmı burada haksızlık var bir kısmı burada hak

var diyor. Biz hangisine inanacağız? Yargı yaptığı işlerle toplumu böyle karpuz gibi ikiye

bölmemeli.

NURETTİN BAY: Yani siyasette bu olabilir ama yargıda olmaması lazım.

BEKİR BOZDAĞ: Yargıda kesinlikle olmamalıdır ve bölmemelidir. Başka bir şey daha

söyleyeceğim. Bir karar veriyor idari yargı veya adli yargı, oradan bizim gazeteler manşet

atıyor, diyor ki; Yargıdan hükümete birinci gol manşeti.. Sonra ikinci gol manşeti, üçüncü gol

manşeti.. Şimdi yargının kararları hükümete birinci gol, ikinci gol, üçüncü gol diye takdim

edilirse orada demek ki sıkıntı var demektir. Daha net söyleyeceğim şimdi; idari yargıyla ilgili

kararlar var. Bugün akşam bir yerde de açıklayacağım onları. İki tane karar var, iki ayrı ilin

mahkemesi kararı. İsimler ve yerler hariç kararların ikisinin cümleleri dahi aynı, kelimeleri

dahi aynı. Bana göre hukukun ayaklar altına alındığı kararlar. Şimdi o zaman bizim burada

durup düşünmemiz lazım. Demin onun için ben söyledim. Yargı layüsel değildir bağımsızlık

ve tarafsızlık kanunu, anayasayı, hukuku, vicdanı tanımamak değildir, kimseye bağlı

olmamak değil esasında bağımsızlık ve tarafsızlık sadece anayasaya, hukuka, kanuna, vicdana

bağlı olmak bunun dışındaki bağlılıkları reddetmektir. Çünkü Türkiye’nin yargısına ilişkin

insanlarda şimdi endişe var. işte paralel hakimler, savcılar veya Fethullah Gülen’in hakimleri,

savcıları, falanların hakimleri, savcıları.. filanların hakimleri, savcıları.. Bizim yargımıza

yapılan en büyük kötülük budur. Onun için yargı görevi yapan herkesin milletin hakimi,

savcısı milletin yargısı olduğunu bilmesi ve ona göre hareket etmesi son derece önemlidir.

Bizim bundan sonra yapacağımız çalışmalarda yargıya olan güveni yeniden tesis edecektir.

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda insanımızın kafasındaki bütün tereddütleri

ortana kaldıracak adımlar atacağız. Yargının birilerinin yargısı olmasına biz asla izin

vermeyeceğiz. Yani ben hakim ve savcıların Fethullah Gülen’in hakim ve savcıları diye

anılmasından fevkalade rahatsızım bir kısmı için veya işte falan ulusalcı hakim ve savcılar

diye anılmasından veya falanca hakim ve savcılar diye anılmasından fevkalade rahatsızım.

Hakimler ve savcılar benden daha çok rahatsız olmalı. Çünkü insanlar falan grubun, filan

grubun savcısı diye bilirlerse o zaman gidip onlara davalarını, hürriyetlerini nasıl güvenip

emanet edebilir? Onun için bizim bu noktada mutlaka hep beraber çalışmamız lazım. Ben

buradan muhalefete de sesleniyorum. Biz yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını tek

başımıza tesis etmede ve muvaffak olamayabiliriz fakat iktidar muhalefet el ele vermemiz

lazım çünkü yargı sadece iktidarla ilgili değil bütün herkesle ilgilidir. Beraber bu konuda

doğru olan neyse yapmamız lazım. Ben buradan bir kez daha söylüyorum; yargı içinde

gruplaşmalara, hizipleşmelere, bir takım mensubiyetleri, inançlara göre hareket etmelere,

falancanın filancanın hakimi, savcısı gibi davranmalara biz izin asla vermeyeceğiz. Bu

konuda hukuk içinde atmamız gereken her türlü adımı atacağız. Alınması gereken en radikal

tedbirler nelerse onları almaktan da çekinmeyeceğiz.

SUNUCU: Evet Zeki Bey buyurun efendim, hızlıca devam edelim.

ZEKİ AKBIYIK: Sayın Bakanım çözüm sürecinde son aşamaya gelindi. Meclis’e çıkan yasa

Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı. Bundan sonra yeni yasalar çıkacak mı, devamı gelecek

mi? Çözüm süreciyle ilgili yasanın çıkmasından sonra Türkiye’de baktığımız zaman bayrak

yakma olayları, bayrak indirme olaylarında daha da artışlar yaşandı. Bu konuda da İçişleri

Bakanımızın açıklaması oldu. Yasalar hemen uygulanmalı, cezalar anında verilmeli diye.

Çünkü insanlar bayrağı indiriyor tekrar serbest bırakılıyor. Bu konuda da bir yasa

değişikliğine gidilecek mi? Siz bu durumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Millet yani milli ve

manevi değerleri tahrip edilmeye çalışılıyor bir iç karışıklık yapılmaya çalışılıyor gibi

Bakanım.

BEKİR BOZDAĞ: Bayrak indirme olaylarının provokasyon olduğunu düşünüyorum.

ZEKİ AKBIYIK: Birde onun arkasında kimler var Sayın Bakanım, bunlar araştırıldı mı Sayın

Bakanım?

BEKİR BOZDAĞ: Onu şu anda tabi araştırılıyor tabi bizim bir tahminlerimiz var ama bu

çözüm sürecinin provokasyonudur bu. Yani çünkü bu bayrak hepimizin bayrağı, bayrağa

uzanan eller konusunda bu ülkenin insanları o ellerin kırılmasını ister. Herkes aynıdır çünkü

hepimizin de ortak değeridir. O yüzden hassas noktayı kaşıyorlar işte bir tane oldu, iki tane

oldu, üç tane oldu daha belki başka provokasyonlar olacak bunlarla ilgili vatandaşımızın

uyanık olması lazım. Birisi sıra dışı bir iş yapıyorsa bu milletin değerlerine el uzatıyorsa orada

kesin bir hesaplı saldırı var. bu bayrak indirme saldırıları diyelim hesaplı bir provokasyondur.

İşte meczupmuş falanmış, filanmış ben onlara pek itibar vermiyorum. İnsanlar durduk yere

gelip bayrak direğine çıkmazlar. Orada öldürülebilir bir sürü riskler var, onu göze almazlar.

Bunun bir provokasyon olduğunu düşünüyorum. Tabi bunlarla ilgili cezalar elbette

verilmelidir. Hukukumuzda zaten cezası var. Güvenlik güçlerimiz bunları yakaladığında

yargıya teslim ediyor ama biz hukuk devletiyiz. İnsanlar mahkeme huzuruna çıkmalı orada

yargılanmalı ona göre cezalar olmalı. Yani bir saat içinde bu cezayı verme imkanı yok. Bir

yargılama süreci de elbette olacak. Bu suçtan hiç kimse cezasız kalmaz. Ondan yana kimsenin

endişesi olmasın.

ZEKİ AKBIYIK: … kimler vardı Sayın Bakanım şöyle birazcık ipucu verecek olursanız.

BEKİR BOZDAĞ: Barış sürecini, çözüm sürecini istemeyenler var. Bundan rahatsız olanlar

var. Bunda hem terör örgütünün içinde çözüm sürecinden rahatsız olan gruplar var hem

Türkiye’nin başka yerlerinde rahatsız olanlar var başka ülkeler başka uluslararası

topluluklardan rahatsız olanlar var. Çünkü çözüm süreci başarılı olduğunda, terör bittiğinde

Türkiye’nin gücünün, kudretinin hesabını birileri yapıyor ama biz yapmıyoruz.

SUNUCU: Evet İbrahim Bey son olarak sizinle isterseniz bitirelim.

İBRAHİM TORU: Sayın Bakanım; etrafımızdaki yaşadığımız bu olaylar özellikle Suriye,

Irak şu anda Filistin, Afganistan ve diğer Müslüman ülkelerde bazı ülkeler susmayı bazı

ülkeler görmemeyi bazı ülkelerde konuşmamayı tercih ediyor. Biraz öncede arz ettiniz. Bir

hadiste hak noktasında konuşmayan dinsiz şeytansız. Ama Türkiye bölgesindeki önemli bir

ülke olduğundan dolayı ve gelişen bir ülke olduğundan dolayı diğer dış ülkelerdeki güçlü

ülkeler rahatsız. Bu konuda dış politikalarda bazıları da Türkiye’nin bu tavrından rahatsız.

Yani dış politikamızda komşularımızla ilgili diğer ülkelerle ilgili diyaloglarımızın biraz eksik

olduğunu düşünüyoruz. Ama Başbakanımızda güçlüden taraf değil halktan yana olacağını

söylüyor. Bu konularla ilgili görüşleriniz nelerdir?

BEKİR BOZDAĞ: Şimdi bunun için Cumhurbaşkanlığı seçimine bakmak lazım.

Cumhurbaşkanlığı seçimi esasında son derece önemli bir seçimdir. Eğer Cumhurbaşkanlığı

seçiminde bu hesap-kitap yapan ülkeler hesabı-kitabı tutarsa çıkacak fotoğrafa bakmak lazım.

Yani ben milletimizin Sayın Başbakanımızı Türkiye’nin ilk seçilmiş ve Cumhuriyetin 12.

Cumhurbaşkanı seçeceğine yürükten inanıyorum. Hem de çok büyük bir oy oranıyla

seçeceğine inanıyorum ama çok net söylüyorum. Eğer MHP Genel Başkanıyla CHP Genel

Başkanının adayı kazandığı zaman en büyük bayramı İsrail yapacaktır hiç şüpheniz olmasın.

En büyük bayramı Mısır yapacaktır en büyük bayramı Türkiye’nin güçlenmesini istemeyenler

Türkiye’nin zayıflamasını içindeki sorunlarla boğuşmasını isteyenler bayram edecektir.

Terörle bir 30 yıl daha mücadele etsin diyenler bayram edecektir. Ben onun için bu seçimlere

giderken herkesin bir daha şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım. Niye bu Tayyip

Erdoğan’a bu ülkeler karşı çıkıyor, ne oldu? Baktığınız zaman Türkiye 12 yıldır hep

büyümüş. Ekonomi 3,5 kat büyümüş, müthiş bir rakam. Şimdi IMF’yi Türkiye postalamış,

çok büyük bir olay. Irak yanıyor, Suriye yanıyor, Bulgaristan-Yunanistan ekonomik ateşte,

Ukrayna yanıyor işte İsrail, Gazze’ye saldırdı bütün bu yangının ortasında bir ada Türkiye

diyelim bir ülke ama orada huzur var, istikrar var, barış süreci işliyor, terörde silah susmuş.

Adam bakıyor kim yapıyor bunu? Bu kadar yangın var bu yangın bu ülkeyi neden yakmıyor,

bakıyor kaptan sağlam. Onun için herkes kaptana göz dikmiş durumda. Tayyip Erdoğan

büyük bir ustalıkla Türkiye gemisini sağlıklı bir biçimde fırtınalara, kasırgalara karşı

koruyarak yol alıyor. Türkiye şimdi savunma sanayinde % 25 yerli şimdi % 60’ı geçti yerli

üretimde. Kendi füzesini üretiyor kendi tankını üretiyor kendi helikopterini üretiyor kendi

insansız hava aracını üretiyor. 2017’de kendi % 100 yerli uydusunu fırlatacak. Dün bütün

silahlarlarını her şeyini benden alıyordu şimdi bu başkalarına satıyor. Bu böyle giderse terörü

bitirmiş bir Türkiye, savunma sanayisini güçlendirmiş bir Türkiye, yollarını altyapısını-

üstyapısını güçlendirmiş bir Türkiye, bütün illerine üniversite kurmuş bir Türkiye. Bakın

76’dan 190’a neredeyse çıktık. Bu büyüme demektir. Kim yapıyor bunu? Tayyip Erdoğan

yapıyor. Dünyada finans krizi çıktı, bankalar battı, Türkiye’de bir tane bankanın burnu

kanamadı. Kim yapıyor bunu? Tayyip Bey yapıyor onun içinde Tayyip Bey’in düşmanlığı

zayıf bir Türkiye isteyenlerin ortaya attığı bir fikirdir. Onun içinde başbakanımıza karşı bunu

pompalıyorlar sürekli bir şekilde. One Minute’nin intikamını almak isteyenlerde pompalıyor,

Türkiye’nin de büyümesinden rahatsız olanlar da pompalıyor. Tayyip Bey kadrosuyla

Türkiye’yi büyütürken onlar Türkiye’yi ayrıştırdığını söylüyor. 34’ten 50’ye oyunu çıkarırken

onlar ötekileştiren bir politika izlediğini söylüyor. Her gün söverken, iftira ederken onlar

bambaşka bir noktaya gidiyor. İşte diktatör falan ifadelerini kullanıyorlar. Türkiye’de ben

batıda da söyledim gazetelerinizi alın koyup bakalım. Türkiye’nin başbakanına söylenen

iftiralar, hakaretlerin bir tanesi sizin ülkenizde yapılmış olsa siz ne yapardınız/ Bu kadar

özgürlük var. herkes istediğini söylüyor ama maalesef sövmekte sınır tanımıyorlar, hakarette

sınır tanımıyorlar, iftirada sınır tanımıyorlar bize baskı var diyorlar. Sana baskı varsa sen

bunları nasıl söylüyorsunuz. Şimdi diyelim CNN muhabirini aldı Gazze’den aldı götürdü niye

eleştirmiyorsunuz CNN bakın politikasına ters tepti aldı, basına baskı yapıyor susturuyor diye.

Türkiye bu anlamda özgürlükler ülkesidir ama maalesef bütün şeyleriyle beraber farklı bir

algı oluşturulmaya başlıyorlar beyhudedir. Ben o yüzden bu seçimin son derece önemli

olduğuna inanıyorum. Genel başkanların getirdiği adayları Türkiye tanımıyordu kimse

bilmiyordu onlara birileri getirdi. Ben soruyorum kim getirdi bu adayı? Türkiye hangi

meselesine dair bugüne kadar bu adayın bir görüşünü duyduk mu? Yani şimdi baş örtüsünde

ben bunu yaptım diyor biz baş örtüsü mücadelelerinin olduğu Türkiye’yi biliyoruz. Yani o

dönem ne yaptı ne duyduk? İşte 28 Şubat oldu. Ne oldu ne duyduk? İşte kat sayı meselesi

oldu. Ne oldu ne duyduk? Bir sürü haksızlıklar her alanda siyasette pek çok alanda

Türkiye’nin yaşadığı onca sorun oldu. Hangi soruna dair bir satırlık açıklamasını Türkiye

duydu mu? Veyahut ta Türkiye’nin yaşadığı en ufacık bir sorunun çözümü için böyle

parmağını oynattığına dair bir fotoğraf bir kare var mı, yok. Birdenbire Türkiye’ye getirildi.

Şimdi alayı balayla parlatılıyor. Şimdi ben soruyorum? Kim getirdi bunu? MHP’nin içinde

adayı yok muydu? CHP’nin içinde aday olacak yok muydu? Bu ülkenin içerisinde aday

olacak yok muydu? Yani bir bakıyorsunuz getirildi, kim getirildi ben bunun da bir operasyon

olduğunu düşünüyorum. CHP, MHP Başkanlarının operasyonu değil onlar itaat etti onlara

ama bu millet itaat etmeyecektir, ben ona inanıyorum. Onun için bu seçim milletin gerçekten

kendi içinden çıkan hayatı bu milletin sorunlarını çözmek, bu milleti, bu ülkeyi büyütmek için

mücadeleyle geçiren yolu hapse düşmüş, çile çekmiş olan bir liderle başka planlarla

Türkiye’ye getirilmiş biri arasında değil Türkiye’nin büyümesini istemeyen güçlenmesini

istemeyen, kaos içinde kalmasını istemeyen çevreler arasında geçecek bir seçimdir. Kim

Türkiye’nin büyümesini istiyorsa burada mutlaka Tayyip Bey’den yana tavır koymalıdır.

Beraber hareket etmemiz lazım. Ben MHP’ye CHP’ye oy veren Büyük Birlike, Saadete,

HDP’ye oy veren vatandaşlarımıza da buradan sesleniyor. Bu konu parti meselesi değil. Allah

için bakın, adayların üçüne de bakın Tayyip Bey’e de bakım. Siz kendiniz olsanız bunlardan

birini bir yere getirmek isteseniz tek yetki sizde olsa kendi ailenizle ilgili bir iş yapacaksanız

hangisini getirirdiniz? Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığına hangisi yakışır? Ben inanıyorum ki

milletimiz büyük bir destek verecektir.

İBRAHİM TORU: Sayın Bakanım bir de halk tabirinde Recep Tayyip Erdoğan oldukça

muhalefetle diğer adaylara ekmek yok diyorlar.

BEKİR BOZDAĞ: Çok güzel söylüyorsun. Ne kadar Ekmeleddin derlerse desinler Tayyip

Bey oldukça kimseye ekmek yok.

SUNUCU: Çok teşekkür ediyorum Sayın Bakanım, ağzınıza sağlık.

BEKİR BOZDAĞ: Ben teşekkür ediyorum. Bizi izleyenlere saygılarımı sunuyorum.

SUNUCU: Evet sevgili izleyiciler Sayın Bekir Bozdağ Bey’le yayınımız burada sona erdi.

Yarın başka bir programda buluşmak dileğiyle.. Hoşça kalın, sağlıcakla kalın efendim..

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←