Adalet Bakanı Abdulhamit Gül'ün TBMM’de yaptığı konuşma A+ A-
18.01.2018

Olağanüstü halin üç ay süreyle uzatılmasına dair Bakanlar Kurulu kararının müzakerelerinde Hükümetimiz adına söz almış bulunuyorum.

Gazi Meclisi hürmetle selamlıyorum.

Sözlerimin başında dün yaşanan elim bir uçak kazası neticesinde şehit olan 3 askerimize Allah'tan rahmet, aile ve yakınlarına da sabır diliyorum.

2016 yılının 15 Temmuz gecesi, tarihimizin hem en büyük ihanetlerinden birine, hem de milletimizin eşsiz ve destansı direnişine tanık olmuştur.

Medeniyetimizin büyük şairi Sezai Karakoç’un ifadesiyle "geceye yenilmeyen her kişiye, ödül olarak bir sabah ve bir gündüz, bir güneş vardır."

Allah'a şükürler olsun güneşi de gördük, gündüzü de gördük.

Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, bu esaret girişimine canları pahasına direnen milletimiz, ihanetin en karanlık gecesini aydınlık bir sabaha dönüştürmüştür.

Buradan bir kez daha şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, gazilerimize geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

15 Temmuz darbe girişimi açık bir şekilde devletimizin anayasal kurumlarına ve milletimizin iradesine, yine devletimizin ve milletimizin varlığına, birlik ve bütünlüğüne yönelen bir saldırıydı.

Devletin kurumlarına ve milletimizin iradesine yönelen bu alçak saldırı sonrası gereken tedbirler alınmıştır, her alanda bu mücadele kararlı bir şekilde sürdürülmektedir.

Bu mücadelenin amacı bu hain terör örgütünün ve diğer terör örgütlerinin kökünün kazınmasıdır.

Bu amaçla yürütülen mücadele, milletimizin güvenliğini korumak ve devletin bekasını sağlamak ekseninde sürdürülmesi elbette hukuk yoluyla olmuştur.

Şu an gerek Meclisimiz, gerek hükümetimiz, gerekse de yargı anayasal yetkisini kullanmaktadır.

15 Temmuz 2016 tarihinden sonra yasama, yürütme ve yargı olarak kararlı bir duruş sergiledik.

15 Temmuz sonrasında hem bu örgütle mücadelenin hızlı ve etkin bir şekilde sürdürülmesinde, hem de diğer benzer terör örgütleriyle mücadele süreçlerine ilişkin kararlar alınmasında Olağanüstü Hal Kararı'nın katkısı büyük olmuştur.

 

Bilindiği gibi OHAL'in ilan edilmesi vatandaşlarımızın hayatlarının olağan akışına olumsuz bir etkide bulunmamıştır.

Zira bu kararın alınmasının gerekçesi açıktır. Bu gerekçe FETÖ'nün darbe girişimi sonrasında bu örgütle mücadelenin etkin yürütülmesidir.

Başta FETÖ olmak üzere diğer terör örgütleriyle mücadelede etkin ve dinamik bir katkı imkanı sağlayan OHAL uygulamasının, vatandaşlarımızın gündelik hayatını etkilemesi sözkonusu olmamıştır.

Aksine bu süreçte, bir çok meseleye rağmen ekonomimiz büyümeye devam etmiştir.

Kriz beklentileri boşa çıkmış, 2016 ve 2017 yıllarında Türkiye büyümede istikrarını sürdürmüştür.

Küresel kriz havasına rağmen Türkiye, bir önceki yılı dünyanın 17., Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi olarak kapatmıştır.

2016 yılı öncesindeki on beş yıllık dönemin ortalama büyüme oranını (%5) aşan bir performansla, ekonomisini 2017’nin üçüncü çeyreğinde %11, ilk dokuz aylık döneminde ise %7,4 seviyesinde büyütmüştür.

Nitekim Dünya Bankası, 2017 yılına ait büyüme tahminleri üst üste revize etmek zorunda kalmıştır.

Kimsenin bir endişesi olmasın.

Türkiye, ekonomik olarak da, siyasi olarak da, toplumsal olarak da sapasağlamdır.

Yaşanan süreçlerle ilgili kriz tacirliği yapanlar elleri boş kalacak.

 

Olağanüstü hal, istisnai ama meşru bir yönetim biçimidir.

Bizim icat ettiğimiz bir fiili durum değildir. Anayasal bir müessese ve uygulamadır.

OHAL'in hangi şart ve durumda ilan edileceği Anayasanın 119, 120 ve 121'nci maddeleri açık ve net hükümler ile Olağanüstü hal durumunu düzenlemiştir.

Anayasa’daki bu imkân, Devletin varlığına ve bekasına yönelen tehlikelerin bertaraf edilmesi, bu amaca uygun gerekli ve zorunlu tedbirlerin alınması için kabul edilmiştir.

Üstelik bu anayasa hükmü vatandaşlarımızın huzurunu, güvenliğini ve özgürlüğünü koruma yanında demokrasimizi ve cumhuriyetimizi de saldırılara karşı muhafazayı amaçlamaktadır.

Bu tedbirlerin alınmasında, yine Anayasa, Hükümete kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi tanımaktadır.

15 Temmuz sonrasında yayımlanan kanun hükmünde kararnamelerle, mücadele sürecinde ihtiyaç duyduğumuz tedbirleri hayata geçirdik.

Olağanüstü hal ilanından sonra çıkarılan 667 ve 668 sayılı kanun hükmünde kararnamelerle soruşturma ve kovuşturmalarda uygulanabilecek bazı istisnai usul yetkileri getirilmiştir.

Örneğin, terör suçlarındaki gözaltı süresi olağanüstü hal dönemi için özel olarak belirlenmiş, yakalama emri düzenlenmesinde Cumhuriyet savcılarına yetki verilmiş, tutukluluk ve tahliye taleplerinin değerlendirilme usulünde olağan usule istisna getirilmiştir.

Yine koruma tedbirlerinin uygulanmasında kolaylaştırıcı hükümler getirilmiş, ceza infaz kurumlarının düzeni ve tutukluların dış dünya ile ilişkilerinde tedbir niteliğinde düzenlemelere gidilmiştir.

Bütün bu düzenlemeler, FETÖ soruşturmalarının sayısal büyüklüğü karşısında, yargı mercilerinin ihtiyaç duyduğu acil ve zaruri tedbirler niteliğindedir.

Bu tedbirler gerekli olduğu ölçüde geliştirilmiş, değişen şartlara göre de gözden geçirilmiştir.

Örneğin, olağanüstü halin ilanına neden olan olayların ciddiyeti, soruşturmaların kapsam ve niteliği ile şüpheli sayılarının çokluğu gibi nedenlerle başlangıçta otuz gün olarak belirlenen gözaltı süresi, bir süre sonra (684 sayılı KHK ile) 7 güne indirilmiştir.

Keza, gözaltında müdafi ile görüşme yasağındaki 5 günlük süre de zaman içinde kaldırılarak, Ceza Muhakemesi Kanunundaki genel kısıtlayıcı süreye dönülmüştür.

İkinci ve önemli bir nokta, tedbir mahiyetindeki bu düzenlemelerin, olağanüstü hal süresince uygulanacak olmasıdır. Olağan döneme geçişle birlikte, tedbir mahiyetindeki bu hükümlerin uygulanma imkanı kalmayacaktır.

Bugüne kadar, Olağanüstü hal döneminde çıkarılan 31 kararname ile geliştirilen tedbirler ve yapısal düzenlemeler hayata geçirilmiştir.

Kamudaki arınma süreci hız kesmeden devam etmiştir.

16 Ocak tarihi itibarıyla 23.679 kamu personeli açıkta olup, haklarındaki incelemeler devam etmektedir.

Yine aynı tarih itibarıyla 114.951 kişi terör örgütleriyle irtibatı ve iltisakı nedeniyle kamu görevinden ihraç edilmiştir.

694 Sayılı KHK ile lekelenmeme hakkını güçlendirdik.

Böylece vatandaşlarımızı asılsız, temelsiz ve soyut ihbarlar yoluyla gereksiz yere mağdur edilmelerinin önüne geçtik.

Diğer yandan vatandaşlarımızın hak ihlalinin önüne geçmek için OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonunu kurduk.

Doğrudan kanun hükmünde kararnamelerle uygulanan idari tedbirlerin muhatabı olanlara, böylece idari ve ardından yargısal bir denetimin imkanını sunduk.

Gerçek ve tüzel kişilerle ilgili olarak bugüne kadar tesis edilen 111 bin 895 işlemle ilgili Komisyona 104 bin 652 resmi başvuru yapılmıştır.

981 başvuruda 745 ret, 30 kabul kararı verilmiş, 206 dosya ise görevsizlikle mahkemelere iade edilmiştir.

Diğer taraftan, itirazların değerlendirilmesi sonucunda yine kanun hükmünde kararnamelerle görevlerine iade edilenler de bulunmaktadır. Bu kapsamdaki kamu görevlilerinin sayısı 3 bin 604’tür.

Yine aldığımız tedbirler neticesinde FETÖ’nün insan ve mali kaynak devşirdiği kurum ve kuruluşlar kapatılmış, propaganda kanalları kesilmiştir.

Bütün bunları halkımızın hem güvenliğini sağlamak, hem de bu vesileyle günlük yaşamını kolaylaştırmak için yaptık.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında yaptığımız Bakanlar Kurulu toplantısında OHAL'i 6. kez uzatma kararı aldık. Bu kararın da uygulanması için Meclisimizin huzurundayız.

Zira yaşadığımız saldırının büyüklüğü ve çapı düşünüldüğünde, bu örgütle mücadelede bütün hukuk yollarını kullanmamız gerektiği bir gerçektir.

Türkiye'nin terörle mücadele konusunda normalleşme süreci şu an için ancak OHAL'in sağladığı imkanlarla sağlanabilir. OHAL süreci bizi güvenli bir sürece götürmektedir.

OHAL süreci elbette sona erecektir.

Bunun devamlı olacağını söylemek akılla ve mantıkla izah edilemez.

İktidarımız süresince defalarca farklı vesayet odaklarının saldırısına maruz kaldık, bu odaklarla savaşa savaşa demokrasimizi güçlendirdik.

Her ne olursa olsun, ne özgürlükleri güvenliğe, ne de güvenliğimizi özgürlüklere feda edemeyiz.

OHAL, Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük vesayet odağı ve en hain yapısını merkeze alan mücadelenin bugün için en önemli enstrümanlarından birisidir.

Bu ülke için her birimiz canımız pahasına üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.

Bu cennet vatan, bu güzel ülke hepimizin.

Bu Gazi Meclis hepimizin. Bu büyük ve köklü devlet hepimizin.

Doğusu ve Batısı ile, Güneyi ve Kuzeyi ile bu vatan hepimizin.

15 Temmuz'da kurşunlar ve bombalar parti ve partili ayrımı yapmadı.

Biz de 80 Milyonun huzuru için bugün bu hususu tekrar gündeminize getirdik.

Bölgesel riskler bizim iç güvenliğimize yönelik tehdit risklerini artırıyor.

Bu nedenle OHAL sadece FETÖ'ye yönelik değil, diğer tüm terör örgütlerine yönelik bir uygulama içermektedir. Bundan FETÖ de nasibini alacak, PKK da, DEAŞ da, DHKP-C de nasiplenecek.

Terör örgütlerinin kovanına çomak sokuyoruz, sokmaya da devam edeceğiz.

Suriye sınırımızdaki gelişmeler Türkiye'nin daha aktif olması gerektiğini net olarak göstermektedir.

Kitlesel göçler ve terör olayları, sadece ülkemizi değil, tüm dünya üzerindeki toplum düzenlerini sarsmaya başlamıştır.

Batılı toplumlar güvenlik kaygıları üzerinden konsolide olmakta; demokrasi, insan hakları ve özgürlükler konusunda ezberleri bozulmaktadır.

Jeo-politik konumuyla bu küresel gerilimin merkezindeki ülkelerden olan Türkiye’nin, FETÖ organizasyonundaki bir kalkışmayla karşı karşıya gelmesi, öncesinde ve sonrasında PKK, DAEŞ, DHKP-C gibi örgütlerin sistemli saldırılarına muhatap olması şaşırtıcı değildir.

Sınırlarımızın dibinde terör bölgeleri oluşturulmasına, yeni ve sürekli değişen terör örgütleri kurulmasına müsaade etmemizi kimse bizden beklemesin.

PKK ve uzantısı örgütlerden oluşan bir ordu kurma düşüncesi hem bölgeye zarar verecek bir girişimdir, hem de bu düşünceyi taşıyanlara bir fayda getirmeyecektir.

Sınır şehirlerimizin, Mardin, Şanlıurfa, Kilis, Hatay, Şırnak ve Gaziantep'in güven içinde yaşaması için sınırötesi terör örgütlerine de göz açtırmayacağız.

Milli güvenliğimize tehdit teşkil eden terör yapılanmalarına asla müsaade etmeyeceğiz.

Bir başka NATO üyesi ülkenin, NATO üyesi Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden adımlar atması gerçekten şaşırtıcı ve üzüntü verici.

Türkiye’nin sınırötesi terör tehditlerine karşı meşru müdafaa hakkı bulunmaktadır.

Terörle, teröristle ve terör örgütleriyle tutarlı, samimi ve kararlı biçimde mücadele yürüten belki de tek ülke, ülkemizdir, Türkiye’dir.

Bir yandan terör konusunda gereken adımları atmayanlar, enteresan bir şekilde terör ve güvenlik kaygıları nedeniyle güvenlik politikalarını gözden geçiriyorlar.

Bir bakıyorsunuz İsviçre istihbarat yetkilerini alabildiğine genişletiyor.

Almanya sosyal medya kontrolü için kanun çıkarıyor.

Fransa terörle mücadele mevzuatını yeniliyor; olağanüstü hal dönemi yetkilerini olağan döneme taşıyor.

Türkiye bu ülkelerin hiç birinden daha düşük düzeyde bir güvenlik tehdidiyle uğraşmıyor.

Türkiye’yi bir sosyal ve siyasal ameliyat sahasına çevirmek isteyenleri mutlak hüsrana uğratacağımız tarihe kadar bu mücadele aksamadan devam edecektir.

Terörün kanlı ve kirli yöntemleriyle, devletimizin istiklâlini kıskaca almaya, milletimizin istikbalini biçimlendirmeye yeltenenler geçmişte başarıya ulaşamamıştır. Bugün ve gelecekte de başarılı olamayacaktır.

Kaynağı, etiketi, türü ve özel amacı her ne olursa olsun, terörle mücadelemiz, hukukla ve hukukun sınırları içinde kararlılıkla devam edecektir.

OHAL uygulamaları nedeniyle milletimizde bir rahatsızlık bulunmamaktadır.

Milletimiz olan bitenin ve gerçeklerin farkındadır.

Bu yüzden süreçle ilgili güveni ve desteği sürmektedir.

Herkes biliyor ki, kurda merhamet kuzuya zulümdür.

Bu güzel ülkenin kınalı kuzularını kurtlara, leş kargalarına kurban vermeyeceğiz.

Bu nedenle herhangi bir zaafiyete izin vermeceğiz.

Eğer bir zaafiyete izin verirsek canını ortaya koyan milletimize nasıl hesap veririz?

251 Şehidimiz, binlerce gazimiz, canını ortaya koyan milletimiz adına bu hainlerden hesap soracağız.

Hain darbe girişiminin seyrini değiştiren, darbeci haini ölmek pahasına etkisiz hale getiren Ömer Halisdemir için bu hesap sorulacak.

Evliliğe adım atacağı gün kız istemeye gidecekken darbe girişimi haberini alan Resul Kaptancı kardeşimizin vatan sevgisini görmezden mi gelelim?

Düğüne gider gibi ölüme koşanların ülkesidir Türkiye.

Urfalı 5 çocuklu bir ailenin oğlu olan Halil İbrahim Yıldırım, "Baba biz de çıkalım, hadi" dedi ve en genç 15 temmuz şehidi olarak şehadete yürüdü.

Hukuk Fakültesi son sınıfta okuyan Yasin Naci Ağaroğlu'nun umutları ve idealleri hala dipdiridir. İlim için açılmış kitabının sayfalarını açık tutmak bizim boynumuzun borcudur.

Babası Erol Olçok ile şehadete koşan 17 Yaşındaki Abdullah Tayyip'i nasıl unutabiliriz?

Gölbaşı'ndaki Özel Harekat Daire Başkanlığında şehit olan Ahmet ve Mehmet Oruç kardeşlerin ve diğer kardeşlerimizin hesabını nasıl yarım bırakırız?

251 şehidimizi tek tek sayamayacağım. Buna yüreklerimiz dayanmıyor.

Biz onların hesabını sormazsak, hangi hesabı soracağız?

Şehitlerimizin her biri birer istiklal anıtı olarak yükselmeye devam ediyor.

"Vatan sevgisi imandandır." inancı bizim pusulamızdır.

Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un "Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın" duasına bugün verdiğimiz mücadeleyle iştirak ediyoruz.

Al Bayrağımızın gölgesi emin olun o kadar büyük ki, dünya mazlumları bile bu gölgeye sığınmaktadır.

Şairin dediği gibi;

"Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...

Gölgende bana da, bana da yer ver."

Bu şehit kanıyla sulanmış al bayrağın gölgesi hepimize yeter.

OHAL'in devamını vesayetin karşısında cansiperane duran milletimizin güvenliği için istiyoruz.

Kimi Avrupa ülkelerinde olduğu gibi münferit bir terör olayı için değil, şiddeti ve hasarı yüksek bir saldırı için OHAL'in devam etmesi kararındayız.

Avrupa'nın bazı ülkelerinde alınan OHAL kararlarının gerekçesini teşkil eden olaylar bizim karşılaştığımız olaylarla kıyaslanmayacak olaylardır.

Bu olayların benzeri olan Beşiktaş, Reina, Gaziantep, Ankara gibi bazı saldırı girişimlerinde biz OHAL uygulamasını düşünmedik.

Oysa ki Avrupa'nın hiçbir ülkesinde 15 Temmuz benzeri bir girişim olmadı.

O ülkelerin şehirlerinin üzerinde uçaklar uçmadı.

Caddeleri ve sokaklarında insanları helikopterlerle taranmadı.

Meclislerine bombalar atılmadı.

Cadde ve sokaklarında tanklar yürümedi.

Devlet kurumlarının tümünü lağvetmeye yönelik fiili bir saldırı görmediler. 

Hiçbirinde ülke sathında yaygın terör eylem ve girişiminde bulunulmadı.

Devlet kurumlarının içine gizlice yuvalanmış örgütle uğraşılmadı.

Hiçbir Avrupa ülkesi aynı anda dünyanın en kanlı üç-dört örgütünün saldırı ve tehdidine maruz kalmadı.

Sınırlarındaki ülkelerde savaş ve terör örgütlerinin yuvalandığı durumla karşılaşmadılar. Sınır şehirlerine füzeler düşmedi.

Bunlara rağmen OHAL uygulamasını neredeyse 2 yıl uyguladılar.

Üstelik, kimi ülkeler olağanüstü hali kaldırırken, bu döneme özgü pek çok yetkiyi olağan döneme taşıdılar.

Terörle mücadelenin daha etkin sürdürülmesi ihtiyacıyla adli ve idari makamların yetkilerini genişleten bir terörle mücadele kanununu yasalaştırdılar.

Hayır, acıları kıyaslamıyoruz.

Siyasal empati yapılmasını teklif ediyoruz.

Paris'te, Londra'da, Brüksel'de gerçekleşen saldırılar tüm insanlığa saldırıdır.

Gaziantep'te, Ankara'da, İstanbul'da ve farklı şehirlerimizdeki terör saldırılarına da böyle bakılmasını istiyoruz.

Paris'te bir saldırı sonrasından kolkola yürüyerek terörü tel'in eden Avrupalı liderleri, Türkiye'deki terör saldırılarında ve 15 Temmuz saldırısında yanımızda görmek istedik. Ama nafile. Biliyorsunuz, günler sonrasında mırıldamalar duyduk sadece.

Yurt içindeki ve yurt dışındaki muhataplarımızın siyasal empati eksikliği karşısında yine terörle mücadele zorunluluğunu açık ve net olarak ifade etmeye çalışıyoruz.

15 Temmuz, Türk Yargısının alnının akıyla çıktığı, tarihimizin en büyük sınavlarından biridir.

Siyasal tarihimiz, amacına ulaşmış veya yarım kalmış, klasik veya modern pek çok askeri müdahaleyle bölünmüştür.

Tarihimizde ilk kez Türk yargısı kendisine biçilen darbeye destek veren ve darbeyi meşrulaştırıcı rolü reddetmiştir.

Yargı, 15 Temmuz kalkışmasının sıcak dakikalarında milli iradenin ve demokrasinin yanında durmuş, bugüne kadarki süreci de adil ve hızlı bir şekilde yürütmüştür.

Bu mücadelede iki kırmızı çizgimiz vardır.

Birincisi, bu mücadelenin zafiyete uğramasına asla müsaade etmeyiz.

Sürecin sulandırılmasına, amacından, ekseninden kopmasına, suçluların cezasız kalması sonucuna asla tahammül edemeyiz.

İkinci kırmızı çizgimiz, hukuktur, adalettir.

Bu mücadele çerçevesinde 12 Ocak 2018 günü itibariyle ceza infaz kurumlarımızda FETÖ yargılamaları sebebiyle tutuklu ve hükümlü olarak bulunanların sayısı 41 bin 778’dir.

Diğer terör örgütleriyle birlikte, terör suçları sebebiyle ceza infaz kurumlarında bulunanların sayısı 55 bin 831’e ulaşmaktadır.

246 davada yargılamalar devam etmektedir.

62 dava hükümle sonuçlanmış; 435 sanık ağırlaştırılmış müebbetten süreli hapis cezalarına kadar çeşitli cezalarla mahkum edilmiştir.

Her örgütün kendine has yapılanması ve eylem metodu bulunmaktadır. FETÖ silahlı terör örgütü a-tipik bir örgüttür.

Dolayısıyla bu örgüt yargılamalarını, diğer terör örgütü yargılamaları ile kıyaslamamak gerekmektedir.

40 yıllık örgütün bir anda temizlenmesini beklemek beyhudedir. Bir süreç içerisinde çözümlenecek bir konudur.

Yargı mensupları, millet adına karar verirken elbette milletimizin beklentisini de göz ardı edemezler.

Milletimiz FETÖ yargılamalarının adil ve hızlı bir şekilde neticelendirilmesini beklemektedir.

Yargı ise yaş ile kuruyu ayıracak bir titizlikle çalışmaktadır.

Bugüne kadar verilen kararlar incelendiğinde, suçluların suçları nispetinde ceza aldıkları görülecektir.

Yargıda eğer bir ihmal veya zaafiyet olursa elbette bunlara ilişkin yargı içi mekanizmalarla ve HSK tarafından idari yollarla gereken tedbirler alınacaktır.

Yürütme olarak gördüğümüz ihmal olursa, buna dikkati çekeriz.

Yargı bağımsızlığından dolayı yargı organlarının verdikleri kararları bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir.

Türkiye'de bağımsız ve tarafsız yargı görevini yapmaktadır.

Meclis ve hükümet olarak bizim görevimiz bu yargılamaların sıhhatli bir şekilde sürdürülüp neticelendirilmesi için destek vermektir.

Biz geçmişte OHAL'i kaldıran bir partiyiz. Daha iktidara gelir gelmez ilk icraatlarımızdan birisi 1987'de ilan edilen OHAL'i 15 yıllık bir uygulamanın ardından 2002'de kaldırmak oldu.

Bölgemizdeki ve dünyadaki gelişmeler bizim hızlı, dinamik ve dikkatli karar olmamızı ve uygulamamızı zorunlu kılmaktadır.

İçeride mücadele ettiğimiz terör örgütlerinin sınır ötesindeki bağlantı ve destekçilerini de göz önünde bulunduruyoruz.

Çünkü bu güçler milletimizin birlik ve beraberliğine, devletimizin bekasına kast etme amaçlarını sürdürmekte ve fırsat kollamaktadırlar.

Dolayısıyla OHAL, bütün bu şartlar düşünüldüğünde bir süre daha bu zaruretlerden dolayı ihtiyaçtır.

Biz Milletimizin istiklali ve istikbali için her türlü adımı atmaya kararlıyız.

Bu hayasız ve hain akınlara karşı Milletimiz iman dolu göğsünü siper etmişken, biz de bize düşeni sonuna kadar yapmayı sürdüreceğiz.

Milli Şairimiz Merhum Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşında ne diyordu:

"Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal."

Aklından Sevr'i, Mondros'u, Sykes-Picot'u geçirenlere, onların gönüllü maşalarına ve Mandacılara karşı Milli Mücadele azmi ve ruhu ile "dur" demeye devam edeceğiz.

Biz Çanakkale'de yedi düvele karşı destan yazan, Sakarya'da Dumlupınar'da düşmana haddini bildiren kahraman ecdadımızın mirasını ayakta tutmaya devam edeceğiz.

Kurtuluş Savaşının kalbinin attığı bu Gazi Meclis inşallah dimdik ayakta, milli iradenin yani kendi varlık sebebinin savunuculuğunu yapmayı sürdürecek.

Bu kararın ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Saygıdeğer heyetinizi saygı ile selamlıyorum.

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←