DEMOKRASİYE AYARI SADECE MİLLET VERİR A+ A-
01.03.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, TRT Haber ve TRT Türk ortak yayınıyla Anadolu Medyası Soruyor Programı'na katıldı. Gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunan Bakan Bozdağ, 28 Şubat'ın yıldönümünde o günlerde yaşananları ve Türkiye'ye nasıl bedeller ödetildiğiyle ilgili bilgiler aktardı. 28 Şubat'ı darbe olarak değerlendirdiğini açıklayan Bakan Bozdağ, "28 Şubat bir darbedir. Demokrasiye ayarı sadece millet verir. Nerede verir? Tankın içinde, tanların üstünde değil, hür iradesiyle sandıkta ve sandığa attığı oylarla verir" dedi. 

Bakan Bozdağ'ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

DEMOKRASİYE AYARI SADECE MİLLET VERİR

28 Şubat'ın yıl dönümünde o dönemin başbakanı ve 28 Şubat'ın darbesine  muhattap olan iktidarın başı merhum Necmettin Erbakan hocamıza Allah'tan rahmet diliyorum. Çünkü Erbakan Türkiye'nin siyasetine, milletimize, devletimize çok şey kattı ve öğretti. Türkiye onun mücadelesi ile belirli yerlere geldi. Böylesi büyük devlet adamlarını daima rahmetle, minnetle, şükran ile yad etmemiz lazım. 28 Şubat'ın ne olduğunu çok tartışmasız bir şekilde net ifade etmek lazım. Şimdi bazıları postmodern darbe, bazıları muhtıra, bazısı şu, bazısı bu diyor. Esasında teretdütsüz bir şekilde hepimiz bildiği şu: 28 Şubat bir darbedir, darbe ne yapıyor, hükümet indiriyor, 28 Şubat hükümeti indirdi mi? İndirdi. Başbakan istifa etmek zorunda kaldı mı? Kaldı. Tanklar sokaklara çıktı, yürüdü mü? Yürüdü. Bunun adına ne dendi, demokrasiye balans ayarı dedi tankı yürütenler. Biz demokrasiye ayar veriyoruz. Demokraside ayarı kim verir? Sadece millet verir. Nerede verir,  tankın içinde, tanların üstünde değil, hür iradesiyle sandıkta ve sandığa attığı oylarla verir. Kimi iktidar yapacağına ve kimi iktidardan indireceğine halk karar verir. Ama maalesef o gün hep beraber yaşadık, balans ayarını bu darbeyi yapanlar tanklarla yapmaya kalktılar ve bunu da itiraf ettiler. Dönemin hükümeti merhum Erbakan'ı istifa ettirdiler, istifa etmek zorunda bıraktılar. O dönemin siyaseti de merhum Erbakan'a sahip çıkmadı. Hatırlarsanız, önce imzalamadı, sonra siyasi partilerin genel başkanlarını gidip ziyaret etti. 'Destek verin beraber bu darbeye karşı mücadele edelim' dedi. Ama dönemin Doğru Yol Partisi Genel Başkanı sayın Çiller ile Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı merhum Muhsin Yazıcıoğlu dışında kimse merhum Necmettin Erbakan'a destek olmadı. Yalnız kaldı. Daha sonra istifa etmek durumunda kaldı. 

DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ ÜZERİNDEN BULDOZER GİBİ GEÇTİ 

Doğru Yol Partisi'ne de bir operasyon yapılarak darbeyi yapanların iradesi doğrultusunda bir hükümet teşkili sağlandı. O hükümet de darbecilerin MGK vasıtasıyla ortaya koydukları tavsiye kararların hepsini emir telakki ettiler bir bir yerine getirdiler. İşte başörtüsü takan çocukların hayatını kararttılar, imam hatipleri millet ve devlet için ulusal güvenlik tehditi olarak algıladıkları için orta kısmını kapattılar, kat sayı sorunu ihtas ettiler, üniversiteye girişini engellediler, köylü çocuklarının üniversiteye girişini engellemek için kesintisiz zorunlu eğitim getirdiler. Kesintisiz eğitim sadece imam hatiplerin önünü kapamak için değildi, bir yönüyle de Anadolu çocuklarının üniversiteye akışının önünü kesmek içindir. Çünkü köyde okumaya mecbur bırakılıyor 8 yıl, bu aradaki farkı 4 yılda kapatamayan çok zeki çocuklar istedikleri üniversiteleri kazanamadılar ve bir yol kapatıldı,  tabi İlahiyatlardan, imam hatiplerden mezun onların polis olmasını engellediler, 16 yaşından gün almayan birinin hafızlık eğitimine gitmesi yasaklandı, 12 yaşını doldurmamış bir çocuğun da örgün Kuranı Kerim eğitimi için kuran kursuna gitmesi yasaklandı, üniversiteler herkese kapatıldı,  baktığınızda gerçekten 28 Şubat din ve vicdan hürriyeti üzerinden buldozer gibi geçti. Sadece din ve vicdan hürriyetinin üzerinden geçmedi, insan haklarının üzerinden, hukuk devleti üzerinden, demokrasi ve milli iradesinin üzerinden de buldozer gibi geçti. O zamanki fotoğraf karelerini herkesin gözlerinin önüne getirmesinde fayda var. 

FETÖ VE 28 ŞUBATÇILARIN İŞ BİRLİĞİ İÇİNDE OLDUĞU ÇOK NET 

Siyasi hayatıma mal olsa dahi ben bu okulları kapatırım diyen Başbakanları hep beraber gördük, hep beraber yaşadık. Manşetlerle o zaman iktidara ayar verildi. Hükümetlere ayar verildi, bütün vatandaşlara ayar verildi. O dönemin siyasetinde merhum Erbakan, Yazıcıoğlu gibi ve sayın Çiller gibi bazı cesur siyasetçilerin dışında sesini yükseltenler de maalesef olmadı. Sayın Cumhurbaşkanımız da bayrak, birlik, ezan diyen bir şiirinden bu toplumun ortak değerlerini anlatan bir şiiri bir de devletin resmi okul kitaplarında yazılı bir şiir okudu diye mahkum edildi. Onun da siyasi hayatı ortadan kaldırıldı. Bu sürece bakarsanız bir yandan 5'li çete var orada, onun yanında medya var, onun arkasında siyaset kurumları var ve bunların yanında FETÖ var. Beceremediniz bırakın gidin diyen FETÖ televizyon, televizyon gezip, o dönemde 28 Şubat döneminde merhum Erbakan'a ve hükümetine ağır eleştirilerde bulundu ve hükümetin gitmesini istiyor, baktığınızda 28 Şubatçılar ile FETÖ'nün nasıl bir dayanışma ve iş birliği içinde olduğunu daha net bir şekilde görme imkanımız var. 

DARBECİLERE HESAP SORMA YOLUNU AÇTIK 

Tayyip beyi belediye başkanlığından indirdiler, cezaevine gönderdiler ve arkasından bir seçim yapıldı. Hem Refah Partisi kapatıldı, Fazilet Partisi diye yeni bir parti kuruldu, sayın Cumhurbaşkanımızın önünü kesmek ve siyaseten onu yok etmek için yargı eliyle kirli bir operasyon yapıldı. Pınarhisar'a giderken 'Artık muhtar bile olamaz' dendi, manşetler atıldı, hamdolsun aradan geçen süre içinde bütün bunların hepsi ters düz oldu. Şimdi 28 Şubat darbesini yapanlar da, 12 Mart 1971 muhtırasını verenler de 12 Eylül darbesini yapanlar da ilk defa AK Parti hükümetlerini ortaya koyduğu irade ve anayasa değişikliği ve milletimizin de kabülü sonucu milletin önüne çıktılar ve hesap verdiler, hesap veriyorlar. Darbeciler ilk defa hesap verdiler. Demokrasi, hukuk devleti, milli irade ve millet adına darbecilerden hesap sorma yolunu açan hükümet AK Parti hükümetidir. Anayasa'ya 'Evet' diye aziz Türk milletidir. 

AK PARTİ HÜKÜMETLERİ SORUNLARI ÇÖZDÜ 

Tabi imam hatiplerle ilgili sorunlar çözüldü, başörtüsü çözüldü, Merve Kavakçı hadisesini yaşadık, parlamentoda bu mesele çözüldü, kamuda çalışmada, orta öğretimde ve lise öğretiminde çözüldü ve ne kadar 28 Şubat'ın ortaya çıkardığı hukuksuzluk, haksızlık varsa bunların hepsi ortadan kalktı. Demokrasimiz de kökleşti. Demokrasiyi sekteye uğratmak isteyenler AK Parti döneminde de durmadılar, buna rağmen. Bize kapatma davası açtılar. Anayasayı değiştirelim, başörtüsüne anayasal zemin hazırlayalım diye. 2008'de 10. ve 42. maddelerde değişiklik yaptık, kapatma davası arkasından geldi. Pek çok sıkıntılar yaşadık, Cumhurbaşkanı seçtirmeme, 367 krizi, 27 Nisan e bildirisi, gezi olayları, 25 Aralık MİT TIRları, baktığımızda en son nihayet darbe teşebbüsü. Bütün bunlara baktığınızda da 28 Şubat darbesini yapan karanlık anlayış daima aynı yöntemle iktidar değiştirmeye gayret etti. 

MANŞETLERLE HÜKÜMET DEĞİŞTİRME DEVRİ KAPANDI 

Gazeteler manşetlerle iktidarlara yön vermeye devam etti. Hamdolsun AK Parti hükümetleri döneminde sayın Cumhurbaşkanımızın cesur liderliğinde biz sadece milletten hiza ve istikamet aldık, milletin dediği istikamette de yolumuza devam ettik. Manşetlerle hükümet değiştirme, milleti milletin temsilcilerinden oluşan parlamentoyu, milletin seçtiği hükümeti korkutma, sindirme devri kapandı, kapanalı da yıllar oldu. Bu millet en son 15 Temmuz'da ölümüne demokrasiye, milli iradeye ve hukuk devletine sahip çıktı,  artık meydanlar, meclis, hükümet, kahveler, evler boş değil. Çünkü her yerde demokrasiye ve milli iradeye sahip çıkanlar var. Hürriyet Gazetesi'nin attığı bu manşet eski hastalıklardan hala bazı çevrelerin kurtulamadığını gösteriyor. Hani biz dedik ya artık hiç birşey eskisi gibi olmayacak. Hiç birşey eskisi gibi değil. Ama hala birileri bunu anlamamış o anlaşılıyor. Türkiye'de bundan sonraki süreçlerde de medya yoluyla veya kirli, karanlık, hukuk dışı yol ve yöntemlerle hükümetin iradesine ipotek koyma dönemi kapanmıştır.  Kimse bu yola tevessül etmemelidir. Tabi bu gazete haberi sadece o değil, hem Türkiye'nin hükümetine karşı bir amacı var hem de TSK'ya karşı bir amacı var. Çok açık bu da görünüyor. Devletin ve milletin hizmetinde olan hükümeti, meclisi, TSK'yı karşı karşıya getirmek, yıpratmak isteyen herkese karşı da bizim çok uyanık ve dikkatli olmamız gerekir, bu iyi niyetli bir haber kesinlikle değil.

KONUŞULMASI GEREKEN HERŞEY KONUŞULUYOR  

Tabi bu bir vatandaşın şikayeti üzerine İstanbul'da başlatılan bir soruşturma var bu soruşturma tabi bu konuyla ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasına da katkı sağlayacaktır. Şu anda sayın Genel Kurmay Başkanımızın yaptığı da bir açıklama var. TSK adına yapılan bir açıklama var. Orada çok net bir şekilde ifadeler var. Gazetenin o açıklamaya baktığınızda, bu başlıkları atarken yaptığı bir algı, çok net bir şekilde görünüyor. Bütün bunların hepsi sonuçta bir olumsuzluğu ortaya çıkardı. Devlet organları bir biriyle konuşamıyor değil. Bugün TSK'nın başındaki Genel Kurmay Başkanımızla, diğer kuvvet komutanlarıyla hem sayın Cumhurbaşkanımız, hem sayın Başbakanımız hem de hükümetimizin bütün bakanları ve ilgilileri ülkenin birlikte konuşulması gereken her konusunu çok rahat bir şekilde konuştuğunu, tartıştığını ve görüştüğünü herkes biliyor ve hepimiz de görüyoruz. Bu açıdan baktığımızda da önemli devlet içinde konuşulması gereken bir konu varsa, bunu devletin yetkili ve sorumlu kişilerin bir arada konuşması faydalı. Bunu medya üzerinde bazı konuların konuşulması tartışılması da doğru bir yaklaşım değil.

YENİ SİSTEM CUMHURİYETİN RUHUNA TAM UYGUN

Cumhuriyetin literatürdeki tanımı çok açık, devleti yönetenlerin miras yoluyla değil de halkın oyuyla belirlendiği devlet şeklidir Cumhuriyet. Şimdi Türkiye’de biz devleti yönetenleri nasıl belirliyoruz, halkın oyuyla mı belirliyoruz, doğrudan halkın oyuyla belirlemiyoruz. Çünkü bugün Türkiye’de sadece yasama üyeliği yani milletvekilliği seçimi var. Türkiye’yi yönetecek hükümet kim olsun diye bir seçim bizim ülkemizde bugün yok. Hükümet meclisin içinden çıkıyor. Üye tam sayısının salt çoğunluğunun güven oyu ile kuruluyor. Yeni sistem neyi getiriyor. Diyor ki yeni sistem: Türkiye’yi yönetecek hükümeti yani yürütme organını doğrudan halk seçsin, meclisin içinden çıkmasın. Yasama organını milletvekilini doğrudan halk seçsin ayrı ayrı seçim yapılsın, bunu birbirine karıştırmayalım. Bu tam da neyi getiriyor? Cumhuriyetin hem lafsına hem de ruhuna uygun bir şekilde hayat geçirilmesi sonucunu getiriyor. Esasında yapılan şey devlet şekli olan Cumhuriyet’in lafsına ve ruhuna uygun hayata geçirilmesidir.

CUMHURİYET’İN TEK BEKÇİSİ AZİZ TÜRK MİLLETİDİR

Halka sorulan sorunun özü şu: Türk halkı olarak Türkiye’yi yönetecek hükümeti, yürütmeyi doğrudan seçmek istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Eğer siz biz hükümeti doğrudan seçmek istiyorum diyorsanız ‘Evet’ deyip bu referandumdan anayasa değişikliği çıksın. Yok ben seçmek istemiyorum, ben vekilleri seçeyim hükümet de vekillerin içinden çıksın diyorsanız, o zaman ‘Hayır’ deyin. Esasında milletin önüne konan şey tam da millete yeni bir hak, yeni bir yetki vermektedir. O da hükümeti seçme hak ve yetkisidir, bu da Cumhuriyetin ruhuna uygundur. Cumhuriyetin devlet şekli olarak Türkiye’de varlığı 94 yıldır, bu milletin hiçbir ferdinin hiçbir ferdinin Cumhuriyetin varlığı üzerinde bir tartışması yoktur, hiçbir siyasal organizasyonun da böyle bir tartışması yok. AK Parti’nin de bu gün de dün de böyle bir tartışması olmadı, ama aksine 15 Temmuz 2016 Cumhuriyet’e, demokrasiye yapılan saldırı karşısında hepimizin bütün aziz milletimizin canı pahasına Cumhuriyet’i koruması vardır. 249 şehidi vardır. Bu millet artık Cumhuriyet üzerinden bir tartışma yürütülmesini istemiyor. Cumhuriyet 80 milyon Türk milletinin ortak değeridir, tartışmasız değeridir, tehlike veya tehdit olduğu zaman canı pahasına koruduğu müdafaa ettiği bir değerdir. Cumhuriyet’i bir azınlığın mülkü gibi görmek ve takdim etmek fevkalade yanlıştır. Cumhuriyetin tek bekçisi var o da aziz Türk milleti.

MİLLETVEKİLLERİ DEVLET İÇİN TER DÖKÜYOR

Değişikliğin esas yönlerinden biri de TBMM’nin güçlendirilmesidir. Azaltması değil, güçlendirilmesi. Ama öyle bir takdim yapılıyor ki Türk halkına adete TBMM kapatılıyormuş, kaldırılıyormuş gibi bir algı yapılıyor. Örnekler üzerinden gitmek isterim. Şu anda bizim parlamenter sayımız kaç? 550. Nüfusumuz kaç? 80 milyon. 59 milyon iken 550,  21 milyon nüfus artışı olmuş, 80 milyonuz hala 550. Nüfusumuzun hepsi geniş ve adil bir temsil hakkı bulmuyor. Artan nüfusu dikkate alarak 550 vekil sayısını 600’e çıkartıyoruz. Bu parlamentoyu zayıflatır mı, güçlendir mi? 95’te de bugün başbakanımız söyledi, milletvekili sayısı 450’den 550’ye çıktı. O zaman da DYP - CHP koalisyonu vardı. Şimdi Kılıçdaroğlu diyor ya, ‘Bu aldıkları para haram diye’. O zaman 450’den 550’ye çıkartıldı kimse bunu söylemedi neden? Çünkü milletvekillerin milletine ve devletine hizmet eden insanlar. Onlar millet ve devlet için ter döküyorlar, çalışıyorlar. Meclis milletin idaresini yansıdığı yer, milletin ve devletin adeta kalbi güçlü olması lazım. Güçlendiriyoruz.

TECRÜBE İLE DİNAMİZM BİR ARADA

Seçilme yaşı 25, 18’e indiriyoruz. Mecliste temsil gücünü yükseltiyoruz. Bu neyi gösteriyor? Mecliste temsil hakkını gençler açısından güçlendiriyor. Şimdi herkes şunu söylüyor ya bu olursa 18 yaşındaki gençlerin hepsi meclise girecek. Şu anda 25 seçilme imkanı var, milletvekillerinin hepsi 25 yaşında mı? Hayır. 70 yaşında da, 80 yaşında da, 25 yaşında da, 30 yaşında da var. Her yaştan insanlar var. Bunun anlamı şu: Tecrübe ile bilgi birikimi ile dinamizmin genliğin bir arada olması ve usta çırak ilişkisi içerisinde onların birbirinden beslenmesi. Bizim geleceğimiz açısından son derece önemli. 18 yaşını dolduran her Türk vatandaşının hakkıdır. Aday olur, millet seçer. Kendi çocuklarını milletvekili yapacaklar sözü sadece milletimizi bu sistemin karşısına dikmek için yapılmış bir iftiradır. Vay şunu yapacak vay bunu yapacak. Bizim partimizde kurallar var. Diyoruz ki milletvekiliyse onun akrabaları parti yönetiminde yer almıyor, belediye başkanı adayı yapmıyoruz, il genel meclis, belediye meclis üyesi yapmıyoruz. Geçmişte bir sürü örneği var bunun. Bir belediye başkanı yakınını bir göreve getirdi diye biz onu partiden ihraç ettik. Bu konunun şahsi hesaplarla kirletilmesini doğru görmeyiz ve büyük bir algı operasyonun parçasıdır bu ve milletimiz bizi görüyor, bizim yaptıklarımızı biliyor.

GELECEĞİN TÜRKİYESİNİ ONLARA EMANET EDECEĞİZ

Gençler, 56 ülkede seçilme yaşı 25’in altında. 21-22 ülkede 18 yaşını dolduran herkese seçilme hakkı vermiş, kimisi 19’da, kimisi 20’de 56 ülkede 25’in altında. Batıdaki ülkelerde neredeyse tamamında 25’in altında. Almanya’da, Fransa’da oluyor, Türkiye’de niye bu olmasın. Seçilme kolay bir iştir, seçilmek zor iştir. Siz Cumhurbaşkanı, milletvekillerini seçme yetkisi veriyorsunuz belediye başkanı seçme yetkisi veriyorsunuz, onun oyunu kıymetli görüyorsunuz ama seçilme hakkı vermiyorsunuz, bu son derece yanlış bir şey. Gençlerimize, oğullarımıza, kızlarımıza güvenmemiz lazım. Geleceğin Türkiyesini biz onlara emanet edeceğiz. Onlara ne kadar siyaset ve devlet hayatının içine alır, onları pişmesini sağlarsak, emanet edeceğimiz Türkiye’nin gelecekteki yöneticileri daha güçlü ve kudretli olacak.

KANUN YAPMA SADECE MECLİSE AİT

Şimdi gençlere diyorlar ki aman siz hayır deyin, niye hayır deyin? Milletvekili, belediye başkanı, bakan, Cumhurbaşkanı yardımcısı olma hakkı veriyoruz, aman biz bunu istemeyiz. Ben bakan, Cumhurbaşkanı yardımcısı, vekil, belediye başkanı olmak istemiyorum. ‘Hayır’ diyen bir genç ben bunları istemiyorum, ben buna layık değilim anlamına gelir. Biz diyoruz ki gençlerimize güveneceğiz, onlara imkanları vereceğiz, onlar omuzlanacak sorumlulukları gereğini yapacak. Bu da gençleri parlamentoya taşıyor ve parlamento bu yönüyle de ayrı bir güç kazanıyor. Parlamentonun seçimi nasıl yapılıyor? Tek yapılıyor, milletvekili seçimi var. Yeni sistemde vekil seçimi ayrı, parlamento seçimi ayrı yapılıyor. Millet onu ayrı seçecek onu ayrı seçecek. Bu de da parlamentoyu güçlendiriyor. Şu anda parlamentoda çıkan kanunların yüzde 99’u kanun tasarısı, yüzde 1’i tekliftir. O da ya hükümetin verdiği yada hükümetin onayladığı tekliftir. Hükümete rağmen bir kanunun kabul edilmesi mümkün değildir. Bir kararın çıkması mümkün değildir. Çünkü hükümet üye tam sayısının salt çoğunluğundan çıkıyor, hükümete rağmen bir kararın alınması bir tasarının yasalaşması veya bir teklifin geçmesi mümkün değildir. Şimdi ne oluyor? Hükümet kanun tasarısı vermeyecek, kanun teklifi de vermeyecek, sadece Cumhurbaşkanı bütçe ile ilgili bir kanun teklifi verecek. Kanun teklifi verme yetkisi sadece milletvekiline ait. Hükümet genel kurulda oturmayacak. Kanunların görüşmesi, müzakeresi tamamı milletvekili tarafından yapılacak, kabul ve reddi de onlar tarafından yapılacak. Hükümet de istediği bir kanuna ihtiyacı varsa onu meclis başkanına bir mesaj olarak gönderecek yada oradaki kendi vekilleri aracılığıyla kanun teklifi verdirecek. Bu milletvekilini güçlendiriyor, etkiyi arttırıyor. Bakan hayır dediği zaman iktidar grubunun evet demesi mümkün değil. Ama yeni dönemde aksine bakanlar milletvekilinin gözüne bakacak.

KEYFİ SEÇİM YENİLEMEYİ ORTADAN KALDIRIYOR

Parlamentonun Cumhurbaşkanını seçimini yenileme yetkisi yok, görevine son verme yetkisi de yok ama Cumhurbaşkanı parlamento seçimlerini yenileyebiliyor. Nitekim 7 Haziran seçimleri üzerine Cumhurbaşkanı parlamento seçimini yeniledi, belirli şartlar altında. Yeni düzenlemede deniyor ki parlamentoda artık bundan sonra isterse seçimleri yenileme kararı alarak Cumhurbaşkanlığı görevine son verebilecek. Parlamentoya böyle bir yetki vermek parlamentoyu güçlendirir. 7 Haziran sonrası Cumhurbaşkanı seçim kararı aldı ama Cumhurbaşkanlığı seçimi yenilenmedi. Fakat bu yeni düzende Cumhurbaşkanı seçim kararı aldığı zaman kendi görevini de sona erdirecek, kendi de sandığa gidecek, millet seçerse yeniden Cumhurbaşkanı olacak. Bu iki tarafa da seçim yenileme yetkisini keyfi kullanmama durumunu getiriyor. Keyfi kullanırsan kendin de seçime gidiyorsun. Onun için uzlaşın, anlaşın. Uzlaşmaya ve anlaşmaya zorluyor, her yönüyle parlamentoyu bu günkünden çok daha güçlü noktalara taşıyor.

KUVVETLER TAM BAĞIMSIZ HALE GELİYOR

Yetki bir kişide toplanmıyor. Yetki yürütmeye veriliyor, Cumhurbaşkanı yürütmenin başı. Yürütme olduğu için yürütme adına bu yetkiyi kullanıyor. Sayın Başbakanımız grup konuşmasında söyledi. Partinin genel başkanı kim? Binali Yıldırım AK Parti’in. CHP’nin ki kim? Kemal Kılıçdaroğlu. Peki parti genel başkanı olarak bütün yetkileri kim kullanıyor CHP’de Kılıçdaroğlu mu? O zaman ne deyiceğiz. Bir tane genel başkan olmasın eş genel başkan olsun. CHP’ye tek adamlık diyebilir miyiz şimdi? Tek genel başkan var. Yanına ikinci bir genel başkan yada üçüncü bir genel başkan. İşte HDP’de var eş genel başkan uygulaması. Tek adamlığa son vermek için CHP niye 2 tane genel başkan seçmiyor? Her yerde bir tane belediye başkanı seçiyoruz, tek adamlık mı oluyor. Yürütme çok başlı olursa çatal kazık misali yere batmaz. Orada bir faydalı sonuç ortaya çıkmaz. Yetki verdiğin zaman sorumluluğu da vereceksin ve sorumluluğu da oradan soracaksın. Bu sistem de yürütme yetkisini kime veriyor? Cumhurbaşkanına. Peki Cumhurbaşkanı bu yetkiyi nasıl kullanacak? Tek başına mı? Hayır. Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar var mı sistemin içinde? Var. Bunlar milletin meclisinin huzurunda yemin edip, öyle göreve başlayacak. Yani adalet politikasını, Adalet Bakanı belirleyecek, istişare edilecek kurullarda ve kararlar öyle alınacak. Şu anda 2 tane mi başbakan var? Yok. Bakanlarla Başbakan oturup karar veriyor. Yeni sistemde tek fark, Başbakan yerine Cumhurbaşkanı yardımcıları var. Oturup birlikte karar veriliyor. Tek adamın Türkiye’yi yönetmesi diye bir şey söz konusu değil. Çünkü yasamayı da ayırıyor. Yürütme yetkisi birine veriliyor ama bu organ olarak bir organa veriliyor. Organın başında olan Cumhurbaşkanı bunu bakanlar ve yardımcılarıyla birlikte kullanıyor. Çünkü anayasa egemenlik yetkisi kullanmayı onlara da veriyor. Bu anayasal bir organ olduğu için onlar da kullanıyor. Öte yandan yürütmeyi doğrudan halk seçiyor. Peki Cumhurbaşkanının elinde yasama var mı? Yok. Yasamayı doğrudan halk seçiyor. Kuvvetleri tam birbirinden ayırıyor. Şu anda Türkiye’de kuvvetler birbirinden ayrı değil. Esasında kuvvetler birliği şimdi var. Bu yeni düzenleme ise kuvvetleri birbirinden tam ayırıyor ve birbirinden bağımsız hale getiriyor. Yürütmeyi, yasamayı ayrı seçtiriyor, yasamanın içinde olan birinin yürütmede görev almasına izin vermiyor.

TEK ADAMLIĞI ÖNLEYEN BİR SİSTEMDİR BU

Şimdi ben Adalet Bakanıyım ama aynı zamanda Yozgat milletvekiliyim yasama üyesiyim. Hem yürütmede hem de yasamada görevliyim. Şimdi diyor ki yeni sistem, hem yürütmede hem yasamada birlikte görev alamazsın. Aldın yasama üyeliğin sona erecek. İkisini birbirinden tam ayırıyor. Yürütme ne yapıyor kanun tasarısı veremiyor, komisyonda genel kurulda bulunamıyor. Kuvvetler ayrılığı kağıt üzerindedir. Türkiye uygulaması esasında kuvvetlerin yürütme kontrolünde olduğu bir yapıyı öngörüyor. Çünkü iktidar grubu kendisini iktidarın bir parçası olarak görüyor. İktidara rağmen bir denetim, yasama TBMM’de ne bugün ne dün hiç yapılmamıştır. Yeni sistem bunu birbirinden ayırıyor, yasamayı ayrı yere, yürütmeyi ayrı yere koyuyor. Tek adamlığı önlemek için getirilen bir sistemdir bu.

SİYASİ VE CEZAİ SORUMLULUK YOKKEN DE YETKİLERİ VAR

Yasama yürütme ayrı ayrı seçildi, kuvvetler ayrıldı. Öte yandan Cumhurbaşkanlığı’nın bütün işlerini takip ve yargı denetimi var, Cumhurbaşkanını hem yargı denetliyor, hem seçimlerle halk denetliyor,  hem halkın seçtiği yasama denetliyor, bütün bu denetimlerin içerisinde Cumhurbaşkanı görevini yapıyor. Bu kuvvetleri ayırıyor, silahları eşitliyor ve birbirine karşı denge fren mekanizmasını kuruyor. Tek adamlığı ortadan kaldırıyor. Bundan sonra Türkiye’de hiçbir zaman kuvvetlerin tek elde toplanma imkanı olmayacaktır. Çünkü bu sistemin özü buna engeldir. Cumhurbaşkanı kararname çıkarma yetkisi çok büyük bir çarpıtma ile karşı karşıya şu anda. Hangi konularda kararname çıkartıyor ona bakmak lazım. Cumhurbaşkanı bakanlıkların merkez ve taşra teşkilatını kurulması, kaldırılması görev ve yetkilerine ilişkin düzenleme yapıyor. Yani bölge müdürlüğünü Rize’ye kuralım mı? Yoksa Elazığ’a mı, Çorum’a mı kuralım. Buna dair bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, hangi müdürlük nerede olsun. Devletin yapısıyla ilgili değil, Cumhurbaşkanı il, ilçe kuramaz, illeri birleştiremez, ilçeleri kaldıramaz. Devletin idari yapısını değiştiremez. Ama şimdi her şeyi değiştirecek diyorlar. Bu çok büyük bir iftira bu sisteme. Yok böyle bir şey. Üst düzey kamu görevlilerinin atanmasını yapıyor. Hepimiz ne diyoruz, devletin bürokratik yönetiminde bulunanlar hükümetlerle gelsin ve hükümetlerle gitsin. Bu aslında yıllar yılı hepimizin savunduğu bir şeyin hayata geçmesidir. Memuriyete alma şartlarını Cumhurbaşkanı, kararname ile düzenleyemez. Memurların özlük haklarını, memurların görevden atılması veya disiplin hiçbirini düzenleyemez. Sadece üst düzey görevliler ile ilgili. Bu gün şu anda üst düzey görevliler Cumhurbaşkanına rağmen Türkiye’de atanıyor mu? Atanamıyor. Atanması da mümkün değil. Çünkü 3’lü kararname ile atanıyor. Bakanın teklifi Başbakanın onayı ve Cumhurbaşkanının onayı ile  atamalar yapılıyor. Şimdi Cumhurbaşkanı imza atmadan bir ile vali, emniyet müdürü, herhangi bir yere genel müdür, müsteşar atanabiliyor mu? Bütün atamalarda zaten Cumhurbaşkanı bugün yetkili. Siyasi ve cezai bir sorumluluğu yokken yetkili durumda. Şimdi bu yetkiyi nasıl kullanacak? Kurallarını koyacak. O kurallara göre kullanacak.

KARARNAMELER AYM VE MECLİS DENETİMİNE AÇIK, İPTAL EDİLEBİLİR

Bunlar tamamen işin teknik ve doğası gereği olan düzenlemeler ama bakın neleri yapamayacak Cumhurbaşkanı Kararname ile. Cumhurbaşkanı kararname ile suç ihdas edemez, ceza koyamaz, konulmuş cezaları kaldıramaz. Kim bunu diyorsa yalan söylüyor. Olmaz öyle bir şey. Çünkü suçlar cezalar ancak kanun ile düzenlenir. Anayasada diyor ki Cumhurbaşkanı kanunla düzenlenen konuları Cumhurbaşkanı kararnamesi çıkaramaz. Yasamaya ilişkin konularda kararname çıkaramaz. Yargıya ilişkin konularda kararname çıkaramaz. Siyasi hak ve hürriyetlere ilişkin konularda kararname çıkaramaz. Kapattım partiyi diyor. Yok öyle bir şey. Yasak getiriyor. Bu konularda kararname ile düzenleme yapma yasağı getiriyor. Başka ne konularda çıkartamaz şu anda kanunla düzenlenmiş olan konularda da Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Kararnamesi çıkartamaz. Diyelim patent kanunu var, Cumhurbaşkanı o konuda kararname çıkartamaz. Çünkü kanunla düzenleniyor. Bizim hayatımızda kanunla düzenleyen alan var mı? Hemen hemen her alan kanunla düzenlenmiş. Az önce söylediğim gibi üst düzey yetkililerin atanması ve bakanlıkların merkez ve taşra teşkilatları anayasada özel yazdığı için kanunla düzenlense dahi sadece bunlarla ilgili ve sınırlı olmak üzere kararname çıkartabilir. Kaldı ki bu kararnamelerin hepsi Anayasa Mahkemesi’nin denetimine açık, mahkeme iptal edebilir. Öte yandan meclis bu kararnameleri yürürlükten kaldırabilir yada değiştirebilir. O yetkisi var. Bu yasamanın etkisizleştirilmesi değil, tamamiyle yürütmenin teknik olarak sistem gereği hızlı kararlar alıp alınan kararları etkin ve hızlı uygulayabilmesine imkan sağlayan bir düzenleme.

İADELER KONUSUNDA YENİ DÖNEMDE BEKLENTİMİZ YÜKSEK

FETÖ’nün iadesine ilişkin ABD Adalet Bakanlığıyla Adalet Bakanlığımız arasındaki çalışmalar devam ediyor. Şu ana kadar bizim ilettiğimiz talepler konusunda henüz müspet bir gelişme olmadı. Hem iade talepleri hem de geçici tutuklama talebi konusunda olumlu gelişmeler maalesef olmadı. Yönetim değişikliğinden sonra biz bazı yeni bilgi ve belgelerde gönderdik. Gönderdiğimiz bilgiler arasında FETÖ örgüt lideri terörist Gülen’in Kanada ve başka bazı ülkelere kaçışına ilişkin daha önce ilettiğimiz bilgilere ilave yeni bilgiler ilettik. Kanada’da bir geniş çiftlik satın aldığına dair onlara dair bilgileri de biz ABD yetkililerine ilettik. Özellikle yönetim değişikliğinden sonra yeni yönetimin kendi aleyhlerine bir karar alabilme ihtimalini biraz değerlendirerek bu çalışmalarını ve arayışlarını artırdıklarını görüyoruz. Biz bu istihbarı bilgileri de ABD makamlarına ilettik. Yeni Adalet Bakanı da göreve başladı. Sayın Adalet Bakanı’na da hem tebrik hem de Türkiye’nin FETÖ konusundaki hassasiyetini ileten bir mektubu da gönderdim. Başarı dileklerimi de ilettim. Şimdiye kadar çıkmış bir olumlu cevap yok. Ama yeni dönemde bizim beklentimizin yüksek olduğunu her defasında ifade ettik. Şuana kadar bu beklentiyi olumsuza çevirecek bir tutumda olmadı.

OHAL VATANDAŞIMIZIN RUTİN HAYATINI ETKİLEMİYOR

Şu an da Türkiye’de uygulanan OHAL sadece devleti yönetenlere uygulanan bir OHAL’dir. Çünkü Türkiye 15 Temmuz’da çok büyük bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kaldı. Hem devlet hem millet büyük bir ihanete uğradı ve böylesi bir felaket karşısında devletin hem kendini hem milletini hem de kurumlarını koruyan tedbirler alması gerekir ve bu çerçevede OHAL ilan edildi. OHAL’i biz ilan ederken şunu açıkça söyledik OHAL Türkiye’nin içinde bulunduğu olağanüstü şartlardan kısa sürede kurtulması için ilan edildi. Hızlı karar alalım, kararları hızlı uygulayalım ve Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bu olağanüstü ortamı süratle ortadan kaldıralım diye ilan ettik. Vatandaşımızın hayatında en ufak bir değişiklik olmayacağını da söyledik. Şimdi Afyon’da OHAL’in bir yansıması var mı? Sokaktaki vatandaşımıza iş yerindeki vatandaşımıza hem hak hürriyetleri konusunda hem de başka konularda bir kısıtlama var mı? Yok. Nerede var? Terör örgütlerine ilişkin var. Terör örgütlerinin propagandasını veya terör örgütleri adına bir şey yapılmak istendiğinde ona dair kurallar var biz onu uyguluyoruz. OHAL olmasa dahi biz o kuralları zaten gene uyguluyorduk. Şu anda vatandaşımızın rutin hayatını etkileyen hiçbir şey yok. OHAL ilan edildiği günden beri de yok.

FETÖ GİZLİ VE SAKLI İŞ YAPIYOR

OHAL olmasa da terör ile terör örgütleriyle terörist ile mücadelede zaten yasalar yetkiler veriyor, bu yetkileri bu çerçevede kullanıyor. OHAL’in varlığının devamına neden ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü Türkiye’nin karşı karşıya olduğu FETÖ ve diğer terör tehditleri büyük tehditler diğer terör tehditlerini görüyorsunuz onlar biraz da karşınızda gözükebiliyor. Ama FETÖ terör tehdidi görünen bir tehdit değil. Müthiş bir gizlilik yapıyor. Öte yandan da çok üst düzeyde takiye yapıyor. Gizlilik dediğimiz kendini gizlemesi, takiye dediğimiz de kendini biraz saklaması. Yani gizlemeden farklı diyelim ki siz liberal birisiniz sizin yanınızda sizden liberal, siz diyelim ki A konularında çok hassasınız o sizden daha çok hassas, siz B’ye karşı kızgınsınız o sizden daha çok kızgın. Kimin yanında bulunursa o kişinin siyasi görüşü veya fikri veya başka duruşu neyse onun gibi görünen onun gibi tavır koyan birisi dolayısıyla bu tür her kılıktan kılığa giren yanında bulunduğu kişinin eylem ve söylemlerine göre kendi eylem ve söylemlerini şekillendiren ve bu takiyeyide çok iyi yapan birilerine karşı mücadele etmek o kadar da kolay değil. PKK terör örgütü bakıyorsunuz belli. Onlarda kendilerini gizliyor ama sonuçta onları tespit edebiliyorsunuz. Bu farklı bir yapı. Karşı karşıya olduğumuz bu yapının giriftliği tespitindeki zorluklar, güçlükler ve Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı tehdidin, tehlikenin büyüklüğü nedeniyle bunun bir süre daha devam etmesi gerekti ve o yüzden de uzatıldı. Türkiye Devleti, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk halkı bu tehditten, tehlikeden tam olarak kurtulduğu an bu zaten ortadan kaldırılacaktır.

SİSTEMİN ADI BİLE DEĞİŞİME YETTİ

Herkes Erdoğancı kesildi. Gözlerim yaşarıyor. Kılıçdaroğlu’da bunu söylüyor. Tamam Erdoğan ise neyse de başkasının eline geçerse bu yetkiler. Yedi yirmi dört sayın Cumhurbaşkanımıza hakareti ibadet sayanlar bile şimdi Erdoğancı kesildiler ve ben tabi ona üzülüyorum. Erbakancı da kesildiler. Ben geçende söyledim. Eğer Cumhurbaşkanlığı Sistemi halkoylamasına gidecek olmasaydı, sayın Kılıçdaroğlu’nu Erbakan hocanın arkadaşlarının yanına merhum Erbakan hocayı anmak için hangi güç götürebilirdi. Ama bakın bu sistemin adı bile değişime yetti. Adı yetti değişime. Nasıl yetti. Bakın gittiler milli görüşçü oldular. Merhum Erbakan diyordu ya: Herkes bir gün milli görüşçü olacak diye. Sonuçta oraya gittiler bağlılıklarını ifade ettiler. AK Partiye AKP demeyelim, AK Parti diyelim rahatsız oluyorlar. Üsluplarını temizliyorlar AK Partilileri rahatsız etmeyecek üsluba büründürmek istiyorlar. Öte yandan da başörtülü bir hanımefendiye hakaret olunca da evine gittiler. Bunlar durduk yere olan şeyler mi? Bunlar güzel şeyler. Bu güzellikleri CHP niye şimdiye kadar yapmadı? Anayasa Mahkemesi’ne gitmekten de vazgeçti. Her olayı Anayasa Mahkemesi’ne götüren CHP neden vazgeçti? Sebep çok basit halka ihtiyacı var ondan vazgeçti. Kendine ayar veriyor. Çünkü bu konuda son kararı halk verecek sandıkta verecek. O zaman halk ile ters düşmek istemiyor. Herkesi uyarıyor aman dilinizi saygılı bir dil olarak kullanın, Tayyip Bey’e sakın sataşmayın halk seviyor onu aman dikkat edin. Erbakan hocaya aman dikkat edin. Kendi üsluplarına ayar veriyor.

SİSTEM FİKRİ HALKA YAKLAŞTIRIYOR

Onu için bu sistem değişim sistemidir, herkesi değiştirir ve fikri de değiştiriyor halka yaklaştırıyor. CHP’yi değiştirmeye şimdiden yetti. Onun için Tayyip Bey’den sonrasını da garanti alan bir sistem bu. Bizim mevcut sistemde siyasi istikrar, güçlü iktidar kurmak öyle kolay iş değil. Özal gibi Tayyip Bey gibi güçlü liderler geldiğinde ancak halk onların arkasından bir araya geliyor. Ama şimdi her zaman Tayyip Erdoğan bulamayız, her zaman Özal bulamayız, her zaman Atatürk bulamayız. Bunlar kolay gelen, kolay yetişen, kolay bulunan hazineler değil. Onun için biz sistemimize güvenmemiz lazım. Öyle bir sistem kurmalıyız ki bu sistemde kim gelirse gelsin ve iyi yönetilsin Türkiye. Her zaman Türkiye kazansın sağdan, soldan. 2014’te bir uygulamasın yaptık bunun Cumhurbaşkanını halk seçti Ekmeleddin İhsanoğlu’nu getirdiler ortak aday yaptılar. Güçlü liderlik özellikleri var, halkın her kesiminden oya alabilir düşüncesiyle getirdiler, koydular. Doğru mu? Neden kendileri olmadı? Çünkü kendileri herkesten oy alamayabilir. Onun için bu sistem güçlü lider isteyen bir sistem. Güçlü lider hangi taraftan olursa olsun kazandığında Türkiye ve Türk milleti kazanır.

MİLLETİN DEĞERLERİNE VE FARKLILIKLARINA SAYGI DUYAN BİR SİSTEM

CHP’nin yüzde 26 oyu var. Seçilmek için ne lazım?  Yüzde 51 bir oya ihtiyacı var. Yani yaklaşık 25 puan oya ihtiyacı var. CHP şimdi bu radikal üslubu sürdürdüğü zaman karşı kesimlerden oy alabilir mi? Alamaz. MHP alabilir mi? Kendi politikasını genişletmezse alamaz. AK Parti biz yüzde 50’yiz ama yüzde 50’nin içinde değişik sebeplerle bize oy veren AK Partili olmayan seçmende var. Biz onların oyunu alabilir miyiz? Biz de alamayız. O zaman ne yapacak? Bütün partiler bundan sonra dilini değiştirecek, programlarını değiştirecek, fikirlerini değiştirecek. Neye göre ayarlayacak? Millete göre ayarlayacak. Milletin inançlarına, farklılıklarına, kabullerine, retlerine saygı duyan bir program, saygı duyan bir söylem, saygı duyan bir eylem geliştirecek. Aksi takdirde millet ona iktidar vermez. Milletin başörtüsüyle uğraşan, milletin namazıyla uğraşan, milletin içkisiyle uğraşan, milletin yaşam tarzıyla uğraşan, inancıyla uğraşan, ezanla minareyle uğraşan, vatanla milletle bayrakla uğraşan birine bu millet iktidar vermez. Bütün partileri farklılara saygıya zorlayacak. Tayyip Bey’den sonra da muhafazakar kesim için de bu sistem bir teminat oluşturuyor, milliyetçi kesim için de bu sistem bir teminat oluşturuyor, laik kesin için de teminat bir teminat oluşturuyor, liberal için de teminat oluşturuyor. Çünkü kim gelirse gelsin farklıklara sevgisi ve saygısı olmayan birisini partiler aday yapmayacaktır. Çünkü millet onu seçmez. Diyelim ki kalkıyor birisi diyor: Şu ezanlar ki şahadeti dinin temeli ama benim yurdumun üstünde inlememeli. Böyle birini herhangi bir parti aday yapabilir mi? Bırak yapmayı, yapmayı aklından bile geçirebilir mi? Bu sistem esasında Tayip Bey’den sonra da Tayyip Bey gibi milletiyle kucaklaşan, milletiyle aynı hedefe koşan milletin gözünden hiza ve istikamet alan kişiler Türkiye’yi yönetsin. Milletin farklılıklarına saygı daima iktidar olsun diye getirilen büyük bir sistemdir ve değişim sistemdir. Bu anlamda fikri ve siyasi değişim bir de siyasal aktörlerin değişimi de olacaktır.

HESAP VEREN, HESAP SORULAN CUMHURBAŞKANI OLACAK

Şu anda Cumhurbaşkanın siyasi sorumluluğu yok mevcut sistemde, cezai sorumluluğu sadece vatana ihanetle var. Vatana ihanet diye de bir suç bizim mevzuatımızda yok. Yeni sistemde Cumhurbaşkanının siyasi sorumluğu var. Halka hesap verecek partili olduğu için milletvekili seçimi yoluyla hesap verecek, Cumhurbaşkanı adayı olduğunda hesap verecek, belediye seçimlerinde hesap verecek. Halkta hesap soracak. Siyasal denetim. Parlamento da yasama yasal faaliyetiyle bir denetim yapacak. Öte yandan da yasama denetim yollarıyla da bir denetim yapacak. Yazılı soru önergesi, meclis araştırması, meclis soruşturması yollarıyla bu denetimi yapabilecek. Gündem dışı konuşmalar, grup önerileri yollarıyla bu denetimleri yapacak, hem de meclis denetleyecek. İki açıdan siyasal denetimi sağlanmış olacak. Cumhurbaşkanı ilk defa vatana ihanet dışındaki suçlardan dolayı cezai sorumluluğu getiriliyor. Şu anda bizim hukukumuzda yok. Ama yeni düzenlemeyle Cumhurbaşkanının işlediği iddia edilen bütün suçlardan dolayı cezai sorumluluğu var. Yüce Divan’a sevk halinde Cumhurbaşkanı ceza alırsa ne olacağı şimdi belli değil. Şimdi ceza alırsa Cumhurbaşkanlığı düşecek o da getiriliyor. 550 vekilimiz var, 413 milletvekili Cumhurbaşkanını Yüce Divan’a gönderebilir. Şimdi 600’e çıkarıyoruz, 400 vekil Cumhurbaşkanını Yüce Divan’a götürecek. Bu Yüce Divan’a sevki kolaylaştırıyor. Dolayısıyla bu sistemin diğer bir yönü hesap veren ve hesap sorulan bir Cumhurbaşkanı getiriyor. Hem yargıya hesap verecek Cumhurbaşkanı hem halka hesap verecek Cumhurbaşkanı hem de yasamaya hesap verecek.

BÜTÜN VATANDAŞLAR AYNI YARGI VE KANUNA TABİ OLACAK

Yargı bağımsızlığını güçlendiren adımlar attık biz. Yargını tarafsızlığı ilk defa anayasal güvenceye kavuşturuldu. Türkiye’de siviller ayrı mahkemede yargılanıyor, askerler ayrı; sivillere ayrı hukuk, askerlere ayrı hukuk; askeri Yargıtay var, normal Yargıtay var; Askeri Yüksek İdari Mahkemesi var, Danıştay var. İki ayrı hukuk var Türkiye’de. İki ayrı yargı var Türkiye’de. Bu düzenleme askeri, sivili aynı yargıya tabi kılıyor. Yargıyı tekleştiriyoruz. Askeri yargıyı kaldırıyoruz. Bütün Türk vatandaşları yaptıkları görev ne olursa olsun aynı yargıya tabi olacaklar, aynı kanunlara tabi olacaklar. Hukuk devletinin üzerindeki bir ayıbı kaldırdık. Kanunu eşit diyor ama uygulama askere farklı sivile farklı. Şimdi anayasanın dediği gibi eşitliği gerçek anlamda hayata geçiriyoruz.

DEĞİŞİKLİK DEMOKRATİK MEŞRUİYETE GÜÇ VERİYOR

Şimdi Yargıtay ile ilgili bir değişiklik yok burada, Danıştay ile ilgili bir değişiklik yok burada, Anayasa Mahkemesi’nin üye seçim usulsüne dair de bir değişiklik yok. 17 olan üye 15’e düşürülüyor sadece. Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdari Mahkemesi kalktığından bu yapılıyor. Çünkü oradan artık üye gelmeyecek. Şimdi muhalefet sanki Cumhurbaşkanlığı seçimi olursa Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi’ne üye seçiminde de değişiklik yapılıyormuş gibi bir algı yapıyor. Halbuki böyle bir şey bu pakette Anayasa Mahkemesi üye seçim usulüne dair bir değişiklik kesinlikle yok. HSYK’nın 22 üyesi vardı mevcutta 13’e düşürülüyor. 3 daire vardı 2’ye düşürülüyor. Cumhurbaşkanı mevcut sistemde 4 tane üye seçiyordu HSYK’ya, yeni sistemde de 4 üye seçecek burada ilave bir şey yok. Mevcut sistemde yargı bürokrasisi HSYK’nın geri kalan üyelerinin tabi üyeleri dışındakileri seçiyordu, yeni sistemde yargı bürokrasisi seçimi kaldırılıyor TBMM’i seçecek. Şimdi ‘Yargı bürokrasisi seçerse, yargı bağımsız tarafsız olur’ demek var onlar öyle diyorlar. Ama ‘Milletin temsilcisi olan parlamento seçerse yargı bağımsızlığı kaybeder’ demek var onlar bunu söylüyorlar. Dolayısıyla milletin temsilcilerinde oluşan parlamentoya güvenmiyorlar. Bir yandan parlamentoyu zayıflatıyorsunuz diyorlar, öte yandan da parlamentoya yargıyı yöneten kurula üye seçme yetkisi vermeyi ret ediyorlar. Bu esasında siyaseti kötülemektir, milleti kötülemektir. Doğru olan milletin yargısını yöneten mekanizmaya milletin iradesiyle oluşan temsilcilerin üye seçmesidir. Şuanda getirilen değişiklik demokratik meşruiyeti daha güçlü ve hukuk devletine daha uygun olan bir değişikliktir.

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←