BOZDAĞ, YARGIDA BİRLİK DERNEĞİNİN İSTANBUL'DAKİ İFTARINA KATILDI A+ A-
22.06.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Yargıda Birlik Derneği‘nin İstanbul’da düzenlenen iftar programına katıldı. Düzenlenen iftar sonrasında Bakan Bozdağ, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun idialarına  Tecrübeyi unutan arkadaşları bizlere gönderin, biz onlara bir staj verelim” diyerek cevap verdi. Bozdağ'ın açıklamalarından başlıklar söyle:

Bugün hamdolsun, İstanbul’umuzda huzur, güven ve barış ortamında bir aile iftarındayım. Türkiye’mizin 81 ilinde de huzur, güven ve barış ortamında insanlarımız hem Ramazan ayında oruçlarını tutuyorlar, iftarlarını yapıyorlar, teravihleri kılıyorlar, sahurlara kalkıyorlar. Yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örneklerini veriyorlar. Gönül arzu ediyor ki Türkiye’de olan bu güzel iklimin, bu güzel ortamın dünyanın her yerinde olması. Her ülkede huzur, güven ve barış içerisinde insanların inançlarının gereği olan ibadetlerini yapabilmelerini ve hayatlarını devam ettirmeleri. Türkiye olarak biz bölgemizde ve dünyada huzur ve barışın olması hususunda bugüne kadar üzerimize düşeni fazlasıyla yaptığımız gibi bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. İnşallah yakın bir zamanda Suriye’de, Irak’ta ve dünyanın dört bir yanında bütün insanların sadece İslam inancına mensup olanların değil, başka inançlara mensup olanların da inançlarının gereğini huzur, güven ve barış ortamı içerisinde yapabileceği bir dünyaya kavuşuruz. Dileğimiz, temennimiz budur. Bu vesileyle bu mübarek gecenin de daha güzel günlerin kapısının aralanması için bir vesile olmasını Cenabı Allah’tan temenni ediyorum. Yargıda Birlik Derneği’nin saygıdeğer başkanına ve yönetim kuruluna, bugün sizlerle bizleri ve çok değerli bir heyeti bir araya getirdiği, iftar sofrasında buluşturduğu için teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar. Görevlerinde ve yaptıkları işlerde başarılar diliyorum. Yargıda gerçekten bir birlik sağlandı. Türk yargısı değişik şekillerde zaman içerisinde pek çok tahribata muhatap oldu. Hepimiz bu tahribattan rahatsız olduk. Hepimiz verilen zararlardan acı duyduk, sıkıntı duyduk. Ama maalesef bunlara bir çare üretme noktasında sıkıntı içerisinde olduk. Yargıda Birlik Derneği esasında yargı içerisindeki bölünmüşlüğü, dayanışmaya, bir kardeşlik hukukuna dönüştürme noktasında çok büyük başarı elde etti.

Yargıtay üyesi seçilen bazı arkadaşlarımızın bana aktardığı bir husus var. Onu izninizle bu heyetin huzurunda da paylaşmak isterim. Ankara Adliyesi’nde biz birbirimize farklı gözlerle bakardık. Yemekhaneye gittiğimizde farklı düşünen arkadaşları gördüğümüzde ona yüksek sesle laf sokuşturduk. Yanından geçer, masaya oturur homurdanıp onların kulakları duyacak şekilde konuşurduk. Birbirimizle merhabamız kıttı, selamımız yoktu. Ama şimdi biz büyük bir dost olduğumuzu, büyük bir kardeşlik hukukuna sahip olduğumuzu gördük. Artık birbirimizin çocuklarının düğünlerinde nikah şahitliği yapıyoruz, dedi. Yargıda Birlik Derneği, bu anlamda yargı içerisindeki farklılıkları, zenginlik kabul eden ve büyük bir dayanışmayı ortaya koyan, gerçekten adında olduğu gibi birliği sağlayan büyük bir adım oldu. Ben bu adımın bundan sonraki süreçte yargımıza, hukukumuza, yargı mensuplarımıza, milletimize ve memleketimize çok büyük hizmetler vereceğine yürekten inanıyor ve çalışmalarında bir kez daha başarılar diliyorum.

CUMHURİYETİN MUHAFIZI 80 MİLYON AZİZ TÜRK MİLLETİDİR

15 Temmuz 2016’da yaşadığımız hain ve kanlı darbe teşebbüsüne ilişkin görüntüleri biraz önce hep beraber izledik. 15 Temmuz’a neredeyse 20 gün falan kaldı. 20 gün sonra yıldönümü. 15 Temmuz 2016 hain darbe teşebbüsünün başarısızlığa uğramasının pek çok nedeni var. Siyasilerin Meclis’te birlikte olması, halkın meydana çıkması, Türkiye’nin lideri Cumhurbaşkanımızın ölümü göze alarak halkıyla beraber yürümesi, medyanın tutumu, vatansever Silahlı Kuvvetler içerisindeki Ömer Halis Demir ve benzeri kahramanların tutumu ve emniyetimiz içerisindeki vatansever insanların tutumu istihbaratta ve diğer güvenlik birimlerinde olan vatanseverlerin tutumu elbette çok önemli. En önemlisi Türk halkının bütün görüş farklılıklarını bir tarafa koyarak meydana çıkması. Cumhuriyetin kuruluşuna tahakküm eden yıllarda yani Anadolu’nun dört bir yanının işgal altında olduğu yıllarda, Yunanların, İtalyanların, Fransızların, İngilizlerin, Rusların yurdumuzu işgal ettiği dönemde aziz milletimiz bütün farklılıkları bir tarafa bırakarak Atatürk’ün arkasında nasıl bir olmuş ve düşmanı yurdumuzdan kovmuş ve bağımsız bir devleti kurmayı başarmışsa aradan geçen 100 yıl sonra yaklaşık bu sefer de Cumhurbaşkanımızın liderliğinde aziz Türk milleti bütün farklılıklarını bir tarafa bırakarak bir vücut olmuş, darbeye ve darbecilere karşı ölümüne karşı koymuştur. Bu milletimiz ve devletimiz için büyük bir kazançtır. Eğer batıda herhangi bir ülkenin halkı veya ABD halkı, demokrasiye, cumhuriyete, milli iradeye, hukuka ve seçilmişlere sahip çıkma konusunda Türk milletinin 15 Temmuz’da ortaya koyduğu kahramanlık benzeri bir kahramanlık ortaya koymuş olsaydı emin olun ki Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası örgütler, devletlerin parlamentoları ve yönetimleri, sivil toplum örgütleri bu halka en büyük nişanları vermek için en büyük takdirleri iletmek için sıraya girerlerdi. Ama bunu yapan Türk halkı olunca hiçbirinden ses gelmedi. Demokrasiye, cumhuriyete, insan haklarına, hukuk devletine, ölümüne sahip çıkan, tanklara, toplara, savaş uçaklarına, helikopterlere karşı duran böylesine büyük bir milletin örneği bugün var mı? Yoktur. İşte demokrasinin, cumhuriyetin ve insan haklarının gerçek sahibi aziz Türk milletidir. O nedenle değerli dostlarım, 15 Temmuz, Türkiye’nin kadim tartışmalarından belki de birisine son vermeye sebep olmuştur.

Türkiye’de bazıları kendilerini Cumhuriyetin sahibi, bazıları Cumhuriyetin düşmanı olarak nitelendiren ve Cumhuriyeti bir avuç azınlığın malı gibi gösterme gayreti vardı. Artık bu bitmiştir. Cumhuriyetin muhafızı da müdafi de bir avuç azınlık olmadığı gibi konu istihbarat veya emniyet veya falan parti filan parti de değildir. Cumhuriyetin muhafızı, bekçisi hasılı her şeyi 80 milyon aziz Türk milletidir. Bu 15 Temmuz darbe teşebbüsü, Cumhuriyetin ve demokrasinin Türk milletinin ölümüne müdafaası ve muhafazası yapılacak ortak bir değer olduğunu da ortaya koymuştur. Tabi ki bundan sonraki süreçte cumhuriyeti ve demokrasiyi tartışma yerine, cumhuriyetimizi ve demokrasimizi daha ileriye götürme noktasında gayretli bir çabamız olacak. Türk yargısı 15 Temmuz’da bu saydığım kahramanlar içerisinde en önemli kahramanlığı yapan gruptur. Darbenin daha başarılı ve başarısız olduğunun belli olmadığı saatlerde bazılarının kenara çekilip sonuç ne olacaksa ona göre vaziyet alalım diye etrafı dinlediği, gözetlediği vakitlerde, İstanbul’da, Ankara’da, Bursa’da, Diyarbakır’da, İzmir’de Türkiye’nin 81 ilinde başsavcılıklarımız darbeciler hakkında soruşturmaları başlatmış. Gözaltı talepleri, yakalama kararları, tutuklama kararları vermeye başlamışlar. Bu yargı açısından büyük bir övünç kaynağıdır. Bundan önceki pek çok darbede, darbenin meşrulaştırılması için gayret eden bir hukuk adamı grubundan bir yargıdan, darbe sesi gelir gelmez en önce biat eden bir yargıdan, darbeye hukuk kılıcıyla en büyük darbeyi vuran bir yargıya geldik ve o gece hakimlerimiz, savcılarımız gerçekten büyük bir kahramanlık örneği ortaya koydular. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulumuz gerçekten büyük bir kahramanlık ortaya koydu ve pek çok açığa almayla, adli tasarruflarla o gün darbecilere en büyük darbe vuruldu ve darbenin başarısızlığında Türk yargısının elindeki hukuk kılıcı en can alıcı darbeyi vurmuştur. O nedenle ben yargı görevi yapan bütün hakim ve savcılarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Böylesi bir dönemde demokrasiye, hukuka, adalete, cumhuriyete, milletin iradesine, sahip çıkan ve darbeye hukuk darbesi vuran bir yargı mensupları konusunun olduğu bir dönemde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun Başkanı ve Türkiye’nin Adalet Bakanı olmaktan büyük bir onur duyduğumu ve sizin gibi değerli hakim ve savcılarla birlikte olmaktan büyük bir gurur duyduğumu buradan ifade etmek isterim ve hepinize, sizin şahsınızda bütün hakim ve savcılarımıza ayrı ayrı teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

HAKİM VE SAVCILARI SUÇLAMAK KİMSEYE PAYE KAZANDIRMAZ

Değerli hakim ve savcılarımız, Yargıda Birlik’in çok değerli üyeleri; yargı çok büyük zorluklar altında görev yapıyor. Bir yandan 4 bin 131 hakim ve savcı meslekten uzaklaştırıldı. Onlardan boşalan yerlerine kıdemliler hareket ettirilerek getirildi. Herkes aynı zamanda meslekten uzaklaştırılmadığı için yargı içerisinde de sürekli bir hareketlilik var ve 4 bin civarında stajda olan hakim ve savcı adayı mesleğe kabul edildi. Darbe teşebbüsü yaşamışız. Hem darbe soruşturmaları, hem terör örgütlerine ilişkin bunca soruşturmalar var. Bütün bu zorlukların altında Türk yargısı büyük bir hukuk mücadelesi de vermektedir. Adaletin yerini bulması, hakkın sahibine teslim edilmesi, hak edenin hak ettiğine kavuşması adına da çok büyük işler yapmaktadır. Bugün yargımıza haksız, insafsız ve vicdan sınırlarını aşan eleştiriler yapılmaktadır. Buradan şu metinleri paylaşarak herkese bir kez daha ifade etmek isterim ki büyük bir haksızlığın altına imza atmak, haksızlık yapanlara intifa kazandırmaktır. 2016 yılında cumhuriyet savcılıklarında bulunan dosya sayımız 7 milyon 398 bin 616. Ceza Mahkemelerindeki dosyalar, devredenler dahil tamamını söylüyorum. 2 milyon 406 bin 537. Hukuk Mahkemelerindeki dosyalar, 3 milyon 524 bin 898. Yani 2016 yılında Türk yargısı 13 milyon 330 bin 51 dosyayla ilgili farklı işlem yapmıştır. Kimini karara bağlamış, kimisini de yargılama yapmış, soruşturma yapmış. Ama tam 13 milyon 330 bin 51 dosya hakkında işlem yapılmış. Dikkat edin milyonlarca dosya hakkında adli işlem yapılıyor. Milyonlarca dosya hakkında mahkemeler karar veriyor. Savcılıklar karar veriyor. Bu kadar dosyanın içerisinde Türk yargısını eleştirmek için öne sürülen kaç dosya var? Bir tane dosya çıkarıp onun üzerinden milyonlarca dosya hakkında karar veren, adil kararlar veren hakim ve savcıları suçlamak kimseye paye kazandırmaz.

SOKAKLARDA İNSANLARIN İHKAK-I HAKKI GASP YAPTIĞI DÖNEMLER İLKEL ÇAĞLARDIR

Mahkemeler görevlerinde bağımsızdır. Hakimler görevlerinde bağımsızdır. Anayasa’ya, hukuka ve kanuna bağlı vicdani kanaatleriyle karar verirler. Karar verirken dosyanın tarafları yasal görüşleri hakimlerimizi, savcılarımızı etkilemez. Onlar, hukuka uyarlar ve hukuka uygun kararlar verirler. Vicdanları da Anayasa ve hukukla bağlıdır ve ona göre hareket ederler. Bu kararlardan bir kısmı bizim beğendiğimiz kararlar olabilir. Bir kısmı da beğenmediğimiz kararlar olabilir. Beğendiğimiz kararlar olduğu zaman bu kararı veren hakim ve savcıları yüceltmek, beğenmediğimiz kararlar olduğu zaman da bu kararları verenleri tahkir, tezhip ve tehdit etmek; hukuku içselleştirmiş hukuk devletine inanmış birisinin yapacağı bir iş değildir. Ama maalesef görüyoruz ki Türkiye’de beğendikleri kararlar üzerinden veya beğenmedikleri kararlar üzerinden Türk yargısı hakkında haksız değerlendirmeler ve haksız kararlar alınmakta ve ortaya sürülmektedir. Haksız açıklamalar yapılıyor. Değerli dostlarım yargının vereceği kararların denetimi gene yargı içindedir. İtiraz yoluyla, istinaf yoluyla, temyiz yoluyla ... yargının verdiği kararları denetlemek mümkündür. Hiçbir hukuk devletinde yargının verdiği kararlar, Ankara-İstanbul E-5 karayolunda yürüyerek denetlenmez. Sokakta denetlenmez. Sokaklarda insanların ihkak-ı hakkı gasp yaptığı dönemler ilkel çağlardır, ilkel dönemlerdir. Hukuk devletleri, buna izin vermez, vermesi de mümkün değildir. Ama maalesef, maalesef değerli dostlarım burada da Türk yargısını yıpratmak için çok zehirli bir dil kullanılmakta. Yüksek Seçim Kurulu’nun saygıdeğer başkan ve üyeleri, adliyelerimizde görev yapan çok saygın hakim ve savcılarımız en son Anayasa Mahkemesi’nin sayın başkan ve üyeleri hakkında konuşulanlara baktığım zaman benim yüzüm kızarıyor. Türkiye’nin ana muhalefetinin lideri, küfür sayılacak ifadeler kullanarak yargı görevi yapanlara hakaret ediyor, tehdit ediyor, tahrif ediyor. Böyle bir şey olamaz. Türkiye’de kimsenin siyasi politikalarının merkezine Türk hakimlerini, Türk savcılarını çekmeye hakim ve savcılar üzerinden politika geliştirmeye hakkı yoktur. Olmaması da lazımdır. Politikanızı gidin partinizde yapın, Meclis’te yapın, teşkilatlarınızda yapın, meydanlarda yapın. Ama bu politikaya Türkiye’nin hakimlerini ve savcılarını sakın alet etmeyin. Buradan bir kez daha söylüyorum. Yargının siyasallaşmasından rahatsız olanlar, yargıyı siyasallaştırmak için her türlü yola başvurmaktan lütfen vazgeçsinler. Yargıyı siyasal emellerine ulaşmak için alet olarak kullanmasınlar. Parti içi tartışmaları sona erdirmek, Türkiye’de cephe oluşturmak maksadıyla Türk yargısını kullanmaya kimsenin hakkı yoktur. Buradan bir kez daha ifade ediyorum ki adalet, sokaklarda değil, adalet meşru zeminlerde aranır.

ÖRGÜTÜN KÖLESİ OLMAKTAN KENDİNİZİ KURTARIN

FETÖ davasına ve darbe teşebbüsüne ilişkin yargılamalar devam ediyor. Yargılamalara baktığımız zaman orada bir şeyi hep beraber görüyoruz. Darbe teşebbüsünde bulunan darbecilerin mahkemelerin huzurunda verdikleri ifadelere baktığımızda görmedim, duymadım, bilmiyorum. Elinde silah; vatandaşımızı şehit ediyor, inkar ediyor. Helikopterde, uçakta bombalar atıyor, inkar ediyor. Suçüstü yakalanmışlar ve suçüstü hali açıkça ortada 80 milyon aziz Türk milletinin şahitliğinde yaşanan bir darbe teşebbüsü var. Bunun şahidi aziz milletimiz. Faillerin tamamı suçüstü yakalanmış ama buna rağmen bakıyorsunuz, kontrollü bir savunma görüyorsunuz. Fethullahçı terör örgütünün kurucusu ve yöneticisi terörist başı Gülen’in talimatları doğrultusunda bir savunmayla karşı karşıyayız. Talimat şu, her şeyi ret edeceksiniz. İfadelerin zorla işkence altında alındığını mutlaka kayda geçireceksiniz. Sizin önünüze reddedemeyeceğiniz bilgi, belge ve deliller konduğu zaman da herkes kendi durumuna göre bunu inkar edecek. Talimat bu. Ankara’daki mahkemede de aynısını yapıyorlar, İzmir’de de, İstanbul’da da, Edirne’de de, Kars’ta da. Ben buradan soruyorum. Birbirinden bu kadar ayrı, farklı yerlerde olan sanıkların hepsi nasıl oluyor da aynı üslupla, aynı şekilde savunma yapıyorlar. Bu örgütün yargılama aşamasında örgüt üyelerini sevk ve idare ettiğinin somut bir göstergesidir. Buradan darbecilere, FETÖ terör örgütünün mensuplarına şunu özelikle ifade etmek istiyorum ki terör örgütü yargılama sırasında sizlerin itiraflarınızı engellemek, FETÖ’nün gerçek yüzünü açıklamanıza mani olmak için bunu yapıyor. Pek çok şey yapıyorlar. Evlere ziyaret yapıyorlar. Para gönderiyorlar. Bir sürü iş yapıyorlar. Bakın çok net söylüyorum. Davalar bitip hükümler verildikten sonra da bugün sizin kapınızı çalan, size sahte rüya getiren, Peygambere komşu olacağınız yalanlarını söyleyenler, sizin yüzünüze dönüp bakacakları olmayacaktır. Çünkü örgütlerini sizin itiraflarınızdan, sizin açıklamalarınızdan korumuş ve kurtarmış olacaklardır. Cezaevlerinde yalnız kalacaksınız, dönüp kapınıza gelmeyecekleri gibi sizin yanınıza bir tane ziyaretçi de gelmeyecektir. Örgüt çok net bir şekilde, örgütün bütün kimliğiyle ortaya çıkması bütün kirli çamaşırlarının ortaya dökülmesinden endişe etmektedir. Yargılama sırasındaki bu ilginin ana nedeni de budur. Bunun bir kez daha altını çiziyor ve diyorum ki örgütün uyuşturduğu sanıklara ve ailelerine siz örgütün uyuşturuculuğundan kendinizi kurtarın. Aklınızı kullanın, vicdanınızı kullanın ve örgütün kölesi olmaktan kendinizi kurtarın. Çünkü bu örgüt, vatanını satan bir örgüt. Devletine, milletine ihanet eden bir örgüt. Dinine ihanet eden bir örgüt. Kuran’ına, Peygambere ihanet eden bir örgüt, size haydi haydi ihanet eder ve sizi satar. Zaten sattı. Onu da açıkça bir kez daha ifade etmek isterim.

TECRÜBEYİ UNUTAN ARKADAŞLARI BİZLERE GÖNDERİN, BİZ ONLARA BİR STAJ VERELİM

Son olarak değerli dostlarım. Bugünkü bir tartışmaya değinip sözlerimi tamamlamak istiyorum. Cumhurbaşkanlığından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan bir yargı üzerinden ana muhalefet partisi yargıya emir ve talimat verildiğinden, yargıya müdahale edildiğinden bahsetti ve Cumhurbaşkanlığından Genel Sekreter Yardımcılığı’nın imzasıyla çıkan bir yazıyla buna delil olarak gösterdiler. Yani gerçekten üzülüyorum. Türkiye’de siyasal hedeflerine fayda sağlamak için yargıyı bu kadar yıpratmak ne CHP’ye ne AK Parti’ye ne de MHP’ye hiçbir partiye fayda sağlamaz. Ama maalesef buradan bunu çok net görüyorum. Ben merak ettim. Ne imiş bu yazı diye. Yazıyı aldım baktım.  Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı’nın imzasıyla giden yazı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yapıyor. Suç duyurusunda bulunuyor birileri diyelim. Vatandaşlarımız savcılıklara şikayet dilekçesi verip suç duyurusunda bulunuyor mu? Bunu cezalandırın, buna şunu yapın diye dilekçe veriyor mu? Cumhurbaşkanlığı da suç duyurusunda bulunuyor. Falan hadiseyle ilgili konunun hukuk çerçevesinde soruşturulmasını talep ediyor. Bu bizim hukukumuzun hem kurumlara hem organlara hem de vatandaşlara tanıdığı bir haktır. Hukukun tanıdığı bir hakkın kullanılması, yargıya müdahale kesinlikle değildir. Ama bakın bunu ne yapıyorlar? Suç duyurusunu yargıya müdahale olarak Türkiye kamuoyunu takdim ediyorlar. İnsaf diyorum, edep diyorum, ahlak diyorum. Yaptığınız şey çok büyük bir yanlışlık diyorum. Her şeyi öyle elinize alıp ufalamayın. Haksızlık yapmayın. Milleti aldatmayın. Maalesef hem haksızlık yapıyorlar. Hem milleti aldatıyorlar. Hem de gerçekleri çarpıtıyorlar. Sadece Sayın Cumhurbaşkanımız döneminde değil, daha önceki Cumhurbaşkanları dönemlerinde de benzer dilekçelerle zaman zaman cumhuriyet savcılıklarına suç duyurularının yapıldığı kayıtlarla sabit. Belli ki devlet denetiminden epey bir uzakta kalmaktan kaynaklanan bir cehaletle de karşı karşıyayız. Devlet içi yazışmalar nasıl olur? Cumhuriyet savcılarına yazılan dilekçeler nasıl olur? Cumhurbaşkanlığı’ndan, Başbakanlık’tan, başka yerlerden suç duyuruları hangi konularda yapılır, bunu unutmuşlar. Onun için ben Sayın Kılıçdaroğlu’na buradan diyorum ki bu tecrübeyi unutan arkadaşları bizlere gönderin, biz onlara bir staj verelim. Yazışmaların nasıl olduğunu gösterelim. Cumhurbaşkanlığı’nda yazışmalar nasıl olur, başbakanlıkta yazışmalar nasıl olur, onu bir öğrensinler. Ondan sonra bizi aydınlatsınlar. Görüyorum ki cehaletle aydınlık bulunmuyor ve cehaletle bir rehberlik yapıldığı zaman da böylesi bir hatanın içerisinde düşülüyor. Şimdi Cumhurbaşkanımıza diyor ki ben namuslu bir şerefli bir adamım diyor, ben istifa edeceğim. Ben de o zaman şuradan çağrı yapıyorum. Namuslu, şerefli bir adamsan bu dilekçeden sonra istifa etmen lazım. Çünkü yargıya müdahale olarak gösterdiğin şey, rutin cumhurbaşkanlığı yazışmalarından bir tanesi. Öyle bir şey olur mu? Ama maalesef bu yapıldı, yapılıyor. Ama bunun sayın Kılıçdaroğlu’na da adalete de hukuka da yargıya da hiçbir şey faydası yoktur. Olması da mümkün değildir. Hepimize zarar veriyor. Hukuka zarar veriyor, adalete zarar veriyor, siyasete zarar veriyor ve yargıya zarar veriyor. Bu, bu vesileyle Sayın Kılıçdaroğlu’na her konu önüne geldiği zaman getirenden başka birisine bunu sormasını tavsiye ediyorum. Birisi bir bilgi getirdi, siz onu başka birilerine de sorun, teyit edin. Sağlamasını yapın ki o karar alınsın. Ama getirene aldanırsanız, o zaman siz de milleti aldatırsınız. Fakat milletin aldanma imkanı yok. Çünkü milletin gerçek bilgiye ulaşacağı çok kanalları var. Evet ben uzun konuşmadan sonra tekrar burada Yargıda Birlik Derneği’mizin değerli başkanına, üyelerine teşekkür ediyorum. Ramazan’ınızı, Kadir gecenizi ve Ramazan Bayramı’nızı gönülden tebrik ediyorum ve birlikte sağlık içinde, sıhhat içinde sevdiklerinizle birlikte daha nice Ramazanları, Kadir gecelerini, bayramları idrak etmenizi diliyor ve hepinizi saygıyla Allah’a emanet ediyorum.

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←