BOZDAĞ, KANAL 24 CANLI YAYININDA KONUŞTU A+ A-
30.01.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Kanal 24’te Moderatör Kuşağı’na konuk oldu. Kanal 24’ün Ankara Temsilcisi Melik Yiğitel’in sorularını yanıtlayan Bakan Bozdağ, gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde: 

SÖYLEM KISMI ÇOK İYİ AMA İŞİN İCRASINDA GEREĞİ YAPILMIYOR
Yunanistan hükümetinin başı sayın Başbakanın, hem Cumhurbaşkanımızla hem de sayın Başbakanımızla yaptığı görüşmeler var. Bu görüşmelerde hatta basına yansıyan açıklamalarda da bizim gördüğümüz şey bu darbeci askerlerin Türkiye’ye iadesi olumlu gelişmeler olacağıydı. Ancak en son çıkan karar gösterdi ki maalesef böyle bir olumlu gelişme yaşanmadı.Bu Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilere gerçekten büyük bir zarar verecek nitelikte bir adımdır. Zannedersem her iki ülke yetkilileri de çok yakından görüyorlar. Bunun üzerine biz yeniden iade talebini içeren dosyaları tekrar Yunanistan’a ilettik. Yeni deliller nedeniyle bir kez daha talebimizi tekrarladık. Bunu da Yunanistan yetkili adli makamlarına daha doğrusu iade konusunda işleri yürüten Adalet Bakanlığı’na ilettik. Onun üzerinden de bunların bir yeniden değerlendirilmesini talep ediyoruz. Bu değerlendirme yapıldıktan sonra iadesi konusunda Türkiye’nin arzu ettiği istikamette bir karar verilmesini son derece önemli olduğunu her defasında ifade ettik. Esasında birinci dosyadan da sonuç almamız lazımdı ama alamadık. Basına yansıyan açıklamalara baktığınızda da yine netice alınması gerekiyordu ama alınmadı. Maalesef Yunanistan Türkiye’nin iade taleplerine bu güne kadar pozitif bir yaklaşım içerisinde bulunmadı. Söylem düzeyinde çok iyi ama işin icra kısmına gelince, icraat kısmında gereğinin yapılmadığını görüyoruz. 

CUMHURBAŞKANINI SUİKASTE GİDEN HEYETLE İRTİBATLARI VAR 
Dosyada her şey var. Gerekçe suç işleyen bir insanı korumak için mahkemelerin gerekçe yazmış olması onun doğruluğu anlamına gelmez ben ifade ettim şu anda bir iddia var bunlarla ilgili ki aslında suçüstü hali durumu söz konusu. Suç belli, yaptıkları da belli ve Türkiye’de bir darbe teşebbüsüne kalkışılıyor. Bu darbe teşebbüsü içerisinde rol alan askerler darbe başarısız olunca Yunanistan’a kaçıyorlar ve orada da yakalanıyorlar. Olay çok net ortada. Burada şehit olan gazi olan bütün vatandaşlarımızın kanında bunların eli var. Cumhurbaşkanına suikaste giden heyetle bunların irtibatı var. İrtibat var, kaldı ki irtibattan öte darbe teşebbüsünün içerisinde aktif rol almış olan darbeci askerler. Bir defa burada çok net Yunanistan mahkemesinin verdiği karar  Böylesine büyük bir suçu işleyen kişilerin yargılanmasını engellemiştir, ceza almalarını engellemiştir. İade etmediği zaman Türk mahkemelerinin huzurunda bunların hesap vermesi engellenmiş olacaktır. Bilginiz gibi Yunanistan da geçmişte askeri darbeler yaşadı, çok büyük bedeller ödendi. Yunanistan’ın bizi anlaması gerekir diye ben şahsen düşündüm. Çünkü onlar bunu yaşadı Sayın Başbakan Cipras da buna vurgu yapan açıklamalar yaptı. Ama ortaya çıkan karara baktığınız zaman hukuk, yargı bağımsızlığıyla izah edilecek bir şey değil. Çok büyük bir suç işlenmiş, yüzlerce insanın ölümüne, bini aşkın insanın yaralanmasını yol açmış ve burada ortaklığı bulunan kişilerin yargılanmasının önünü kesip, ceza almalarının ve hak ettiği cezayı aldıktan sonra infazının önünü kesip sonra da bizden yargı bağımsız diyerek bu işin içerisinden kurtulamazsınız. 

GENEL KURMAY’IN AÇIKLAMASINA BAKMAKTA FAYDA VAR  
Değerlendirme yapanlar ilişki kurabilir, başkaları değerlendirme yapabilir ama burada Genel Kurmay Başkanlığımızın yaptığı açıklamaya bakmakta fayda var. O açıklama doğru olandır denetim faaliyeti nedeniyle orada bulunuyorlar, o faaliyet çerçevesinde de oraya çıkmışlardır. Yorum yoluyla insanlar ilişki kurabilir. Ama işin resmiyetine baktığınızda başka bir şey olduğunu görüyoruz. Bu olay hukuki bir mecrada yürümüyor işin esası ben siyasi olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin aleyhine kim çalışıyorsa batı Türkiye’nin aleyhine çalışan herkesi himaye ediyor.  Kim Türkiye’ye, Türk devletine zarar veriyorsa, kim Türk devletine ve milletine ihanet ediyorsa onları baş tacı ediyor. Basın Yunanistan’dan bizim 2007 yılından bu güne istediğimiz tam 50 kişi var, bir tanesini Yunanistan Türkiye’ye iade etmedi. DHKP-C terör örgütü üyeleri Yunanistan’da eğitim görüyorlar, orada barınıyorlar ve şu anda bizim Yunanistan’dan isteğimiz 24 tane DHKP-Cli terörist var. Bu güne kadar bize bir tanesini iade etmediler. İşte Sabancı suikastinde yer alan terörist de ordaydı, Türkiye’de biliyorsunuz daha sonra biri yakalandı ama iade etmediler. Bakın FETÖcü terörist şu anda darbeci 8 kişi orada onu da iade etmediler. Benim gördüğüm sadece Yunanistan için söylemiyorum, Almanya için de böyle Fransa için de böyle. 

ONLARA GÖRE TÜRKİYE’YE ZARAR VEREN EL ÜSTÜNDE TUTULMAYI HAK EDİYOR
Türkiye’de yargı süreçleri içinde olan herkesi biz zaten soruşturma aşamasında soruşturma makamlarının yargılama aşamasında da yargılama makamlarının talebi üzerine biz oradan istiyoruz, kimisine iade talebimiz var, kimileriyle ilgili yakalama talebimiz var. Maalesef İnterpol de şu anda Türkiye’nin Fetullahçı terör örgütü üyelerinin yakalanmasını ilişkin çıkardığı kırmızı bülten taleplerini taraflı bir şekilde red ediyor. Çok net bir şekilde görüyoruz onu. İnterpol sistemi işletip onları aramızdaki anlaşmalar ilişkiler çerçevesinde koyması gereken usule uygun yürürlüğe koyup bütün dünyaya aranmaları, yakalanmaları, bulunmaları konusunda ilan vermesi lazım, tebligat göndermesi lazım, bunların gereğini yapmıyor ve red ediyor. Şimdi Almanya’da veya başka ülkelerde Fetullahçı terör örgütüne mensup teröristler bu örgüt üyesiyken darbeye kalkışan darbeciler, PKK terör örgütü, DHKP-C terör örgütü ben hatta diyorum Türkiye’ye karşı eylem yapmış olmak kaydıyla DEAŞ’tan birisi gitse onu dahi Türkiye’ye iade etmeyecekler diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye’ye kim zarar veriyorsa el üstünde tutulmayı hak ediyor. Bu uluslar arası hukukla, adaletle, yargı bağımsızlığıyla, tarafsızlığıyla izah edilebilecek bir konu değil. Bunun tek neyi var Türkiye karşıtlarını himaye etmek.

DEMOKRASİYE HUKUKA İNANIYORLARSA İADE EDERLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ihanet ettiler. Parlamentoyu bombaladılar. Cumhurbaşkanı Külliyesini bombaladılar. Cumhurbaşkanı’na suikast teşebbüsünde bulundular. 248 insanımızı şehit ettiler. 2 bin 194 vatandaşımızı yaraladılar. Türkiye büyük bedel ödettiler. O kadar büyük suçları işleyenlerin dost bildiğimiz bir ülkede himaye görmesi bizi rahatsız eder. Almanya’nın burada yapması gereken şey uluslararası hukuk çerçevesinde de, ulusal hukuklar çerçevesinde de bu suçların faillerinin tereddütsüz Türkiye’ye iade etmesidir. Demokrasiye, hukuk devletine inanıyorlarsa yapılması gereken biz bunları himaye etmeyiz, Türkiye’nin iade taleplerini kabul ederiz. İade talebini kabul ederiz. Şimdi iltica kapılarını açıyorlar. Mülteci statüsü verdiğiniz zaman onların iade süreci artık kendiliğinden sona ermiş olur. 

ÇOK KONUŞTUK, NETİCE ALAMADIK
Obama döneminde konuşma konusunda mesafemiz iyiydi. Konuştuk, çok konuştuk, bilgi belgede gönderdik ama netice aldık mı? Netice alamadık. Obama’nın başkanlığı döneminde konu zamana yayıldı ve bu zaman süreci içerisinde de bize şu söylendi. ‘Biz elimizdeki dosyaların sağlam olmasını istiyoruz. Mahkemeye gönderdiğimizde Türkiye adına bu işin avukatlığını biz yapacağız. O yüzden de dosyanın güçlü olmasına önem veriyoruz.’ Biz de kendilerine ‘Bu dosyadan daha güçlü bir dosya şimdiye kadar olduğunu zannetmiyoruz. Eğer bu dosyada iade olmayacaksa hiçbir dosyadan kimse iade edilmez. Siz bizim dosyamızı mahkemeye gönderin. Mahkeme bunun kararını versin” dedik. Ama maalesef o ziyaretten bu güne geçen süre içerisinde de dosya mahkemeye intikal ettirilmedi. Trump’ın göreve gelmesi üzerine yeni bazı bilgiler, belgeler ve delilleri de ABD Adalet Bakanlığı’na gönderdik. Yeni bakanın göreve başlamasından sonra da biz bu yeni delillerle de dosyanın bir kez daha ele alınıp olumlu bir netice vermesi için gayret sarf ediyoruz. Ben yeni dönemde ümitliyim. Ümidimi de hala koruyorum. Daha bu konuda henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Resmi bir adım atılmadı ama kampanya sürecindeki kampanya içinde yer alanların Başkan Trump’ın bu konuda söylediklerine baktığınızda olumlu bir gelişme olabileceğine dair kanaatimiz güçlendi. Yeni bakanın göreve başladıktan sonra belli bir zaman geçmesi lazım çünkü yeni geldi tebrikler olacak başka işleri mutlaka olacaktır ama biz gerekirse ABD’ye bir kez daha gidip yeni Adalet Bakanı’na da Türkiye’nin bu konudaki beklentilerini ve hassasiyetlerini için bir fırsat buluruz diye düşünüyorum gidebiliriz.

ABD’DEN OLUMLU GELİŞMELER BEKLİYORUZ 
ABD’nin Pelsilvanya eyaletinde Fetullahçı terör örgütünün kurucusu ve yönetici Fethullah Gülen oturuyor. Oradan medya ile her türlü iletişimi çok rahat bir şekilde kuruyor. İnternet üzerinden, sosyal medya üzerinden videolarla ve başka usullerle mesajlarını örgüt üyelerine iletiyor. Türkiye’den veya başka yerden gelen örgüt üyelerini oradaki malikanesinde kabul ediyor, onlarla görüşüyor, onlara talimatlar veriyor ve terör örgütü her hangi bir kısıtta tabi olmadan faaliyetlerini devam ettiriyor. Sayın Trump 20 Ocak’ta göreve geldi birinci haftasını doldurdu. İşte şimdi ikinci haftaya doğru gidiyor. Henüz bu konudaki rahatlıkta bir değişiklik söz konusu değil. Herhangi bir müdahale yapılmadı. Herhangi bir kısıtlama hala getirilmedi. ABD’de Türkiye’nin aleyhine bir terör örgütünün bu kadar rahat faaliyet göstermesini anlamak, izah etmek mümkün değildir. Umarız ki sayın Trump göreve geldikten sonra bu değişir. Bir haftada değişmedi. Belki yenidir ama önümüzdeki günlerde bu konuda olumlu bazı gelişmelerin olmasını beklediğimizi buradan bir kez daha ifade etmek isterim. 

GÜLEN İADE EDİLSİN Kİ MİLLET ADINA YARGI HESAP SORSUN 
Biz ABD’nin Gülen’i bize iade etmesini istiyoruz. Bize iade etmesi lazım ki biz onu milletin yargısını önüne çıkaralım. Yaptıkları bütün suçların hesabını millet adına yargımız sorsun ve cezasını da burada çeksin, infaz edilsin. Biz onun için istiyoruz. Başka bir ülke gönderilmesi falan bizim talebimiz değil. Biz doğrudan terörist Gülen’in Türkiye’ye iadesini ABD’li muhataplardan talep ediyoruz. Bunun dışında ‘ABD ben bunu ülkemden çıkarıyorum, başka bir ülkeye gönderiyorum.’ dediği zaman o ABD’nin taktir edebileceği bir konu biz hangi ülkeye gönderilirse gönderilsin, orda da takip edeceğiz oradan da Türkiye’ye getirilmesi için yapılması gerekenler neyse onu yapacağız. Peşini bırakmayacağız. Çünkü yaptığı fiiller hesapsız mutlaka kalmamalıdır ve Türk yargısına hesabını vermelidir. Uluslararası toplumun yargı üzerinden yaklaşımına baktığınızda burada bir destek vermedikleri çok açık. Şuana kadar bizim Yunanistan’dan, ABD’den, Almanya’dan, Fransa’dan başka ülkelerden Fetullahçı terör örgütü üyeleri ve bunlar içerisinde yer alan darbecilere dair istediğimiz hiçbir talebe olumlu bir cevap gelmedi. Bazı ülkeler sağ olsunlar Bulgaristan bir konuda iade yaptı. Romanya bu konuda Türkiye’ye olumlu yaklaşımda bulundu. Onlara teşekkür ediyorum ama baktığınızda onun dışında kalan büyük bir kesimin Türkiye’nin bu konudaki taleplerine olumlu cevap vermediğini görüyoruz. Hatta bazıları olumlu cevap vermeyeceğini daha konu bir yandan ‘yargının işidir, yargı bağımsızdır’ diyor. Almanya’nın Adalet Bakanı öte yandan da vermeyeceklerini sayın bakan kendisi açıklıyor. Onun içinde çok net görüyoruz. Fetullahçı terör örgütünü batının himaye etmesinin tek nedeni bu terör örgütünün tıpkı PKK terör örgütü gibi Türkiye Devleti'ne, Türk milletine verdiği zarardan dolayıdır. 

MÜTEKABİLİYET ESASINA GÖRE KARŞILIĞINI VERECEĞİZ 
Onlar, onları niye seviyorlar. Türkiye’ye ihanet ettikleri için seviyorlar ve koruyorlar. Çok net koruyorlar. Onun izahı bakımından söyleyecekleri lafların bana göre kıymeti yok. Merkel’in Almanya’sı da Fetullahçı terör örgütünün üyelerini teröristlerini koruyor. PKK terör örgütünün teröristlerini koruyor. DHKP-C'yi koruyor, başka terör örgütlerini de koruyor. Yani diğer ülkelerde koruyor. Bunlar insanlığa hayrı dokunan insanlar mı? Hangi insanlığın iyiliği için ortak iyiliği için iyi bir şey yapmışlar veya Almanya’nın çıkarına hangi iyi şeyi yapmışlar veya başka bir şey için takdire şayan ne yapmışlar? Hiçbir şey yok. Katiller hukuku bütün hakları çiğnemişler, bir sürü suç işlemişler ve bütün uluslararası toplumun suç kabul ettiği şeyleri yapmışlar ama buna rağmen burada himaye görüyor. Bunun başka bir izahı yok. Türkiye düşmanlık edenler dost muamelesi görüyor ve Türkiye düşmanlıkları zarar verme kapasiteleri devam ettiği sürece de bunları devam edeceklerini ben görüyorum ve öylede değerlendiriyorum. Eğer hukuk işleyecekse, aramızdaki adli yardımlaşma antlaşmaları gerekleri yapılacaksa o zaman bu anlaşmaların gereklerini yapmak lazım ve bunların iadesi gerekir ama bunların hiçbirisi sağlıklı bir şekilde işlemiyor. Türkiye’de elbette bunun gereğini yapacak kim bize hangi muameleyi yapıyorsa bizde bundan sonra onlara aynı muameleyi yapacağız, kimse bizden bize yaptıklarının dışında bir muameleyi kendilerine yapmamızı beklememedir. Mütekabiliyet ilkesi neyi gerektiriyorsa biz onları uygulayacağız.

ÖKSÜZ’ÜN YURT İÇİNDE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM
Bu adamı hep beraber arıyoruz. İşin doğrusu 15 Temmuz darbe girişimi teşebbüsünün içerisindeki en önemli aktörlerden birisi Adil Öksüz. Terörist Gülen’le Gülen’in talimatları doğrultusunda darbeyi başlatan ve yönetenler aradaki irtibatı sağlayan isim olarak gözüküyor ve darbecilerle darbe öncesi planlamalar içerisinde de yer aldığı gözüküyor. Çok net bir şekilde bu darbe teşebbüsünün en önemli aktörlerinden bir tanesi. Serbest bırakıldıktan sonraki süreçte teyakkuz haline geçildi, Türkiye’nin her tarafında arama ve tarama faaliyetleri devam ediyor. Güvenlik güçlerimiz gerçekten çok özel gayretler sarf ediyor. Hem MİT, hem Emniyet istihbarat bu konuda yoğum çabalar sarf ediyor. Ben diliyorum ki yakalanıp yargıya teslim edilir. Her ihtimal düşünülebilir. Bazıları yurtdışına kaçtığı düşünülebilinir diyorlar. Ama bu güne kadar bu iddialar da bulunanların verdiği bilgilerin hiç birisi doğru çıkmadı. Yani bir Gürcistan dediler, ABD falan, ama şimdiye kadar bu iddialardan doğrulana bir şey çıkmadı. Benim kanaatim yurt içinde bir yerde saklı tutulduğuna ilişkindir. Çünkü eğer bulunduğu yerden dışarı çıkmış olsa onun tespiti çok kolay. Çünkü bütün Türk milleti çok iyi tanıyor ve bu darbe teşebbüsündeki rolünü biliyor, onu güvenlik güçlerimize mutlaka bildireceklerdir. Ben onun için hareket olduğunu değil de bir yerde onu sakladıklarını düşünüyorum.

DARBENİN İÇİNDEKİ RÖLÜ TARTIŞILMAZ
Darbenin 1 numarası Fetullah Gülen onun talimatıyla darbe yapılıyor. Darbe başarılı olmuş olsaydı ve yönetim değiştirilmiş olsaydı, Fetullah Gülen Pensilvanya’dan kalkıp kendi teröristlerinin yönetime el koyduğu ülkeye gelecekti. Bu işin bunun tartışmaya bile açık yönü yok. Alayı gelecekti ve işin başına oturacaktı. Askerler arasında bir numara kim, iki numara kim, üç numara kim? Şu anda soruşturma makamlarının burada elde ettiği bazı deliller var. Onlar ortaya çıkan iddianamelere zaten gün yüzüne çıkıyor. Adil Öksüz olmuş olsaydı daha açıklık olabilirdi. Ama baktığımızda darbe teşebbüsün içerisinde yer alan aktörlerin büyü bir kısmı reddediyor. Adam bombayı atıyor talimat veriyor, görüntüsü var her şeyi var. Darbenin en önemli aktörleri bile reddeden bir yaklaşım ortaya konuyor. Darbeye dair belgeler bilgiler önüne konduktan sonra bazı kabuller oluyor. Bazıları da buna rağmen farklı noktalara gidiyor. Bunun sebebi de çok açık. Daha önce örgüt lideri Gülen bir talimat gönderdi. Reddedin bütün isnatları, önünüze bir delil konursa o zaman o delile göre herkes kendi durumunu değerlendirsin diye. Tam da darbe teşebbüsünde bulunan örgüt üyeleri bu talimatının gereğini yerine getiriyorlar. Her şeyi reddediyorlar. Bir darbeci generalin eli Adil Öksüz ile toplantı yaptıkları odada parmak izi çıkmış. Bir sürü parmak izi var. Soruyorlar reddediyor. Senin parmak izin nasıl gitti orya? Kabul etmiyor adam ben diyor yoktum orada. İşte o toplantıların olduğu gün Ankara da kendisi general ve telefonu kapalı hiç açık yok. Niye kapalı 'şarjı bitti'. Bir General yani toplam günlerce sürüyor, o süre içerisinde kimse aramadı mı? İsnatları reddediyorlar. Onlardan yine Akıncı Üssü'ndeki oranın komutanı da reddetti. Ama fotoğraflar görüntüler önüne konduğunda başka bir şey ortaya çıkıyor. Onun için terör örgütünün şu andaki talimatları doğrultusunda işin içinde olanlar önce reddediyorlar. Belgeler bilgiler önüne kondukça bir kendilerine göre bir cevap vermeye çalışıyorlar. Bu çok net. Onun için darbenin içerisinde Adil Öksüz rolü tartışmasız. 

FETÖ YALANA DOYMUYOR 
Örgütün hem çözülmesi bakımından son derece önemli darbe teşebbüsünün içinde rol alanların tespiti bakımından da son derece önemli. Hem darbe teşebbüsü bakımından hem de FETÖ yapılanması ve işleyişi bakımında da son derce önemli sonuçlara ulaşıldı. Terör örgütü itirafçılığı önlemek içinde çok büyük gayretler ortaya koyuyor. Bir yandan içeriye dışarıdan sahte rüya sokuyorlar ziyaretçiler vasıtasıyla. Sonra o rüyaları içeride yayıyorlar. Hatta içerde birileri görmüş gibi o rüyaları dışarı transfer ediyorlar ve ya dışarıdan birileri görmek suretiyle içeri aktarıma bulunuyorlar. Rüyalar manevi içerikli rüyalar. Ve işte bir tanesi de Peygamberimiz geldi Malatya cezaevinde bize bayram namazı kıldırdı. Duvarlar kalktı. Bu anlatıyor içerdekiler annesine anlatıyor. Bunları anlatıyor öbürleri de itiraz ediyor böyle bir şey olmadı duvar da kalkmadı, kimse namaz falanda kılmadı falan diyince senin imanında biraz bozukluk olabilir, hemen öbür örgüt üyesi de ben gördüm sen nasıl görmedin diyor. Bu yolla cennet cehennem Peygamber sahabei ikram öyle dini sembol isimlerin üzerinden rüyalar aktarılıyor öte yandan da beklentileri ayakta tutarak motive ediliyor. Diyorlar ki yarın çıkacaksınız, bir ay sonra çıkacaksınız, iki ay sonra çıkacaksınız, şöyle olacak, böyle olacak. Şu gün darbe olacak, bu gün darbe olacak tarihleri verdiler, verdiler hiçbirisi olmadı öyle bir yapıyla karşı karşıyayız ki. Terörist Gülen yüz tane yalan söylüyor. Bunların da yüzünün de yalan olduğu ortaya çıkıyor, ama 101. yalanı söylediğinin de insanlar 101. yalana da inanıyor. İnsanlar da 101. yalana niye inanayım diye sormuyorlar.

ÇOCUKLARINIZA SAHİP ÇIKIN 
FETÖ üyeliğinden içeride bulunanların ailelerine seslenmek istiyorum. Çocuklarınıza sahip çıkın, oğlunuzu, kızınızı, gelininizi damadınızı, akrabanızı,ailenizden olan insanları avucunun içerisine almış durumda ayet ile hadisle peygamberimizin hayatından hadislerle, bu gün işlettikleri suçlardan daha ağır suçları işlemek üzere onları kullanmak için gayret gösteriyor. Dışarıdakini de içeridekini de. Öncelikle bu örgüttekilerin ailelerinin tavır koyması lazım eğer tavır koymazda bu örgütü reddetmezle bir tavır geliştirmelerse yarın daha geç olacaktır. Daha fazla üzülmek zorunda kalacaklardır. Bu örgüt kriminalize etmek için daha fazla şuç işletmek, daha büyük işlerde bunları kullanmak için yol ve çabanın içerisine girmiş durumda bunda ailelerin dikkatini bu noktaya çekmek istiyorum. Cezaevlerinden rüya aktarımlarına karşı çocuklarını uyarsınlar. Bunların hepsi adım nasıl Bekir ve Öyle inanıyorsam hepsi uydurma rüyalar, hiç alakası yok.

BU İŞİN HALKA GİTMESİNİ ENGELLEMEK MÜMKÜN DEĞİL 
CHP mahkemeyi çok seviyor, milletle mahkemelik olmayı, devletle mahkemelik olmayı çok seviyor.Bütün meseleleri mahkemede halletmeyi çok seviyor. Halbuki demokrasilerde milletle ilgili hatta millete sorulması gereken meselelerin mahkemede halledilmesi yerine millette halledilmesi lazım. Ben şimdi CHP’ye diyorum ki, biz ne yaptık. Anayasa değişikliği mi yaptık? Hayır. Anayasa değişikliğini halka götürme kararı verdik. Referanduma götürme kararı biz parlamentoda milletin temsilcileri olarak dedik ki: Biz Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçmeye karar verdik. Ama bizim gücümüz bunu yasalaştırmaya yetmedi onun için de sizin vekiliniz olarak aldığımız bu kararı size sormak istiyoruz. Halk oylaması budur. Vekillerinizin aldığı Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçme kararını kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Daha doğru bir ifadeyle bu referandumun özü esasıyla yürütmeyi hükümeti doğrudan halk olarak ben seçeyim mi diyorusunuz, yoksa ben vekilleri seçeyim benim seçtiğim vekiller içinden mi yürütme çıksın. Biz bunu millete soracağız. Yürütmeyi seçmek istiyor musun doğrudan, seçmek istemiyor musun? O zaman millete inanan halkçı olan bir partinin yapması gereken şey nedir sokağa çıkıp millete bunu anlatmak ve milletin vereceği kararı saygı ile beklemek ve saygı duymak sonuçta da. 

HALKTAN KORMAYA GEREK YOK

Ama şimdi onu halktan korkuyor niye halktan korkuyor millet ‘Evet’ derse ben ne yapacağım. Anayasa mahkemesine gidiyor ki oradan bir ümit Anayasa Mahkemesinden bir karar çıkarsa bu hişin halka gitmesini engellemiş oluruz. Bu işin halka gitmesini engellemek mümkün değil.  Artık bu halkın malıdır. Halk bunun ne olacağına ya da olmayacağına karar verecektir. Bu çok net halktan korkmaya gerek yok. Bir siyasi parti herhangi bir meselesinin halka sorulmasından niye rahatsızlık duyar. 

MİLLET CUMHURİYET'E ÖLÜMÜNE SAHİP ÇIKTI 
CHP’nin söyledikleri tamamiyle iftiradır. Sisteme yapılmış bir iftiradır. Türk halkı tek adamlık, diktatörlük gibi konulardaki olumsuz yaklaşımlarını bildiği için buraya oynuyor. Ben çok net söylüyorum kim diyorsa ki bu anayasa değişikliği rejim değişikliğidir milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyor. Anayasanın ilk 4 maddesinde değişiklik yapıyor kim diyorsa bakın yalancı bir adam nasıl merak ediyorsanız onun yüzüne bakın Allah aşkına hiçbir yerinde 4 maddeyle ilgili yada rejim değişikliğiyle ilgili bir şey yok. Böyle bir tartışma da herkes çok net söylüyor. Bu millet 15 Temmuz’da Cumhuriyet’e ölümüne sahip çıktı. Cumhuriyet ne CHP’nindir ne başka bir grubundur 79 milyon insanın ortak değeridir ve 15 Temmuz da bunu ispat etmiştir. Onun için Cumhuriyetin bu milletin dışında muhafaza müdaviye ihtiyacı yok . Türk milleti kanı pahasına Cumhuriyeti 15 Temmuz’da korudu bundan sonra da koruyacaktır. 

SİSTEM TEK ADAMLIĞI ÖNLÜYOR 
Bu sistem işin esası tek adamlığı önleyen bir sistem. Tek adamlığı önlüyor, böyle bir şey yok onun da önünü kesiyor. Halka gidiyorsunuz, soruyorsunuz yüzde 50’nin oyuyla seçiliyor ve 5 yıllığına seçiliyor. 5 yıl sonra aday olmazsa gidiyor, aday olur da başarısız olursa yine gidiyor. Kazanırsa 10 yıl sonra gidiyor. Dünyanın neresinde serbest genel rekabetçi bir seçim olur, özgür bir ortam olur bu seçimde adaylar kedilerini anlatır ve halkın iradesiyle o kişi seçilir buna diktatör denir. Yüzde 51 ile seçilen birine diktatör diyen bir anlayışı Türkiye’de görüyoruz. Şimdi Türkiye’de yüzde 22 ile merhum Ecevit Başbakan olmadı mı? Merhum Erbakan Başbakan olmadı mı? Yüzde 27 ile merhum Demirel Başbakan olmadı mı? Yüzde 34 ile merhum Özal Başbakan olmadı mı? Yüzde 34 ile AK Parti hükümet kurmadı mı? Şimdi yeni sistem diyor ki yüzde 34 ile bu ülkede kimse hükümet olamaz. Yüzde 51 ile hükümet olur. Yüzde 51’in hükümet olmasını şart koşan sistem mi tek adamlığı zorlar yoksa yüzde 20 ile hükümet olma imkanı veren halkın büyük bir kesimi diyecek ki sadece AK Partililer değil başka partiye oy verenler de ‘Sen bizi yöneteceksin’ diyecek. Yasamaya hükmedebiliyor mu? Hükmedemiyor. Bu günkü sistemden farkı nedir? Cumhurbaşkanı var, bakanlar var, Başbakan yerine Cumhurbaşkanı yardımcısı var. Tek olmayan tek isim orada Başbakan. Onun dışında sistem aynen. Bakanlar yine olacak. Tek fark şimdi hükümeti halk doğrudan seçemiyor ondan sonra halk seçecek hükümeti. Sandıktan seçecek bu milli iradeyi güçlendirmektir.

MHP LİDERİNİN DURUŞU BENİMSENİYOR 
Sayın Bahçeli’nin ilkeli duruşu ortada. MHP’ye yada sayın Bahçeli’ye dönük bir şey söylemek istemiyorum. Ama şunu söylemek de fayda görüyorum, özellikle MHP tabanı üzerine bir oyun oynanıyor. Bir yandan FETÖ oynuyor, kripto bazı kişiler vasıtasıyla öte yandan hem CHP’den hem de diğer bazı çevrelerden MHP’nin tabanını MHP liderliğinden ayrı bir noktaya sevk edebilir miyiz diye bir gayret ve çabayı görüyoruz. MHP tabanı ne yönde hareket edeceğini herhalde Bahçeli’ye bakarak karar verecektir. Kılıçdaroğlu’na bakarak karar verecekse zaten o zaman CHPli olur. Ama siyasi haritası çizecekse elbette ki kendi liderine bakacaktır. Ben bir kara propaganda olduğunu düşünüyorum. Ben Yozgatlıyım. Benim ilimde de MHP’ye oy veren seçmenler var. Türkiye ortalamasına baktığınız zaman oransal olarak MHP’ye en yüksek oy verenlerin başında Yozgat geliyor. Yozgat’a baktığınızda, Ankara’ya baktığınızda çok net bir şekilde görüyorsunuz. MHP tabanı içerisinde farklı düşünen olabilir ama büyük bir çoğunluğunun MHP liderinin duruşunu benimsediğini görüyoruz. Benim ilimde de ben buradan söylüyorum. Yozgat’ta baktığınızda referandumda çok büyük bir ekseriyetin buna evet diyeceğini. Hem AK Partiye oy veren seçmenlerin hem de MHP’ye oy verenlerin seçmenlerin hem Saadete oy veren seçmenlerin çok net ortada. Bu millet sayın Kılıçdaroğlu’ndan da daha akıllı diğer siyasi liderlerden de bizden de hepimizden daha akıllı kim nerede durdurduğunu, neyi söylediğini, neyi söylemediğini onlardan daha iyi biliyor. 

MİLLETİMİZİN ‘EVET’ DİYECEĞİNE İNANIYORUM
Referandumun sonucunu milletimizin belirleyeceğine ve milletimizin sağ duyusu ve basiretinin her zaman olduğunu gibi galip geleceğine inanıyorum. Ben Türk milletine sorduğumuz her soruda bu millet doğru yapmıştır.burada da doğru yapacaktır. ‘Evet’ kararının milletimiz tarafından büyük bir çoğunlukta verileceğine inanıyorum. Oran tahmini yapmayı doğru görmem. 2010 referandumuna giderken Ak Parti vardı onun dışında başka şey yoktu yüzde 58 çıktı. Şimdi hem AK Parti hem MHP var. Öbür tarafta da HDP ile CHP var, bir de bazı terör örgütleri var. Hem FETÖ, hem PKK. Vatandaş şuna karar verecek AK Parti ile MHP’nin istediği bir sistem var. Bu sisteme mi ‘Evet’ diyeceğiz, yoksa CHP, HDP, PKK, FETÖ’nün isteğini bir sistem var buna mı ‘Evet’ diyeceğiz. Esasında bu referandum biraz da bunun kararını vermek. 

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←