BOZDAĞ İSTANBUL BÖLGE İDARE MAHKEMESİNDE KONUŞTU A+ A-
21.06.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ İstanbul Bölge İdare Mahkemesinde Fethi Sekin kütüphanesi, 15 Temmuz şehitler anı duvarı ve Ali Yaşar Yurdabak anaokulunun açılışını gerçekleştirdi. Törende konuşan bozdağ, Yargıya yönelik eleştirilere yanıt verdi. Bozdağ'ın açıklamalarından başlıklar söyle:

Bugün İstanbul Bölge İdare Mahkemesinde hem Fethi Sekin şehidimizin adına yapılan kütüphanenin açılması hem de rahmetli Danıştay üyemiz aynı zamanda Bölge İdaremizin aynı zamanda başkanı Ali Yaşar Yurdabak’ın adın konulan anaokulunun açılışını yapılması hem de 15 Temmuz şehitleri anısına yapılan anı duvarının açılışı vesilesiyle buradayız. Bizleri bir araya getiren değerli başkanıma ve çalışma arkadaşlarına teşekkür ediyorum. Yargının yüklendiği görevler toplumun çok değer verdiği görevler. Adalet duygusu, yargının elinde hayat bulmaktadır adeta. Çünkü devletiyle veya kendi arasında ihtilafı olan herkes adaleti aramak için hakimlere, savcılara, mahkemelere yürüyorlar ve mahkemelerin verdiği kararla adalet yerini buluyor, hak sahibine teslim ediliyor. Hukuk devletlerinde adaletin tecelli ettiği yer mahkemelerdir. Elbette yöneticiler, aileler, esnaflar herkes kendi hayatında adil olmalı ve kendi ilişkilerini de adalet üzerine kurmalı, uygulamaları da adalet üzerine yapmalıdır. Ama buralarda bir ihtilaf çıktığı zaman bu kişiler arasında devlet ile vatandaş arasında ihtilaf çıktığında veya bir suç istinadı söz konusu olduğunda burada teraziyi doğru tartacak ve kararı doğru verecek, işi bu olan ve yıllar yılı, yüz yıllar süzülüp gelen adalet anlayışı ve hukuk anlayışının gereği olarak karar verecek olan hiç şüphesiz ki mahkemelerdir. Anayasamızın 138. maddesi çok açıktır. “Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Görevlerini yaparken anayasa, kanun ve hukuka uygun vicdani kanaatleriyle karar verirler. Hiçbir makam, merci, organ, kişi yargı görevi yapan hakimlere emir ve talimat veremez, tavsiyede ve telkinde bulunamaz, genelge vs. gönderemez.” Hem yargı görevi yapanın kendi iç bağımsızlığının nasıl olduğunu düzenliyor hem de dışarıdan bu bağımsızlığa yapılacak müdahalelerin hukuksuz olduğunu ifade ediyor ve bütün bu müdahalelere karşı yargı görevi yapanları korumak için de hakimlik teminatı denen ve son derece önemli olan bir müesseseyi öngörüyor. Görevinden alınamaz, azledilemez, istemedikçe emekliye sevk edilemez. Kadro kaldırılsa bile özlük haklarından mahrum edilemez olması bu görevi yaparken hakim ve savcılarımızın her türlü korku, baskı, tehdit ve endişeden uzak şekilde özgürce, hukuk neyi emrediyorsa onu hukukun öngördüğü usul içerisinde yapabilmek için tanınmış önemli bir zıhtır. Bu zırh var diye hakim ve savcılar eğer kendini daha yüksek kabul ederse o zaman görevini kötüye kullanmış olur. Ama bu zırhı kullanarak adalete sahip çıkmak, adaletin gereğini yapmak, hakkı sahibine teslim etmek ve doğru kararlar vermek için uğraştığı zaman da işte o zaman da adaleti ayakta tutan adalete güç veren adaleti yaşatan olur. Türk yargısı adaleti yaşatan bir yargıdır. Yargının üzerindeki iş yüküne bakıldığı zaman yargıya dönük eleştirileri de bu iş yüküyle beraber değerlendirdiğimizde  bunu daha net olarak görebiliriz. Savcılıklarımızda bulunan şikayetler veya açılan soruşturmalar, bunların delilleriyle beraber baktığınızda 7 milyon civarında. Bunların bir kısmı takipsizlikle sonuçlanıyor bir kısmı kovuşturmaya dönüşüyor devam ediyor. Ama hukuk mahkemelerinde de yine milyonlarca dosya var. Devirlerle beraber baktığınızda yaklaşık 10 milyon civarında 2016 yılı içerisinde Türk mahkemeleri ve savcılıkları vatandaş ihtilafına bakmış önüne gelen dosyayı incelemiş ve bunlarla ilgili adli işlemler yapmıştır. Yargıya ilişkin tartışmalara baktığınızda milyonlarca dosya var bir dosya tartışılıyor. Milyonlarca karar var bir karar tartışılıyor. Milyonlarca hadise var bir hadise gündeme getiriliyor. O hadisenin gündeme getirilmesinin tek sebebi siyasal bir yönden istismar ediliyor olmasıdır. Başka hiçbir şey yok. Bir yargı düşünün ki senede milyonlarca karar veriyor. Hukuk mahkemelerinde veriyor mu, ticaret mahkemelerinde veriyor mu, iş mahkemelerinde veriyor mu, asli mahkemelerde veriyor mu, asli cezada veriyor, ağır cezada veriyor, istinafta veriyor. Ben hakim ve savcılarımıza soruyorum ve kameralar vasıtasıyla da aziz Türk milletine soruyorum; “Senede 10 milyon civarında önüne dosya gelen Türk yargısıyla ilgili siyasilerin, medyanın ve yargıda ihtilafı olanların yaptıkları eleştirilere baktığınızda milyonlarca dosyadan kaç tane dosya ile ilgili eleştiri var. Elinizi vicdanınıza koyun kaç tane var?”

HAKARET VE TEHDİTLER SAVURARAK ADALET ARAYIŞI YAPILMAZ

Şimdi bir siyasi partinin genel başkanı yürüyor. Bu kadar milyonlarca dosya var o dosyaların içerisinden hangisi için bunu yaptı. Yok. Bir milletvekiliyle ilgili yargı karar verince Türk yargısını haksız bir şekilde itham edip özveriyle görev yapan hakim ve savcılarımıza hakaret ve tehditler savurarak adalet arayışı yapılmaz. Böyle siyasette yapılmaz. Türk yargısı, Türkiye’nin demokrasisine, hukukuna ve milletimizin adalet beklentisine en üst düzeyde sahip çıkmıştır ve sahip çıkmaya da devam etmektedir. Ahmet Cüneyt Başkanımız ifade etti 12 Ekim 2014’te HSK seçimi eğer kazanılmamış olsaydı, Türkiye bugün başka bir Türkiye olurdu. 16. Ceza Dairesinin verdiği kararın içerisinde yer alan Bylock seçkilerine baktığınızda darbe teşebbüsünde bulunan bu terör örgütünün neleri planladığını orada çok net görüyorsunuz. Yargı ile ilgili de çok şey var. Bir tane savcı talepte bulunacak bir tane hakim hemen tutuklama kararı verecek, garnizona talimat vereceksiniz hemen toplayacaklar işi bitireceğiz diyor. Hatta Cumhurbaşkanını bile alabiliriz diyor. Şimdi hesap edin bunu yazışan insanlar var Bylock üzerinden. Daha pek çok şey var. 16. Ceza Dairesi’nin kararını herkesin özellikle okumasını istirham ediyorum. Orada bunları daha net bir şekilde görme imkanı var. Yargının içerisinde 12 Ekim 2014’te yapılan seçimle oluşan yeni kurul olmamış olsaydı yargıdaki oyun kurma güçleri nedeniyle belki askeri bir teşebbüse gerek kalmadan Türkiye’yi yargı, polis ve başka işbirlikleriyle dize getiren ve devletimizi ortadan kaldıracak, rejimi değiştirecek, bağımsızlığımızı ortadan kaldıracak bir sonuçla Türkiye karşı karşıya kalabilirdi. Çok net söylüyorum Türkiye’nin 15 Temmuz darbe teşebbüsü sırasında sadece o gece hukuka, demokrasiye,  adalete, insan haklarına, cumhuriyete, seçilmiş iradeye, hem meclise, hem hükümete, hem Cumhurbaşkanı’na sahip çıkan yargının o geceki kahraman duruşu ve tutumu değildir. Aynı zamanda o geceye gelene kadar HSYK’nın aldığı tedbirler ve uyguladığı kararlarında son derece önemli katkısı vardır. O gece bir de şöyle düşünün, darbe teşebbüsünün olduğu gece her yerde soruşturma açan savcılar, başsavcılar yerine arama kararı veren, gözaltı kararı veren, tutuklama kararı verenler yerine o gece Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı, Bakanları, valileri, belediyeleri, milletvekillerini, siyasileri tutuklama kararı veren bir Türk Yargısı olsaydı acaba fotoğraf nasıl olurdu. Onun içinde ben yargımızın demokrasiye, hukuka, adalete sahip çıkmasından dolayı bir kez daha kutluyorum. Türk yargısı her türlü takdiri hak etmektedir. Ama hakareti, eleştiriyi, tehdidi asla hakketmemektedir.         

KENDİ SİYASAL POLİTİKALARINIZIN MERKEZİNE LÜTFEN ADALETİ KOYMAYIN      

Milyonlarca karar vereceksiniz sadece bir karar üzerinden kalkıp milyonlarca kararı haksız hukuksuz, adaletsiz ilan edeceksiniz. Bu kararı veren binlerce hakim ve savcıyı töhmet altında bırakacaksınız. Buna kimsenin hakkı yoktur. Kimsenin haddi de yargıyı öyle yerin dibine geçirmek için ona bir güç vermez. Kimsenin haddi de değildir. Ben bunu da özellikle ifade etmek istiyorum. Yargıya dönük bu haksız ve hukuksuz eleştirileri yapanlara bir kez daha diyorum ki kendi siyasetinizin odağına, kendi siyasal politikalarınızın merkezine lütfen adalet gibi yüce bir değeri lütfen yargıyı koymayın. Bunları siyasallaştırmayın. Siyaset yapıyorsan onun yeri belli, gelirsin meclise, çıkarsın meydanlara, gidersin salonlara başka yerlere onda bunu yaparsın. Hangi eleştiriyi yapıyorsan onu da yaparsın. Ama yargı gibi herkesin gözü gibi koruması gereken bir kurumu, bir müesseseyi ve orada görev yapan insanları töhmet altına alan, onlara hakaret eden, tahkir, tezyik ve tehdit içeren cümlelerle yargıyı değerlendiremezsin. Böyle adalet aranmaz. Adalet nerede aranır? İstanbul Bölge İdare Mahkemesinde aranır. Adalet İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde aranır. Adalet, Yargıtay’da, Danıştay’da, Anayasa Mahkemesi’nde aranır. Adalet ilk derece mahkemelerde Sulh Hukuk, Asliye Hukuklarda, Ticarette, İşte, Sulh Ceza Hakimliği’nde, Asliye Ceza’larda, Ağır Ceza’larda aranır.

KENDİ MİLLETİNİN EVLATLARININ DAHA İYİSİNİ YAPACAĞINA İNANMAYAN ZAVALLILAR

Dünyanın hiçbir demokratik hukuk devletinde yargı kararlarının İstanbul-Ankara E5 karayolunda denetlendiğine dair bir kural yoktur. Sokakların yargıyı denetlediğine dair bir karar yoktur. Yargıyı denetleyen kendi içindeki mekanizmalar var. O mekanizmaları tahrik edeceksiniz onu yapacaksınız. Bu da kitaplarda yazıyor, usul kanunlarında yazıyor. Ona müracaat edilmesi lazım. İstinaf yolu var, temyiz yolu var, bireysel başvuru yolu var oralarda ne yapacaksınız eğer beğenmediğiniz bir karar varsa onu oralara götüreceksiniz. Onlar karar verdiği zamanda kararı beğenseniz de beğenmeseniz de son tahlilde o karara uyacağız o kararı hep beraber uygulayacağız. Maalesef Türkiye’de bir böylesi yanlış anlayış ortaya çıkıyor. Beğendiğiniz bir karar varsa, sizin istediğiniz gibi hakim karar vermişse sonuç böyleyse Türkiye’de hakim var, adalet var. İşte bütün hakimler böyle olmalı, bütün savcılar böyle olmalı diye örnek gösteriyor. Eğer beğenmediği, istemediği hoşuna gitmediği bir karar varsa ‘yargı siyasallaşmış’ deniyor. Başka bir takım haksız ifadelerle, iftiralarla itham ediliyor, tahkir ve tehdit ediliyor. Böyle bir şey olabilir mi? Çok net söylüyorum. Türkiye’nin yargısı Avrupa Birliği ülkelerinin yargısından da ABD’nin yargısında da daha adaletle hükmeden daha doğru kararlar veren bir yargıdır. Ben bunu söylediğim zaman bazı çevreler ayağa kalkıyor, başka başka şeyler söylüyor. Ben bunu siyaseten söylemiyorum, inanarak söylüyorum. Görüyoruz oralarda neler olduğunu. Almanya’da Müslümanların ibadet yerlerine yapılan onlarca, yüzlerce saldırı var. Onlar karşısında neler yapıldığını görüyoruz. Amerika’da da öyle. Başka ülkelerde de öyle. Kendi vatandaşlarına uyguladıkları bir hukuk var. Vatandaşı olmayanlara uyguladıkları bir hukuk var. Sonradan vatandaşlık kabul ettiklerine uyguladıkları ayrı bir hukuk var. Birde kanun önünde herkes eşittir diye konuşuyorlar. Ama biz kanun önünde herkesin eşit olmadığını uygulamalarda da görüyoruz. Türkiye’nin yargısı ve verdiği kararlar Avrupa Birliği ülkelerinin hepsinin yargılarla, verdiği kararlarla yan yana konulsa, mukayesesi yapılsa o zaman hep beraber göreceğiz bizim yargımız ne alemde. Çok iyi bir noktada olduğunu görüyorum ve mukayeseli olarak da pek çok örnek üzerinden bunu değerlendiriyorum. Ama batı kompleksi içerisinde, başka ülkelere hayranlık içerisinde yazılan çizilenlere göre bu elbette mümkün değil. Onlar başka pencereden bakıyor. Kendi milletinin evlatlarının daha iyisini yapacağına inanmayan zavallılardır. Biz bu zavallıları kendimize pusula kabul edersek o zaman hep hata ederiz. Milletimize, milletimizin yargısına biz güvenmeliyiz, inanmalıyız.

ELEŞTİRİYİ DEĞİL AYAKTA ALKIŞI HAK EDİYORLAR

Türk yargısı FETÖ terör örgütünün işgalinden kurtarıldı. 4131 kişi meslekten uzaklaştırıldı. Onların yerine yeni stajda olan hakim ve savcılar alındı. Kıdemli olanlar yer değiştirdiği için meslekten uzaklaşınca onların yerine yeni kıdemliler geldi bir hareketlenme oldu. Bunlar eş zamanlı olmadığı içinde sürekli bir yargı içerisinde yer değişikliği yaşandı. Şimdi bir yargı düşünün ki bir sene içerisinde böylesi olağanüstü bir durum yaşasınlar. 4131 kişi meslekten uzaklaştırılmış olsun, 4000 civarında yeni stajyerlerden mesleğe hakim ve savcı kabul edilsin, boşalan yerlere kıdemli hakimlerden kaydırmalar yapılsın, bu kadar sirkülasyon olsun ve bunu da darbe sürecinde yaşasın ve bütün bunlar olurken de hem darbecileri yargı önüne çıkarmak hem terör örgütleriyle mücadele etmek hem de hak arayanın beklentisine cevap vermek hem de adaletin gereğini yapmak için çalışmak. Bütün bunların hepsini bu yargı mensupları yaptı. Bana sorarsanız eleştiriyi değil ayakta alkışı hak ediyorlar. Herkes elini vicdanına koymalı. Gece, gündüz, hafta sonu demeden çalışan arkadaşlarımız var. Herkes daha iyi olsun diye hak yerini bulsun diye adalet tecelli etsin diye kimseye haksızlık yapmayalım diye uğraşıyorlar. İşimizi doğru yapalım, kanunları doğru uygulayalım diye uğraşıyorlar. Kimse olumsuz bir kast içerisinde hareket etmiyor. Etmesi de mümkün değildir. Ama maalesef Türk yargısını ve lekeletmek için uğraşanlar, tahkir edenler, tehdit edenler adaleti, yargıyı ayaklarının altına alarak yüksek bir noktaya taşıyamazlar. Vicdan terazisinin, adalet terazisinin ayarını yürümekle de kimse bozamaz, bozamayacaklardır da. Yargı anayasaya, kanuna, hukuka uygun olarak kararlarını bundan sonra da vermeye devam edecektir. Ben Adalet Bakanı olarak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu başkanı olarak yargı görevi yapan arkadaşlarımızın nasıl büyük bir fedakarlık içerisinde görevlerini yerine getirdiklerini yakından bilen birisi olarak bütün yargı mensuplarına ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Şahsım adına, milletim adına şükranlarımı sunuyorum sağ olsunlar var olsunlar.

YARGIYA EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ YARGIYA AYAR VERMEK İSTEYENLER YAPIYOR

Bütün kesimlere de şu çağrıyı bir kez daha yapıyorum. Siyasal hesaplaşmanız varsa gidin o hesabınızı siyasetin öngördüğü usullerde görün. Parti içinde sıkıntınız varsa, kongre tartışmalarını gölgelemek istiyorsanız onu gidin partinizin içinde çözün. Başka başka hesaplarınız varsa gidin o hesaplar kiminle ilgiliyle orada görün orada çözün. Ama buna Türkiye’nin yargısını alet etmeyin. Buna yüce bir değer olan adaleti lütfen ama lütfen alet etmeyin. Kendi parti içi hesaplarına veya Türkiye’nin siyasal dengeleri bakımından bir hesaba adaleti kurban edenler adalete de yargıya da milletin hukuka olan inancına da en büyük zararı vermektedirler. Yargıya güven, yargıdan memnuniyet elbette son derece önemli. Hep ifade ediyoruz. Yargıdan memnuniyet, yargıya işi düşenlerin yargı hakkındaki kanaatini ifade eder. Yargıya işi düşenin yarısı kayıp ediyor zaten. Yarısı kazanıyor. Kazanan da istediği gibi kazanamıyor. Peki o zaman ben soruyorum böylesi bir zaruretin olduğu ortamda yargıdaki hizmetlerden memnuniyeti yüzde yüze taşımanın imkanı var mı? Herkes elini vicdanına koysun var diyorsa buyursun söylesin. İşin doğası gereği yarısının kayıp ettiği yarısının kazandığı kazananında dilediği gibi kazanamadığı bir ortamda yargıdan memnuniyeti yüzde yüz bir değerlendirme noktasını taşımak fiilen imkansız. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Bugüne kadar geçmiş tarihi dönemlerde de böyle bir şey olmamış bundan sonra da olmayacak. Yargıya güvene gelince; o yargı hakkındaki işi düşsün düşmesin herkesin yargı hakkındaki kanaatini ifade eder. Eğer insanlar yargının verdiği kararlar hakkında bir siyasi görüşe mensup diye hakkında karar verilen kişiler o siyasi görüşe mensup herkes bu masumdur derse sonra o siyasi görüşe mensup olmayanda herkes de o suçludur hakketmiştir diye toplum da ikiye bölünürse ve yargının verdiği kararları dosyadaki delil durumu nedir, hakimin gerekçesi nedir, mahkemenin gerekçesi nedir buna bakmadan siyasal pozisyonlarımıza göre görüşlerimize göre tarafımıza göre eleştirir veya takdir edersek işte yargıyı en büyük kötülüğü biz yapmış oluruz. Şuanda yargıya en büyük kötülüğü böylesi siyasal pozisyonlarına göre yargıya ayar vermek isteyenler yapmaktadır. Her gün yargıyı ayaklar altına alacaksın sonra yargıya güven burada. Her gün söylenmedik laf bırakmayacaksınız ondan sonra yargıya güven işte şurada. Terör örgütleri bir yandan çünkü terör örgütlerine en büyük cezayı yargı çekiyor. Onlar bir yandan yargıya saldırıyorlar, FETÖ saldırıyor, PKK saldırıyor, DHKP-C saldırıyor, DEAŞ saldırıyor ne kadar terör örgütü varsa saldırıyor. Çünkü onların üyeleri yargıda hesap veriyorlar. Ya tutuklu ya hükümlü. Bunlardan dolayı yargıya saldırıyorlar. Öte yandan da siyasal duruşlarına göre siyasi partiler de bunu yaptığı zaman herkes bir yandan yargıya vurduğunda yargıyı savunan birisi de çıktığında Adalet Bakanına saldırıyor.

HAKKETTİKLERİ CEVABI VERMEK BENİM VAZİFEM

Ben geçen bir açıklama yaptım. Sayın Kılıçdaroğlu’nun tahkir, tensip ve tehdit içeren sözlerine karşı açıklama yaptım. Beni eleştiriyor. Bende dedim ki: “Benim söylediğim laflarla Sayın Kılıçdaroğlu’nun YSK başkanı ve üyeleri karar veren hakim ve savcılar hakkındaki söylediği lafları yan yana koyun Adalet Bakanının söylediği şu, Kılıçdaroğlu’nun söylediği şu diye koyun yüzünün kızarmadan Kılıçdaroğlu’nun dediklerini okuyabiliyorsanız aşk olsun size. Ben ne yapmışım? Ben HSK’nın başkanıyım. Aynı zamanda Adalet Bakanıyım. Siyasetçi kimliğim var. Ama yargıya birileri saldırdığı zaman hakimlerimize, savcılarımıza hakketmedikleri eleştiriler yöneltildiğinde daha ilerisi hakaretler ve tehditler yapıldığında onlar cevap veremiyorlar. Cevap verdikleri zaman ayrı sıkıntılar oluyor. Onların adına, onların hukukunu korumak benim görevim. Onlara saldıranlara hakkettikleri cevabı vermek benim vazifem. Onun için kurul başkanıdır bakan. Siyasal tartışmalara yargıyı sokmamak içindir. Yargıya saldırı olduğu zaman onların hukukunu korumak için de orda o. Hep eleştiriler neden burada oluyor. Son hadiseler gösterdi ki eğer kurul başkanı Adalet bakanı olmamış olsa hakimler savcılar hepsi kendini savunmak zorunda kalır. Her gün bir siyasetçiye bir hakimin cevap verdiğini bir savcının cevap verdiğini atıştığını düşünün. Böyle bir mantık Türkiye’ye bir şey kazandırır mı? Böyle bir fotoğraf yargıya adalete olan inancı yükseltir mi? Biz büyük bir fedakarlıkla görev yapanların hukukunu savunduğumuz da kalkıp başka başka şeyler söylüyorlar.

YARGIYA HAKARET EDENLER, TEHDİT EDENLER, TAHKİR EDENLER SUÇ İŞLİYORLAR

Ben buradan çok net olarak söylüyorum. Yargıya hakaret edenler, tehdit edenler, tahkir edenler suç işliyorlar. Açıkça suçtur. Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçtur, tehdit suçtur. Yargı görevi yapanları hukuk dışı yol ve yöntemlerle etkilemeye teşebbüs suçtur. Ben bunu söylediğimde de eleştiriyorlar. Bunu ben demiyorum bunu Türk Ceza Kanunu diyor. Kanunda olanı ben hatırlatıyorum. Bu hakaretler tehditler yapılıyor ondan sonra sayın Cumhurbaşkanına veya başkalarına onları örnek alanlar da hakaret ediyorlar. Hakaret de suç oluyor. Savcılıklar soruşturma yaptığı zaman da ben bunu söyledim falan da söylüyor filan da söylüyor. Şuanda hakaretten pek çok soruşturma geçiren vatandaşın geçirmesinin sebeplerinden birisi de bu temiz olmayan dille konuşmadır. Kötü örnektir. Bakıyor kendi lideri böyle konuşunca o bir adım ilerisini konuşuyor. O sonra onun dokunulmazlığı var ona bir şey olmuyor ama daha ilerisini konuşanın dokunulmazlığı yok. O zaman savcılıklar soruşturma başlatıyor veya muhatap kişi şikayetçi oluyor. Onu üzerine soruşturmalar başlıyor ve insanlar ceza alıyor. Onun içinde diyorum ki hukuku doğru anlamak yetmez doğru uygulamak lazım diyen herkesin hukuka saygı duyması lazım, verilen kararlara saygı duyması lazım. Bu kararların eleştirilemeyeceği anlamına gelmez. Biz de çok karar eleştirdik. Mahkemenin kararını beğenmezsiniz eleştirirsiniz. Anayasaya, yasaya aykırı görüyorsanız şundan şundan bu kadar anayasaya da yasa da aykırı dersiniz ama kararı verene hakaret edemezsiniz. Etmemeniz lazım. Kararı veren kanunları bir tarafa koymuş her şeyi kaldırıp atmışsa başka bir şey yapmışsa o zaman onunla ilgili Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu var. Oraya şikayette bulunursunuz. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu onun zaten gereğini yapar. Bugün Türkiye’de savcılar delil uydurdu diyen var mı? Yok. Mahkemeler sahte delil üzerinden mahkumiyet tesis ediyor diyen var mı? Yok. Neden yok çünkü böyle yapanlarla ilgili kurul gereğini yaptı geçmişte. FÖTE terör örgütü üyeleri bazıları bu yola tevessül ettiği için hesap veriyorlar. Diyelim sahte delil mi var dosyada? Yok. Uydurulmuş delil mi var? Yok. Dosya içerisindeki mevcut delillere göre mahkeme bir karar veriyor. Beğenirsin, beğenmezsin o ayrı bir şey ama şunu diyebiliyor musun? Burada sahte delil var, uydurma delil var, olmayan delillerle şöyle şöyle karar verilmiş diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz. O zaman gideceğin yer belli istinafa gidersin. Oradan netice alamazsan Yargıtay’a gidersin.

TEMİZ BİR DİLLE YARGIYI ELEŞTİRİN

Ben umuyorum ki ve diliyorum ki yargıyla ilgili değerlendirme yaparken herkesin gerçekten söylediği söze çok dikkat etmesi lazım. Her konuda değerlendirme yaparken sözlerimize dikkat edelim. Ama yargıyla ilgili daha fazla dikkat edelim çünkü adalet mülkün temelidir. Bizim yaptığımız işler bu mülkün temelini sarsmamalı ve o temele zarar vermemelidir. Çünkü Türkiye güçlü olduğu sürece hepimiz güçlü oluruz. Onun içinde yargıyla ilgili konuşma yapan herkese buradan bir kez daha diyorum ki temiz bir dille yargıyı eleştirin veya yargı hakkında konuşun. Tahrir, tehdit, tensip içeren bir üslubu yargıya karşı lütfen kullanmayın ve bu haksızlıkta daha fazla ısrar etmeyin. Bundan sonra da bu haksızlığı yapanlar olursa onlar bizden gereken cevabını alacaktır. Cumhuriyet Savcılıları da kanunların kendilerine verdiği görevleri elbette ki onlar hakkında da yerine getirecektir. Kimse buradan hem suç işleyip hem de o suçlar karşısında hukukun gereğinin yapılmasından rahatsız olmamalıdır. Kim suç işliyorsa bunun karşılığı neyse onu da kendisinin karşısına mutlaka çıkacaktır. Bunu söyleyince yargıya müdahale ediyor diyorlar. Ben yargıya müdahale etmiyorum. Bir suç varsa onun karşılığı vardır. Onunla ilgili soruşturma yapacaklarında delili vardır. Herkes işini yapacak ve suç işleyen herkeste bunun karşılarına geldiğinde sonucuna elbette katlanacaktır. 

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←