BOZDAĞ’DAN ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR A+ A-
11.01.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Anayasa değişikliği ve gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. A Haber Televizyonunda sorularını yanıtlayan Bakan Bozdağ şöyle konuştu:

TEKLİF 340-350 OY ARASINDA KABUL GÖRECEĞİNE İNANIYORUM

Çok önemli bir anayasa reformu tartışılıyor, bu reformun hem içeriği hem de oylaması kamuoyu tarafından da çok dikkatle takip ediliyor. Teklifin altında 316 imza var. Ayrıca Milliyetçi Hareket Partisi’nin teklife verdiği destek var. İki partinin sahip olduğu milletvekili sayısı belirli. Teklife çok açık bir şekilde hem Cumhuriyet Halk Partisi hem de Halkların Demokratik Partisi karşı çıkıyor. Onların oyları da belirli, oylarının rengi de belirli. Çok net bir şekilde ifade ediyorlar. Tabi buna bazı milletvekilleri red oyu vereceğini de söyledi. Onlar da 3 aşağı 5 yukarı belirli. MHP’den böyle bir şey yok. Sayın Bahçeli çok net ifade etti. MHPli milletvekilleri çok net bir şekilde tavır koydular, AK Partili milletvekilleri de tavır koydular. Ben MHP’yi kastetmiyorum, bazı milletvekillerini söylüyorum. Dolayısı ile onları çıktığınız zaman esasında MHP’de de AK Parti’de de teklife destek verme konusunda bir bütünlük ortada, firesiz durum söz konusu. Bu açıdan ben son derece önemli görüyorum ve teklifin diğer maddelerinin görüşülmesinin zaman zaman bir aşağı iki yukarı değişecektir. Çünkü bazı milletvekilleri oylamaya yetişemeyebiliyor. Oylamada bulunamayabiliyor. Nitekim dün 1. Madde 347 çıktı 2. Madde 343 ama 4 milletvekili de o arada son oylamada bulunamadı. Onlar gelse ne olurdu? Belki 347 olacaktı belki farklı olacaktı. Bu iki maddenin görüşülmesi gösteriyor ki teklif 340-350 arası bir oy aralığında TBMM’de kabul görecek diye inanıyorum.

TBMM’DE OYLAMA GİZLİ YAPILIYOR

Esasında anayasadaki hüküm oylamanın gizli yapılmasıdır. Peki TBMM’deki oylama nasıl? O da oylamanın gizli yapılmasıdır. Şu anda 3 defa oylama yapıldı. Oylamanın 3’ünde de gizli oylama yapıldı. Milletvekilleri oylarını gizli kullandı. Bazıları kabine giriyor, bazıları kabinin dışında oy kullanıyor. ‘Gizli oylama’ demek, kabine girip perdeyi kapatıp, oy kullanmak anlamına gelmiyor. Oyunu gizli vermek. Adam oyunu dışarıda da kullanırken, çünkü sizin elinizdeki pulu kimse göremiyor zarf da öyle. Öyle tuttuğunuzda kullanabilirsiniz. Önemli olan onun gizli kullanılmasıdır. Kabinde kullanılması değildir.

CHP DEDEKTİFLİK YAPIYOR

CHP sanki gizli oy kullanma kabinde oy kullanma zorunluluğuymuş gibi bir taktik yapıyor ve bütün bu tartışmalar içinde ‘oylama gizliliği ihlal edilerek yapılıyor’ argümanını ispat etmeye dönük bir çalışma yapıyor. Kanunsuz bir şekilde, iç tüzüğe aykırı bir şekilde kamera konularak, görüntü alınarak bu yapılmaya çalışıyor. Benim gördüğüm 3 oylama oldu şu ana kadar, bu oylamaların 3’ü de gizlilik kuralına riayet edilmek suretiyle yapılan oylamalardır. Bunun altını özellikle çizmek isterim. CHP Sadece anayasanın bu ibaresine aykırı bir iş yapıldığını ispat etme gayreti içinde olduğundan farklı gösteriyor. Gizli oylamayla ilgili birkaç hususu da ayrıca ifade etmek isterim.

GİZLİLİK KORKU VE BASKIDAN UZAK OLUNMASI İÇİN

Anayasamıza gizlilik ne zaman girdi? 1987’de yapılan Anayasa değişikliği ile girdi. Niçin? Milletvekillerinin her türlü korku ve baskıdan uzak olması için girdi. Anayasanın şekil bakımında denetimli düzenlemenin maddeye baktığımızda şekil bakımından denetlemenin teklif çoğunluğu, ivedilikle görüşülüp görüşülmediği konusu ve karar çoğunluğudur. Şimdi 316 teklif verildi mi? Verildi. Görüşmeler devam ediyor. İki defa görüşülecek, birinci görüşme ile ikinci görüşme arasında an az 48 saat olacak ve en az 330 karar misabı olacak. Şekil şartları bu. Çok açık net şekilde ortaya koyuyor. Bunun içerisinde gizlilik bakımından bir şekil şartı koymuyor. Ben diyor ‘bunlarla denetlerim, bunlarla sınırlıdır.” Eğer anayasa koyucu bunun şekil şartının da gizlilik konusunu şekil şartı bakımından Anayasa Mahkemesi’nin denetlediği unsurlar arasına koymuş olsaydı bu madde de bir değişiklik yapılması gerekirdi. Ama oysaki 1987’de Anayasa değişikliği yapan irade 148. Maddede herhangi bir değişikliğe gitmemiştir. Burada bilinçli bir boşluk bırakmıştır. Neden? Çünkü bunu şekil şartı olarak denetim kapsamına alıp müeyyidelendirmemiştir. Şunu ifade etmekte fayda var. Biz bu teklife 316 milletvekiliyle imza atıyorsunuz. 316 imza ne demek ben bu teklifi kabul ediyorum, bunun yasallaşmasını istiyorum. Oyunun rengini açıklaması demektir. O kadar net. Eğer bu şekil şartı olmuş olsa tek başına o zaman derdi ki Anayasa tekliflere konulan imzaların kimin verdiği o da gizli olur. Ama dikkat edin tekliflerin altına imza konuyor, aleni imza ve aynı şekilde meclis başkanına veriliyor. Müzakereler de öyle. Şimdi CHP ona karşı çıkıyor, HDP karşı çıkıyor. AK Parti ve MHP “evet” diyor. Karşı çıkanlar ‘ben hayır vereceğim diyor, biz hayır vereceğiz’ diyor. ‘Neden hayır vereceğimizi açıklayacağız’ diyor, açıklıyorlar. Evet diyenler de aynı şeyi söylüyor.

BEKİR BOZDAĞ OLARAK BEN ‘EVET’ DİYORUM

Anayasa Mahkemesine geçmişte bu konu gitti. Anayasa Mahkemesi bu konuya ilişkin bir şekil şartı şeklinde değerlendirmesi olmadı. Bunun sonuca etkili olup olmadığı konusunda bir somut bir şey olmadığını ifade etti. Ama ‘Bu şekil şartıdır, değildir’ şeklinde bir değerlendirmesi Anayasa Mahkemesince olmadı. Ben milletvekiliyim, bu oyumun bilinmesini istiyorum, buradan da söylüyorum bütün Türkiye’ye; Ben Bekir Bozdağ olarak Türkiye’nin Cumhurbaşkanlık sistemine geçmesini siyasi istikrar, güçlü iktidar, güçlü yasama, güçlü Türkiye için faydalı ve yararlı görüyorum. Oyumu da evet olarak veriyorum. Bunun bilinmesini de istiyorum. Ben buradan da aziz milletimize söylüyorum. Bekir Bozdağ’ın oyu ‘Evet’dir. Ben evet olarak kullanırım. Birisi ‘baskı, korku, tehdit altında olma ben kendi oyumun bilinmesini istemiyorum’ diyebilir. O zaman onun oyunu o şekilde vermesini engelleyecek bir mekanizma, eğer olur birisi ‘ben oyumu gizli kullanacağım’ dedi, birisi kalktı onu engellemeye o zaman tam bir Anayasaya aykırılık oluşur. Şu anda oylamanın gizliliği kuralına TBMM’de uyulmaktadır. Oylamanın gizliliğine riayet edilmek suretiyle yapılmaktadır. Başkanlık divanı da bunu zaten her aşamada ifade ediyor. CHP de bunun aksini iddia ediyor, onu ispat etmek için kendisini dedektif yerine koymuş durumda, böyle bir çalışma yürütüyor. Tartışma da buradan kaynaklı. Herkes oyunu gizli kullanıyor.

TUTUKLU BULUNAN KİMSENİN OY KULLANMA İMKANI YOKTUR

Tabii onlar siyaset yapıyor kendince bunu gündeme getirmek için milletvekilleri de parlamentoda oylamalara katılmıyorlar. Kendi açılarından bir siyasi değerlendirme yapıyorlar, siyasi bir tutum ortaya koyuyorlar. Ama meclis görüşmelerine katılma ve mecliste oy kullanma siyasi tutumla alakalı bir şey değil. Anayasa ve iç tüzüğü uygunlukla doğrudan alakalı bir konu, hukuka uygunlukla doğrudan alakalı bir konu, burada bizim bakacağımız şey böyle bir durumda Anayasa, iç tüzük ve diğer kanunlar ne diyor? Ona bakmamız gerekiyor. Anayasa, iç tüzük çok açık, oy kullanması için kişinin genel kurulda olması lazım. Vekaleten oy kullanmak ancak bakan veya Başbakan için söz konusudur. Onun dışındaki milletvekillerine vekaleten oy kullanma yetkisi verilmemiştir. Tutuklu bulunan birisinin hürriyeti kısıtlandığı için parlamentoya gelebilmesi ve bu oyunu kullanabilme imkanı yoktur. Kanunlarımız çok açık çok net. O nedenle bu siyasi bir değerlendirmedir. HDP’lilerin bu konu üzerinden bir siyasi duruş ortaya koymalarıdır. Bu tutumları anayasa ve kanunlara uygun değildir.

BAYKAL’IN ELEŞTİRİLERİNE YANIT

CHP’nin bu görüşmeler sırasında ortaya koyduğu fikirler gerçekten teklifle örtüşmeyen şeyler. Kendi abartılarını teklif gibi takdim ediyorlar ve çarpıtarak Türkiye kamuoyuna takdim ediyorlar.  Burada bir parti devleti kesinlikle kurulması veya partili bir devlet kurulması söz konusu değildir. Bu nereden tartışmaya getiriliyor. Özellikle "Cumhurbaşkanı partisiyle ilişiği kesilir" ibaresinin yeni yasada olmayışından kaynaklanıyor. Onların abartılı yorumu. Türkiye'de ben daha önce ifade ettim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk Milletvekili, partili ,üye , Genel Başkan, Aynı zamanda Cumhurbaşkanı, İnönü hakeza öyle. Belediye meclis üyeleri partili ve belediye meclis üyesi, İl Genel Meclis üyesi öyle,  Milletvekili partili bütün  Türkiye'yi temsil eder diyor Anaysaya göre. Bakanlar Partili Aynı  zamanda bütün milletin Bakanı, Başbakan partili bütün milletin  başbakanı ve Meclis Başkanı Partili bütün milletin meclis başkanı, Belediye Başkanları partili bütün milletin belediye başkanları. Şimdi Belediye başkanı için, Belediye meclisi, İl Genel Meclisi üyeleri için Milletvekili, Bakanlar ve Meclis Başkanı için partili olmak görevlerini tarafsız yapmalarına engel değil. Ama söz konusu Türkiye'nin Cumhurbaşkanı olursa o zaman partili olması Türkiye'de tarafsız görev yapmasına engel dir demek adaletli ve hakkaniyetli bir yaklaşım değildir. Bugün ABD de başkan Partili Amerika da kıyamet mi kopuyor. Fransa’da da başkan partili, Fransa’da kıyamet mi kopuyor? Almanya da Cumhurbaşkanının partisi olacağına dair bir hüküm yok. Ama teamül gereği yapmıyorlar. Ama yaptığı zamanda buna herhangi bir engel yok, kıyamet mi kopuyor. Partili olması bağımsız tarafsız görev yapmasına engel değildir. Bu tamamen siyasete kötü bakma anlayışının, "siyaset bir işin içerisinde olursa bu iş yanlış olur anlayışının millete dayalı siyaset yapmayı başaramamış anlayışın bugüne taşımasından başka bir şey değildir.

ESAD ÇARPITMASI

Bu kadar yetki Esad'da yok ifadesini kullanıyorlar, onu ajite etmek için kullanıyorlar. "Türkiye bir Cumhuriyettir" diyor, Esad'ın Anayasasında da bu var. İşte bakıyorsunuz başka ülkelerin anayasalarında da var cumhuriyet ibaresi yani şimdi o ülkelerin anayasasında cumhuriyet var diye o ülkeler kötü yönetim örnekleri ortaya koyuyor diye biz anayasamızda ülke devletin yönetim şekline cumhuriyet demeyecek miyiz? Burada mesele ifadelerin olması değil onun içeriğidir. Bizim cumhuriyetimiz demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan bir cumhuriyettir. Onun için İran’daki cumhuriyet ile de Irak’daki ile de veya Suriye’deki ile de veya başka bir ülkelerdeki ile de karıştırılamaz kıyaslanamaz. Esad'ın anayasasıyla bu anayasanın ilişkisini kurmak onu birbirinden kopya gibi takdim etmek gerçekten bu teklife büyük bir bühtandır

OHAL'DE ANAYASA GÖRÜŞÜLEBİLİR

"OHAL’de anayasa görüşmesi yapılamaz." Bu akıl almaz bir değerlendirme. Ne demek OHAL’de anayasa görüşmesi yapılamaz o zaman OHAL’de biz Meclisi kapayacak mıyız? Anayasa görüşülemezde Mecliste diğer patent kanunları görüşülebilecek mi o zaman? Türkiye’yi OHAL sürecine getiren terör örgütünün devletten ayıklanması ve bu konuda alınacak tedbirlerin hızlı, etkin ve kararlı  bir şekilde yerine getirilmesi için yapılıyor esasında hükümete yapıldı. Burada bir şeyi daha söyleyeceğim bizim 1921 anayasamız yapıldı. Ne zaman yapıldı? Savaş yıllarında yapıldı. Kurtuluş Savaşı devam ediyordu. Hiç kimse çıkıp da o zamanki meclise, meclisin içinden veya dışından birisi "Ne yapıyorsunuz memleketin dört bir yanı düşman tarafından işgal edilmiş, askerlerimiz cephede savaş veriyor siz Ankara’da anayasa tartışması yapıyorsunuz. Şöyle mi olsun böyle mi olsun diye uğraşıyorsunuz. Bırakın bakayım şunu bir kenara önce düşmanı yurttan atalım. Önce Kurtuluş Savaşı’nı başaralım sonra anayasa yapalım" demedi. Kurtuluş Savaşı başarıldı. Cumhuriyet ilan edildi. 1924 anayasası yürürlüğe kondu. O zaman savaştan yeni çıkmış her taraf yıkılmış harap ve bitap olmuş durumda millet ve ekonomi hakeza öyle kötü. Her şey çok kötü. Zaferin sevinci var coşkusu var memnuniyeti var ama somut olarak baktığınızda da yıkılmış bir Türkiye var. O Türkiye’de Atatürk ve arkadaşları 1924 anayasasını yaptı. Hiç kimse kalkıp da bu kadar ihtiyaç varken, bu kadar sorun varken, bu kadar şu varken siz bu anayasayı niye yapıyorsunuz? Şimdi sıra mı demedi ve anayasa yapıldı. Neden? Çünkü anayasa esasında bir memleketteki yönetim şeklinin belirlenmesi sonra eklerin oluşumu, kullanımı ve birbirleriyle ilişkisinin düzenlenmesi yani yönetimin düzenlenmesi esasında. Halkı yönetime karşı koruyan mekanizmaları içeriyor. Şimdi bu ne kadar iyi olursa sizin terörle mücadelenizde, yaşadığınız diğer sorunlarınızda o kadar iyi çözülür.

‘KONTROLLÜ DARBE’ LAFI FETÖ PROPAGANDASIDIR

Kılıçdaroğlu çok laf söylüyor. Ama hep desteksiz söylüyor. Bunlarla kamuoyunu ve halkımızı yanlış bilgilendiriyor. ‘15 Temmuz kontrollü darbe’ lafı Fetullahçı terör örgütünün propagandasıdır. Bu propagandanın Türkiye’deki dillendiricisi maalesef Sayın Kılıçdaroğlu olmuştur. O yapıyor bunu, o zaman milletin gözü önünde gerçekleşen bu kanlı hain darbe teşebbüsünü böyle takdim eden birisini ben anlamakta zorlanıyorum. Hep beraber yaşadık. Olanı biteni 245 vatandaşımız şehit oldu, 2 bin 194 vatandaşımız yaralandı. Neler oldu neler bitti. O gün olup bitenler ortada. Ama bu argümanı kim kullandı darbe teşebbüsünün başarısız olduğun anladığı an Fetullahçı Terör Örgütünün kurucu yöneticisi ve bu darbenin planlayıcısı ve uygulayıcısı talimatını veren Fetullah Gülen kullandı. Ondan sonra onun etrafında olanlar bunu yaymaya çalıştılar ve ona destek veren dışarıdaki güçler bunu yaymaya çalıştılar. İçeride de bunun taşeronluğun maalesef CHP yapıyor. Hatırlarsanız Adil Öksüzle ilgili daha önce bir açıklama yaptı. Bu devletin ajanı mı diye? Açıklandı. Bende böylebirşey yok. Bütçe görüşmeleri sırasında söyledim. ‘Sayın Kılıçdaroğlu size Adil Öksüz ile ilgili herhangi bir yerden bir bilgi veya belge ulaştı mı? Yada partinizden sizin dışınızda başka birine ulaştı mı? Ulaştı ise siz ne yaptınız? Kim ulaştırdı bu belgeyi Türkiye içinden mi, Türkiye dışından mı? Siz bunları nereye verdiniz?’ Çok net bir şekilde bu iftira kampanyasının altını doldurma gayreti var. Güneş balçıkla sıvanmaz. İftiralar ne yapılırsa yapılsın gerçeğin yerini tutmaz. Bir defa böyle bir kampanyanın CHPnin içinde olduğunu hep beraber görüyoruz. Bunun gerçekle alakası yoktur. 

ÖKSÜZ’Ü BİRİLERİNİN SAKLADIĞI KANAATİNDEYİM

Adil Öksüz aranıyor, yani Türkiye içinde her yerde didik didik aranıyor. Hem istihbarat örgütleri, hem kolluk güçleri hem de aziz milletimiz tarafından. Çünkü bu darbe teşebbüsünün içerisinde en önemli rol oynayanlardan bir tanesi bu. Görüntüleri de çıktı. Vatandaşımız onu herhangi bir yerde gördüğünde ben eminim ki görevli kolluk güçlerine hemen ihbar edeceklerdir. Şu ana kadar öldüğüne yada öldürüldüğüne dair bir bilgi yok. Başkaları tarafından saklanıldığını düşünüyorum. Bu kadar bilinen birisinin ve herkesin de üzerinde hassasiyet gösterdiği birisinin kaçtığı zaman bir yerde mutlaka radara düşmesi görülmesi gerekirdi. Şu ana kadar herhangi bir yerde radara düşmedi, görülmedi. Benim daha önce de ifade ettiğim görüşüm bu. Kendisinin kaçıp saklanmasından ziyade birilerinin sakladığı, kaçırmak için uygun bir zaman   veya yol yöntem arayışı içinde olduğu kanaati bende var. Ama eninde sonunda yakalanacak ve yargıya hesap verecektir. Bundan kaçışı olmayacaktır.

MECLİS DE MİLLETVEKİLİ DE GÜÇLENİYOR

Anayasa değişikliği meclisi de güçlendiriyor, milletvekillerini de güçlendiriyor. Öyle bir takdim yapılıyor ki sanki TBMM kapatılıyormuş gibi. Milletvekilliğine son veriliyormuş, artık gruplar olmayacakmış. Mecliste bugün yapılan görüşmelerin hiçbirisi olmayacakmış. Bunların tamamı meclisten alınıp Cumhurbaşkanına aktarılacakmış gibi bir takdim yapılıyor. Bunlar yalandır. Bu iftiradır. Çok açık. Bir defa meclis şu anda 550, teklif 600’e çıkartıyor milletvekili sayısını. Bu sayıyı 600’e çıkarmak meclisi güçlendirir mi, zayıflatır mı? Seçilme yaşı 25’ten 18’e indiriliyor. Seçmek çok zor bir iş, seçilmek daha kolay  bir iş. Seçme yetkisini verdiğiniz gençlere, seçilme hakkı vermiyorsunuz. Gençlerin parlamentoda temsil edilmesi meclisi zayıflatır mı yoksa güçlendirir mi? Cumhurbaşkanlığı seçimiyle parlamento seçimi ayrı ayrı yapılacak. Bu meclisi güçlendirir. Şu anda tek seçim yapıyoruz biz. Parlamento seçimi yapıyoruz ve hükümet parlamentonun içinden çıkıyor. Vatandaş oy verirken hükümete mi oy veriyor, yasamaya mı oy veriyor, ikisine beraber mi oy veriyor. Şu anda ikisine birlikte oy veriyor. Ama kimin hükümet olduğunu, hangi programın uygulanacağını bilmiyor. Çünkü sandıktan neyin çıkacağı belirli değil. Şimdi ne yaptık? Seçimi ayırdık. Cumhurbaşkanı için vatandaş ayrı oy verecek yasama için ayrı oy verecek. Yasama yürütme birbirinden tam ayrı tam bağımsız olması gerekiyor. Esas kuvvetler ayrılığı budur. Şu anki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın hükümleri çerçevesinde yapılan uygulamada yasama yürütme birbirinden tam ayrı birbirinden tam bağımsız diyebilir miyiz? Diyemeyiz.

CUMHURBAŞKANI MECLİS’E MUHTAÇ

Esasında iç içe geçmiş bir yasama ve yürütme var. Şimdi biz ayırıyoruz, ayrı olsun diyoruz. Hükümet kanun tasarısı veriyor. Milletvekilleri teklif veriyor. Parlamentoda kanunlaşan metinlerin yüzde 99’u kanun tasarısıdır. Yüzde 1’i de kanun teklifidir. Bu kanun tekliflerini de yak hükümet verdirir ya da hükümetin onay verdiği başka birinin verdiği tekliftir yasalaşan. Hükümete rağmen bugün TBMM’de bir kanunun görüşülmesi veya kanunun herhangi bir maddesinin değiştirilmesi mümkün değildir. Kim mümkündür diyorsa gelsin söylesin. Neden değildir? Çünkü hükümet salt çoğunluğa dayanır ve salt çoğunluk kanunları yapar. Dolayısı ile hükümete rağmen yapılamaz. Şimdi ne oluyor. Deniyor ki anayasa ile kanun tasarısını hükümet veremez. Kanun tasarısını kaldırıyor. Yasama yetkisinde yasama teklifi verme yetkisini sadece milletvekiline veriyor. Şimdi Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olarak kurduğu kabine ile kanan tasarısı veremeyecek sadece bütçe teklifi verebilecek bu durumda neredeye muhtaç milletvekiline muhtaç. Bir kanuna ihtiyaç duyduğu zaman ne diyecek meclise mesaj gönderecek ‘Benim buna ihtiyacım var, lütfen bunu çıkartın’ diyecek. Bu parlamentoyu güçlendirecek. Kanunların görüşülmesi sırasında şu anda komisyonda da genel kurulda da bakan otuyor. Adalete görüşmeyi bakan sevk ve idare ediyor. Şimdi bakan oturmayacak. Milletvekilleri kendi oturacak, kendileri görüşecek ve değerlendirecek ve kendi adımlarını atacaklar. Bu da yasamayı oldukça güçlendiren bir başka düzenleme. Denetim de bugün çok güçlendiriliyor. Ne var denetim yolları? Soru, Meclis Araştırması, Genel Görüşme, Meclis Soruşturması korunuyor, sadece Gensoru, güvenoyu ve sözlü soru kalkıyor. Çünkü bu hükümeti düşürme yetkisi artık bu sistemde parlamentodan alınıyor. Çünkü hükümete güvenoyu verip, hükümeti göreve başlatan bir anlamda kuran parlamento değil artık. Sistemin doğası gereği sandıkta halk iradesiyle hükümet kuruluyor. Hükümete halk güven oyu veriyor, dolayısı ile de düşürecek de halk. Bunu farklı takdim ediyorlar. Parlamenter sistemi değiştirip, Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçiyoruz. Bu sistemin doğası gereği bu yok, ama öbürlerinin tamamı var. Daha etkin bir şekilde var. 1961 Anayasasının yürürlüğe girdiği tarihten bu yana tam 261 Gensoru verilmiş, sadece 2 tanesi kabul edilmiş.  Onun dışındakiler yok. Onun için şimdi bu sistemde hükümet artık meclise gelemeyecek, genel kurulda olmayacak, komisyonlarda olmayacak, meclis ayrı oluşacak ayrı gelecek ve dolayısıyla da orada etkin bir yasama denetimi olacak. Yasama denetimini bu günkünden çok ama çok daha fazla güçlendiren bir düzenleme yapılıyor.

CUMHURBAŞKANI DENETİMİ GÜÇLENDİRİLİYOR

Yargı bağımsızlığını da gerçekten bu düzenleme güçlendiriyor. “Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır” ifadesinin yanına “tarafsız” ifadesi konuluyor. Yargının bağımsızlığı bir Anayasa müessese ve güvence altındayken tarafsızlığına dair böyle bir düzenleme yok. Bu getiriliyor. Bu hukuk devletine zarar verir mi? Bakın şu anda Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlerle, resen imzaladığı aleyhine kararlar yargıya müracaat hakkı yok kimisinin yargı yolu kapalı. Şimdi ne yapılıyor ? Bunlara yargı yolu açılıyor. Bu da hukuk devletinin güçlendiriyor. Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğu yok. Kimse siyasetten sorumlu tutamaz, tek başına yaptığı, imza attığı her işten Başbakan ve ilgili Bakan sorumlu. Sorumsuz bir Cumhurbaşkanlığı sistemi var bizde. Şimdi sorumsuz Cumhurbaşkanlığı müessesesinden sorumlu Cumhurbaşkanlığı müessesesine geçiyoruz. Bu da hukuk devletini güçlendiriyor. Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu yok. Sadece vatana ihanetten suçlandırılır. Şimdi bütün bunlardan dolayı da Cumhurbaşkanına bir sorumluluk getiriliyor. Ve denetimi güçlendiriliyor. Cumhurbaşkanının iş ve işlemlerine karşı yargı yolu açılıyor.

İKİ BAŞLI YARGI SİSTEMİNE SON

 Bir askeri yargımız var bizim bir de sivil yargımız var. Askeri yargıya ilişkin usul düzenlemesi bir ceza kanunu var. Sivile ilişkinde var, orada da temyiz var burada da temyiz var. Adeta ikili bir yargı var. Hani çift başlı yürütme sorunumuz var bizim. Birde çift başlı yargı sorunumuz var bizim. İki ayrı yargı sorunumuz var. Esasında bu teklif bunu da ortadan kaldırıyor. Hem çift başlı yürütmeye son veriyor, hem çift başlı yargıya son veriyor. İki ayrı devlet görüntüsünü ortadan kaldırıyor. Yargıda birliği sağlıyor. Bu hukuk devletini güçlendirir. Bugün Anayasa mahkemesinin üyeleri nasıl seçiliyor. Anayasanın ilgili maddesinde yazıyor. Bu teklifte Anayasanın ilgili maddesinde bir değişiklik yapılmıyor. Üyeleri nasıl seçeceğine dair düzenleme zaten yürürlükte.  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına dair, Başsavcıvekiline dair bu Anayasa teklifi bir değişiklik getiriyor mu ? Getirmiyor. Eski düzenlemede Cumhurbaşkanına belli şartlar altında bu yetki verilmiş. Cumhurbaşkanının Danıştay’a üye sayısının 4'e birini atama yetkisi veriyor. Anayasanın 104. maddesi veriyor ve yeni getirmiyor, bu zaten Anayasada var. HSYK'nın üyelerinden 4'ü nü seçme yetkisi veriyor. Zaten şu anda da HSYK üyelerinin 4'ünü Cumhurbaşkanı seçiyor. Mevcut Anayasa ya göre AYM ve diğer yüksek mahkemelere ve HSYK ya belli sayıda üye seçmesi zaten var. Mevcut Anayasa ya göre parlamenter sistemde, hukuk devletine aykırı olmayan yargı bağımsızlığına zedelemeyecektir bir iş. Sistem değişip de  Cumhurbaşkanlığına dönüşünce yargı bağımsızlığına nasıl zarar verecektir ? Bu kabul edilebilinir bir şey değil. Peki ne geliyor burada. HSYK'nın Cumhurbaşkanının seçtiği üyelerinin dışındaki üyelerini meclisin seçmesi getiriliyor. Şimdi CHP Meclis neyi yaparsa yanlış yapar veya yanlış seçer, siyaset nerede olursa yanlış yapar mantığına teslim olmuş durumda. Siyaseti kötülemek bize bişey kazandırmaz. Siyaset iyi şeyler yapıyor, yapılmasına vesile oluyor. Şimdi Yargıtay kendi seçerse doğru, bürokrat yaptığında güzel yapar veya kürsüdekiler kendi seçerse o da doğru onlar da doğru yapar. Veya başka bir kurul seçerse seçici kurul olursa o da doğru onlar da doğru yapar. Ama milletin seçtiği temsilcileri HSYK üye seçerse bunlar kötü yapar, bunlar yanlış yapar, bunlar doğru iş yapmaz mantığı maalesef demokrasiyi ve hukuk devletini gerçek anlamda hazmedememiş olanların yaptığı değerlendirmedir.

MUHALEFETİN FESİH YETKİSİ ELEŞTİRİLERİNE YANIT

Söyleyecek laf bulamıyorum, yani yalanın bu kadarı olur ancak diyorum. Cumhurbaşkanına fesih yetkisi şu anda Anayasamızda var. Anayasanın 116. Maddesine göre Cumhurbaşkanı Hükümetin kurulamaması veya güvenoyuyla düşmesi yeni güvenoyu alamaması gibi belli şartlar var orada, 45 gün geçmesi halinde TBMM Başkanına danışarak TBMM seçimlerini yenileme yetkisi var, böyle bir karar alabilir. Peki uygulandı mı bu? 7 Haziran seçimlerinden sonra 45 Gün içerisinde hükümetin kurulamamış olması nedeniyle sayın Cumhurbaşkanı Anayasanın 116. maddesindeki bu yetkisini kullandı Türkiye'yi seçime götürdü mü ? TBMM Seçimleri yenilendi mi ? Yenilendi. Ama ne yapıyorlar sanki böyle bir yetki yokmuş da, ilk defa Cumhurbaşkanına veriliyormuş gibi takdim yapılıyor. İşte abartılı çarpıtma dediğim şey tam da budur. Bura da ilk defa olan şey nedir biliyor musunuz?

Doğru olan şey şu: Atatürk döneminde de, İnönü döneminde de , Bayar Döneminde de , Cemal Gürsel Döneminde, diğer Cumhurbaşkanları döneminde veya partiler döneminde de parlamentoya daha önce verilmemiş olan bir yetki ilk defa parlamentoya veriliyor. O da nedir?  Cumhurbaşkanını görevinde seçime gitmek usulüyle son verme yetkisi getiriyor. Bu parlamentoyu güçlendirmek için. İlk defa Atatürk döneminde olmayan bir şeyi parlamentoya bu Anayasa teklifi veriyor. Cumhurbaşkanı şu anda seçime götürdüğünde bir müeyyidesi yok, kendi oturuyor koltuğunda, ama bu düzenlemeden sonra eğer Cumhurbaşkanı parlamentoyu seçime götürme kararı aldığı zaman kendi de seçime gidecek.

Şimdi Anayasa diyor ki Sayın Cumhurbaşkanı sen seçime götürebilirsin parlamentoyu. Ama seçime götürdüğünde kendinde seçime gideceksin. Bir defa gittiği zaman kendi dönemi de kısalacak. Hani 5 yıllığına seçiliyor ya, gitti diyelim 1 sene sonra bir denemi yıkmış olacak. 2 . dönem seçilemediği zaman zaten kendi ömrünü de kısaltmış olacak bir müeyyide getirildi konuldu. Bu maalesef sanki yokmuş da ilk defa veriliyormuş gibi takdim ediliyor, meclisi zayıflatıyormuş gibi takdim ediliyor. Halbuki ilk defa meclise ilk defa Cumhurbaşkanlığı seçimini yenileme görevi yetki veriliyor,meclisi güçlendiriyor. Cumhurbaşkanı bundan sonra Meclisin seçimini yenileme kararı verirse de kendisini seçime götürmekle müeyyidelendiren bir siste getiriyor. Denge kuruluyor.

GÖRÜŞMELER SÜRERKEN TEKLİF VERİLEBİLİNİR Mİ ?

Tabi genel kurul görüşmeleri sırasında önerge vermek suretiyle değişiklik yapmak her an mümkün. Ancak, bu çalışmaların içerisinde bulunmuş birisi olarak şu anda teknik hata bir eksiklik olur da siz onları düzeltmek için bir değişiklik önergesi verirsiniz. Benim gördüğüm kadarıyla verilen tekliflerin içerisinde herhangi bir teknik bir eksiklik bir yanlışlık yok. Ben bir önerge beklemiyorum ama tabi önerilebilir.

VARDİYALI EYLEMLER

Terör örgütleri sayın Başbakanımızın ifade ettiği gibi vardiya usulü çalışıyor. Bakıyorsunuz bir eylemi DEAŞ işliyor. Arkasından İzmir’deki eylemi bakıyorsunuz PKK terör örgütü, şimdi Antep’deki bir eylem var onu da bir başka örgüt işliyor. Şimdi baktığınızda bir vardiya usulü biri bırakıyor öbürü alıyor. Terör örgütleri uluslararası güçlerin taşeronluğunu yapıyorlar. Hem Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) hem bölücü terör örgütü (PKK) hem de DEAŞ terör örgütü çok net ve tartışmasız uluslararası güçlerin taşeronlarıdır. Planların Orta Doğu’da ve Türkiye üzerinde tahakkuku için kendilerine yüklenen taşeronluk vazifelerini yapıyorlar. Ben bunların hiçbirisinin başarılı olacağına inanmıyorum.

BÜYÜKELÇİ KARLOV SUİKASTİ

Siyasetçilerin hayatı her zaman tehlike ve tehdit altında. Özellikle görevde olanlar. Çünkü sorumluluk üstleniyorlar. Sorumluluklarının gereğini yerine getirirken Türkiye’de terör estiren terör yapmak isteyen millete ve devlete zarar vermek isteyenlere karşıda etkin bir mücadele yapıyorlar ve o açıdan bol bol tehdit yapılıyor herkese karşı yapılıyor ama bu görevlerde bulunan herkes sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, vekiller başka başka görevlerde bulunan herkes bu yola çıkarken bunun bilinciyle yola çıkıyor. Kimse başıma şu gelir aman diye bir korku içerisinde değil. Çünkü herkes devleti için milleti için yapması gerekeni yapıyor. Ben Karlov suikastının çok açık bir siyasi suikast olduğuna inanıyorum ve bu suikastı gerçekleştiren teröristin FETÖ ile irtibatları konusunda da benim bir şüphem yok. Bu çok net bir şekilde de gözüküyor zaten. Elde edilen verilerde bunu gösteriyor. Benim üzüldüğüm şey Türkiye’nin Emniyet Teşkilatı içerisinde birisini bir terör örgütünün terörist olarak kullanabilmesidir. Nitekim silahlı kuvvetlerimizin içerisinde de terör örgütü darbe teşebbüsü sırasında oradaki bu şerefli üniformayı giyen bazı kişileri terör örgütünün elamanı olarak kullandı ve darbe teşebbüsüne kalkışıldı. Onun için devletin içerisinde özellikle bütün kamu kuruluşlarının içerisinde milletine, devletine, anayasal düzenine, kanunlarına sadakati esas almak Türkiye için son derece önemli. Zaten bu arındırma çalışmaları da bu çerçevede yürüyor ve bundan sonraki süreçte de aynı şey olması lazım. Bir ordunun, yargının, emniyetin, başka kamu kurumlarının içerisinde herkesin devletine sadakati tam olmalı ve bu konuda da kimsede bir endişe bir şüphe olmamalıdır. Şuanda yürüyen çalışmalar bundan sonrada yapılacak çalışmalar esasında bu arındırma politikasını tam uygulamak suretiyle de ülkemizi her açıdan herkesin güvendiği bir ülke haline getirmektir. Ben bu tür kötü senaryolar üzerinde fazla konuşmayı doğru görmüyorum. Kimse Türkiye’yi, Türkiye’nin hükümetini, parlamentosunu, cumhurbaşkanını korkuyla, baskıyla; korkutarak, baskı uygulayarak veya tehdit ederek ülkesine ve milletine hizmetten alıkoyacağını düşünüyorsa onlar Türkiye’yi de Türk milletini de Türkiye’nin cumhurbaşkanını da hükümetini de meclisini de tanımıyorlar demektir.

İADE DOSYASI ABD'DE MAHKEMEYE GÖNDERİLMEDİ

Amerika Adalet Bakanlığı ile yaptığımız görüşmede de ben kendilerine bunu mahkemeye gönderilmesini söyledim. Onlarda bize şunu söyledi: “Biz dosyamızın daha güçlü olmasını istiyoruz. Çünkü sizin biz burada mahkeme nezdinde avukatlığınızı yapacağız. Reddedilmek istemiyoruz.” dediler. Bizde dedik ki “Siz gönderin. Reddediyorsa mahkeme reddetsin. Biz dosyanın çok sağlam olduğuna inanıyoruz. Bu geçici tutuklama dosyasından daha güçlü dünyanın başka ülkelerinde de bir talep olduğunu ben zannetmiyorum.” dedim. O günden bu güne göndermediler. Bakanlıkta hala dosya tutuluyor. Çok net bir şekilde tutuluyor. Şuanda yeni yönetimi bizde bekliyoruz. Çünkü Türkiye mevcut yönetim tarafından bu konuda gerçekten sükutu hayale uğratıldı. Bir arpa boyu yol alamadık. Sadece görüşüyoruz, konuşuyoruz o kadar. Yani bizde görüştüğümüzü biliyoruz, konuştuğumuzu biliyoruz ama netice net. Aldığımız mesafe ney hiçbir şey. Biz bu dönemde oyalandığımızı düşünüyoruz. Görüyoruz nasıl oyaladıklarını da. Bunu kendilerine de ifade ettik. Böyle bir intiba bu yapılanlardan bizde uyanıyor. Umarım ki yeni Amerika Başkanı Trump’ın göreve başlamasından sonra bu konuda ve diğer konularda Türkiye-Amerika ilişkilerini gerçekten model ortaklık, stratejik ortaklığın gereği olacak bir biçimde güçlendirecek ve adımlar atacak noktaya geliriz.

YURT DIŞINA KAÇAN FETÖ ÜYELERİ

Burada rakam veremeyiz. Çünkü şu anda yurtdışında kaç kişi var onu tam net olarak bilebilme imkanı yok. Soruşturma dosyalarında kırmızı bülten çıkarılması istenenler var veya iade talep edilenler var. Oradan biz bir veri elde edebiliyoruz ama total veriyi elde etme imkanı yok. Çünkü soruşturması başlayıp henüz bu kararlar alınmayanlar var. Henüz daha başlamamış olanlar var. Çünkü bilinmiyor o kişiler. Ona dairde süreç işleyecek. Zaman alacaktır. Rakam verme imkanı şu aşamada yoktur. İade konusuna gelince tabi baktığınızda siz vatandaşlıktan çıkardınız. Bunu niye iade edelim diyebilirler. Bunu değerlendirebilirler ama bu arada şunu vatandaşlarımızın da çok iyi bilmesi lazım. Vatandaşlıktan çıkarılmış olması suçlarını ortadan kaldırmıyor. Türkiye’nin yargılama yetkisi ortadan kalkmıyor. Cezalandırma yetkisi ortadan kalkmıyor. Ceza alması halinde cezasını infaz yetkisi ortadan kalkmıyor. Başka ülkelerin Türkiye’ye bunların iade etme, hükümlü ise nakletme ve diğer adli yardımlaşma müesseselerindeki yükümlülüklerini yerine getirme sorumluluğu da ortadan kalmıyor. Bunun altını özellikle çizmek isterim. Nerde olursa olsun. İster vatandaşlıktan çıksın ister çıkmasın Türkiye aleyhine suç işleyen birini yargılama yetkisi bağımsız Türk mahkemelerine aittir.

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←