BAŞKANLIK SİSTEMİ TÜRKİYE`NİN YÜKSELİŞE GEÇMESİNE KATKI SAĞLAYACAK A+ A-
09.12.2016

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, TBMM Genel Kurulunda Adalet Bakanlığı 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe görüşmelerinde konuştu.

Bozdağ’ın konuşmasından başlıklar şöyle:

2017 bütçesi ülkemize hayırlı uğurlu olsun, bereketli olsun ve 2017, bütçedeki bütün hedeflerin gerçekleştirildiği başarılı bir yıl olarak geçsin temennisinde bulunuyorum. Bu vesileyle de bütçede emeği geçen Komisyona, Genel Kurula ve herkese ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum.

Türkiye demokratik bir hukuk devletidir. Şu anda, Cumhuriyet Dönemi'nde 4'ü, 1'i de Osmanlı Dönemi'nde olmak üzere 5 anayasayla yönetilmiş bir ülkeyiz ve anayasalarımıza baktığımız zaman, yürürlüğe giren anayasalarımızın neredeyse tamamı olağanüstü şartlarda hazırlanmış ve yürürlüğe girmiştir.

Bugüne kadar Türkiye'de olağan şartlarda, herkesin kendini hür hissettiği bir ortamda yeni bir anayasa yapma imkânı maalesef bulunamamıştır. 1982 Anayasası şu anda uyguladığımız Anayasa ve bir darbe Anayasası'dır; yürürlüğe girdiği günden bugüne geçen otuz dört yıl içerisinde 17 defada 112 değişikliğe uğramıştır. Türkiye mevcut anayasasını değiştire değiştire Türkiye'yi demokratik bir hukuk devletine dönüştürmeyi başaramaz. Anayasa'mızı değiştire değiştire insan haklarına saygılı olan bir ülkeyi insan haklarına dayanan bir ülke hâline getiremeyiz.

Türkiye değiştire değiştire bu Anayasa'yı yasama, yürütme, yargıya ve dahası millete güvenen bir anayasa hâline getirmeyi başaramaz.

YENİ ANAYASA

Türkiye değiştire değiştire bu Anayasa'yı darbe ruhunu Anayasa'dan çıkaramaz çünkü Anayasa'nın başlangıcında "sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere" diyor; hem ruhuna sadakati hem de sözüne sadakati esas alıyor. Onun için bu ruhu tamamen yok etmek lazım. Peki çare nedir? Çare yeni anayasa yapmaktır. Yeni anayasa yapmadan yeni Türkiye olmaz. Yeni anayasa, esasında, yeni Türkiye'nin kapısıdır. Yeni Türkiye'yi yeni Anayasa'yla ancak inşa edebiliriz.

Türkiye'de anayasa ihtiyacını vurgulamayan kimse kalmadı. Parlamento 1993 yılında bütün partilerin sunduğu öneriler, daha sonra kurulan uzlaşma komisyonlarıyla bu konuda bir irade ortaya koydu. Üniversiteler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, pek çok kişi somut yeni anayasa önerilerini ortaya koydu ancak buna rağmen yeni anayasa yapılamadı. Yeni anayasa yapmak için esasında her şey hazır, millet hazır, üniversiteler hazır, sivil toplum hazır, herkes ve her kesim hazır. Hazır olmayan, sadece, yeni anayasa yapma iradesiyle milletin yetkilendirdiği ve görevlendirdiği temsilcileridir. Milletin iradesine uygun hareket ederek biz milletin emri gereği yeni anayasa yapmayı başarabiliriz. Bizim tecrübemiz buna müsaittir. Eğer yeni anayasayı normal bir ortamda başaramazsak Türkiye'ye de, Parlamentoya da, aziz milletimize de büyük bir haksızlık yapmış oluruz. "Yeni anayasa yapmayı ancak darbeciler başarabilir ya da darbelerden sonra yeni anayasa yapılabilir," efsanesini yıkmak hepimizin elindedir. Biz istersek bunu yıkar, milletin hür temsilcileri olarak, milletimizin iradesine uygun yepyeni bir anayasayı milletimize, ülkemize kazandırabiliriz. Gelin bu imzayı birlikte atalım diyorum. Türkiye'yi darbe anayasalarıyla yaşama ve yönetilme ayıbına, utancına daha fazla katlanmaya mecbur etmeyelim.

Yeni anayasa yapılamasa bile Anayasa'da yapılacak bazı değişiklikler olabilir. Özellikle HSYK üzerinden burada vurgu yapmak isterim ki HSYK'nın bugünkü seçim usulüyle 3'üncü bir seçime gitmesi, Türkiye için büyük bir felaket olur. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum: HSYK seçim usulünü Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan siyasi partilerimizin büyük bir uzlaşmayı gerçekleştirerek değiştirmesinde büyük bir fayda mülahaza ediyoruz. Eğer Türkiye 3'üncü kez bir seçim yaşarsa hem hukuk devleti hem yargı hem de yargı görevi yapanlar bundan büyük bir zarar göreceklerdir. Umarım ki Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni anayasa yapma konusundaki iradeyi hayata öncelikle geçirir. Eğer bunu başaramazsak bile, hiç olmazsa acil olan bazı konuları hayata geçirebiliriz diyorum.

BAŞKANLIK SİSTEMİ

Türkiye'de sistem tartışmaları hiç eksik olmadı, her dönemde tartışıldı. Rahmetli Özal, rahmetli Türkeş, rahmetli Erbakan ve Demirel, Türkiye için hükûmet sistemi tartışmalarını yaptı, yaptırdı ve bu sistemin Türkiye'ye dar geldiğinin, yeni bir sisteme, başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Türkiye'de 2007'de Cumhurbaşkanının halk tarafından seçimine dair Anayasa değişikliğinin yapılmasıyla, 10 Ağustos 2014'te halkın tarihinde ilk defa doğrudan Cumhurbaşkanı seçmesiyle, esasında yepyeni bir dönem başlamıştır. Bir yandan seçilmiş Cumhurbaşkanı, bir yandan, seçilmiş Hükûmet ve yetkilere baktığımız zaman bunun sürdürülebilir olmadığı da çok açıktır. Onun için, bu tartışmayı ve bundan doğabilecek, oluşabilecek muhtemel sonuçları şimdiden görerek çözüm üretmek hepimizin vazifesidir. Ben, o nedenle, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin çağrısını tarihî önemde bir çağrı olarak görüyoruz çünkü gelinen noktada Türkiye, bu çağrı sonucunda büyük bir dönüşüme imza atarsa cumhuriyet tarihindeki en büyük sistem değişikliğini ve anayasa reformunu gerçekleştirmiş olacaktır.

Gelin, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bütün siyasi partiler olarak bu sürece birlikte destek olalım. Konuyu milletin hakemliğine götürelim. Milletimizin kararına hep beraber uyalım ve milletimizin verdiği kararla bu tartışmalara son noktayı birlikte koyalım, koyduralım diyorum.

Sistem tartışmaları üzerinde konu yoğunlaşınca biri iki hususu da başkanlık, cumhurbaşkanlığı sistemi üzerinden ifade etmek isterim. Hepimiz ne söylüyoruz? Yasamanın tam bağımsız olması, yürütmenin tam bağımsız olması ve birbirinden de tam ayrı olmasını arzu ediyoruz.

Gerçek anlamda kuvvetler ayrılığının olduğu sistemin adı başkanlık sistemidir. Yasama yürütme birbirinden tam ayrı, birbirine karşı tam da bağımsızdır. Güçlü bir yasama var, etkin bir yasama denetimi var, ayrıca güçlü milletvekilleri var, aynı şekilde güçlü yürütme var, siyasi istikrar var. Başkanlık sistemi esasında siyasetimize büyük bir dinamizm de getirecektir çünkü başarısız olan beş yıl sonra siyaset sahnesinin dışına çıkacaktır, başarılı olan da azami on sene sonra siyasetin dışına çıkacaktır ve Türkiye her on yılda, çok başarılı bir başkanla yönetilse dahi yeni bir başkanla yönetilme fırsatı bulacaktır. Siyasette değişimi dönüşümü, yönetimde değişimi dönüşümü de, dinamizmi de beraberinde getirecektir. Ben bu sistemin Türkiye'nin güçlenmesine, hızlı ve etkin karar almasına ve Türkiye'nin yeni bir yükselişe geçmesine katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum. Hükûmet sistemi tartışması rejim tartışması da değildir.

Hükûmet sistemi değişikliği de rejim değişikliği kesinlikle değildir. Türkiye, yönetim şeklinin cumhuriyet olduğunu 29 Ekim 1923'te kabul ve ilan etmiş ve yönetim şekli tartışmalarına son noktayı koymuştur. O günden bugüne de Türkiye'nin yönetim şeklinin değiştirilmesi yönünde halkımızın da, siyasetimizin de, Parlamentomuzun da bir gündemi olmamıştır, olacağını da zannetmiyorum. Esasında, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sırasında Türk milletinin ortaya koyduğu irade, Türkiye'nin yönetim şeklinin cumhuriyet olduğunun bir kez daha şehit kanlarıyla imzalanmış olmasıdır tıpkı başlangıçta olduğu gibi.

YARGI BAĞIMSIZLIĞI

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı hukuk devletinin olmazsa olmaz şartlarından biridir. Eğer bir hukuk devletinde yargı bağımsız ve tarafsız olmazsa, ihtilafa düşen vatandaş yargıya gittiği zaman ihtilafın adil bir şekilde çözüleceğine dair inancını kaybederse orada hukuk devletinin güçlü bir şekilde var olduğunu söylemek mümkün değildir. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yargı görevi yapanların Anayasa, kanun, hukuk ve vicdani kanaatlerine uygun bir şekilde karar vermeleriyle mümkündür. Anayasa'mızda yer alan teminat esasında, hâkim ve savcılarımızın her türlü korku, baskı, endişeden uzak bir biçimde cesaretle ve hukukun gerektirdiği tarzda karar vermesi için Anayasa'ya konulmuş önemli bir sigortadır. Ancak, hâkimlik ve savcılık teminatı, hâkimlik ve savcılık görevi yapanların Anayasa ve yasaları çiğnemelerinin teminatı değildir; herhangi bir terör örgütüne üye olarak veya iltisaklı, irtibatlı olarak terör örgütünün emirleri doğrultusunda adli süreçleri yönetmesi ve adli süreçlerde karar vermesi değildir, bunun zırhı olarak da kullanılamaz. Fetullahçı terör örgütü devlete, millete, yasamaya, yürütmeye, orduya, emniyete ve kamunun bütün alanlarına büyük zararlar vermiştir, en büyük zararı da yargıya vermiş, en büyük tahribatı da yargı alanında yapmıştır. Mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esasına göre kurulup görev yapan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, bağımsızlığını, tarafsızlığını yitirdiğini değerlendirdiği bazı hâkim ve savcıların meslekten uzaklaştırılmalarına karar vermiştir. Eğer bir hâkim ve savcı, Anayasa, hukuk, kanun ve bunlara uygun vicdani kanaatle karar verme yerine, üyelik, iltisak ya da irtibatla bulunduğu örgütün emir ve talimatlarına göre karar vermeye başlamış veya karar veriyorsa o zaman tarafsızlık ve bağımsızlık vasfını kaybetmiş demektir; bu vasfı taşıyanların giydiği cüppeyi taşıma hakkını da yitirmiş demektir.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulumuz, esasında, hukuk devletinin gereği olan yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumak bakımından önemli adımlar atmıştır. Yaptığı değerlendirmeler sonucunda bazı hâkim ve savcıların meslekten uzaklaştırılmasına karar vermiştir. Burada şunun altını özellikle çizmek isterim, HSYK'da şu anda bakan dışında görev yapan 18 üye var ve meslekten uzaklaştırma kararlarının tamamı bu 18 üye tarafından oy birliğiyle alınmış kararlardır. 1 tane üyenin itiraz ettiği bir hâkim veya savcının meslekten uzaklaştırması yapılmamıştır. Bu, son derece önemli bir adımdır. HSYK'nın yaptığı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını korumaktır, hukuk devletini korumaktır, Fetullahçı terör örgütünün Türk yargısını rehin almasını önlemektir, yargının milletin yargısı olma vasfını korumaktır, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumak ve yargıya olan güveni yeniden inşa etmek adımıdır. Bu açıdan son derece önemli ve tarihî kararlar almıştır. Ben buradan HSYK üyelerimizi, hukuk devletine, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına sadakatle sahip çıkmalarından dolayı tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.

Türkiye'nin Avrupa Yargı Kurulları Ağı'yla ilgili ilişkileri hakkında AYKA olumsuz bir karar verdi. Neden? Bu hâkim ve savcıların meslekten uzaklaştırılmaları gerekçesiyle. Ama çok net söylüyorum, yargısız bir infaz yapılıyor Türkiye'ye karşı; kimse dinlenmeden, söylenenlerin aslı astarı nedir, buna dair bir değerlendirme yapılmadan, Fetullahçı terör örgütünün gözüyle Türkiye'yi görerek, Fetullahçı terör örgütünün diliyle Türkiye'yi konuşarak, Fetullahçı terör örgütünün kulağıyla Türkiye'yi dinleyerek karar verenler, bağımsız ve tarafsız bir karar vermiş değillerdir. Türkiye'yle ilişki kuranların bu ilişkilerini terör örgütlerinin zehirlemesine asla rızamız yoktur. Onlar ne karar verirlerse versinler, onları bağlar o ama Türkiye, hukuk devletini güçlendirerek yoluna devam edecektir. Terör örgütünün ağzıyla Türkiye'ye konuşanların, Türkiye hakkında karar verenlerin kararlarının bizim yanımızda bir itibarı olmadığını buradan bir kez daha ifade etmekte fayda görüyorum.

Burada yargıya özel bir teşekkürüm var; o da şundan: 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sırasında, darbenin daha başarılı olup olmayacağının belli olmadığı ilk saatlerde hukuk devletine ölümüne sahip çıktılar; soruşturmaları başlatarak, gözaltı ve yakalama kararları vermek suretiyle hukuk devletine, Anayasa'mıza, demokrasimize, millî iradeye ölümüne sahip çıktılar. Daha önceki darbe teşebbüsleri sırasında darbecilere mihmandarlık yapan ya da darbe teşebbüsünün daha başında biat eden Türk yargısı yerine, bu sefer darbeye Türkiye'yi dar eden bir Türk yargısı vardı, hukukumuza, Anayasa'mıza, demokrasimize sahip çıktılar. Ben, bu nedenle, ölümüne demokrasimize, hukuk devletimize, Anayasa'mıza sahip çıkan cumhuriyet başsavcılarımıza, savcılarımıza, başsavcı vekillerimize, hâkimlerimize hepsine ayrı ayrı buradan şükranlarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. Türk yargısı hukukuna böyle sahip çıktığı sürece hiçbir olumsuzluk Türkiye'de güç bulamayacaktır.

CEZAEVLERİNDE İŞKENCE İDDİALARI

Türkiye'de 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden sonra cezaevlerinde kötü muamele ve işkence yapıldığına dair iddialar ve iftiralarda büyük bir yükselme oldu. 15 Temmuzun hemen arkasından Amerika'da, Avrupa'da, uluslararası yayınlarda ve uluslararası örgütlerde 14 Temmuzda olmayan şey 15 Temmuzda birden bire büyüdü, Türkiye'nin bütün cezaevlerini töhmet altında bırakır hâle geldi. Ya, nasıl oluyor, 14 Temmuz da yok da 15 Temmuzdan sonra Türkiye'nin cezaevleri işkence ve kötü muamele adresi olarak gösterildi? Bakın çok net söylüyorum. Türkiye cezaevleri ve gözaltı yerlerinin tamamı büyük bir denetim altındadır, hepsi denetim altında, her türlü denetime de açık. Cezaevlerine baktığınız zaman cezaevlerinin denetimi bir yandan Adalet Bakanlığı müfettişleri, öbür yandan Ceza ve Tevkifevleri kontrolörleri, öte yandan ilin Cumhuriyet Başsavcıları, oradaki cezaevinden sorumlu infaz savcıları ve infaz hâkimlikleri tarafından denetleniyor. Ayrıca il, ilçe insan hakları kurulları denetliyor. Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları Kurumu denetliyor, Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu denetliyor, ayrıca sivil izleme kurulları da bunun denetimini yapıyor. Öte yandan uluslararası, Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT), Birleşmiş Milletler İşkencenin Önlenmesi Alt Komitesinin tarafından da incelemeye tabi tutuluyor. Bizim bu konuda bir sıkıntımız yok. Sıkıntı şuradan: Türkiye'yi suçluyorlar. "Şunlar şunlar yapıldı, bunlar oldu." Ben de diyorum ki, bir kez daha söylüyorum: Bunlarla ilgili bize yer verin, isim verin, adres verin, zaman verin; biz gereğini yapmaz, yaptırmazsak o zaman bize söyleyin." Deyin ki: "Biz verdik size." Şu anda biz bunlarla ilgili Türkiye'nin neresinde bir şey varsa onun üzerine gidiyor ve gerekeni yapıyoruz. Bakın, şu anda bu konularla alakalı soruşturma aşamasında olan 231 tane dosya var, soruşturmaları sürüyor. Çok net söylüyorum: Hiçbir tane kötü muamele iddiasının üzerini örtmeyiz, örttürmeyiz; bir tane işkence iddiasının üzerini örtmeyiz, örttürmeyiz; üzerine gideriz, hak ettiği ceza neyse, onu da tereddütsüz veririz. Bizim bu noktada hiçbir sıkıntımız yok. Ama Türkiye'nin de birtakım aslı astarı olmayan iddialarla, iftiralarla suçlanmasına rıza göstermeyiz. Böyle bir şey olmaz. Her konuyu inceliyoruz, inceletiyoruz. Mesela, demin burada değerli bir milletvekilimiz konuştu, bir isim verdi "Bununla ilgili şunlar, şunlar var." diye. Yaptıklarımız burada. Onunla ilgili de inceleme yaptırmışız, bir soru sorulmuş o soruya da cevap vermişiz, diğer konu da bize gelmiş ama ilgili yerlere intikali yapılıyor, onunla ilgili de cevap verilecek. Şimdi, bu terör örgütüyle ilgili bazı kişiler orada oturma eylemi yapıyorlar, bahsettiğiniz yerde. O oturma eylemi yaptıkları yerden de kalkmıyorlar. Şimdi, bir yerde eylem yapılıyor, eylem yapıldı, kalkmadılar, ne yapacaklar? Eylem yaptılar, kalkmadılar, bunları kaldırıp infaz koruma memurları yerine götürecek mi, götürmeyecek mi? Yaptıkları iş bu. Burada eylem yapıldığı zaman onun koluna giriyorlar, alıp götürüyorlar, başka yere götürüyorlar, dışarıda "Bize şöyle, şöyle yaptılar." Bakın, sizin dediğiniz gibiyse, ben sizinle beraber olup üzerine beraber giderim. Ama işin aslı öyle değil. Dışarıya sürekli şey yapıyorlar. Ben de diyorum: Bakın, savcılıklarımız burada, Meclis burada, her yer açık, herkes dilekçesini oraya versin. O dilekçeler oradan nasıl geliyor? Cezaevinden geliyor. Oraya gelen dilekçe başka yerlere gitmez mi? Oralara da gider ve biz bu konuların üzerine kesinlikle ve kararlı bir şekilde bugüne kadar gittik, bundan sonra da gideceğiz.

Bakın, işkence suçları ve kötü muamele suçlarıyla ilgili zaman aşımını biz kaldırdık, biz. Biz kaldırdık. Kendimize güvendiğimiz için biz kaldırdık. Bunun anlamı ne? Bugün AK PARTİ iktidarda, biz gittikten sonra başka bir iktidar geldi, Türkiye'de başka şey oldu; bugün öyle bir yanlışı biri yaparsa 70 yaşında da, 80 yaşında da, 90 yaşında da yaptığı yanlışın hesabı ondan sorulsun diye yaptık biz bunu. Böyle bir şey olabilir mi? Biz kendimize güveniyoruz ve bu konuların üzerine kararlı bir şekilde gideriz, bundan sonra da gitmeye devam ederiz; yeter ki bizim elimize bunlar verilsin. Uluslararası örgütlerden, geçen Birleşmiş Milletlerin temsilcisi geldi birtakım değerlendirmeler yaptı. "Biz izlenim edindik." diyor. Ya, ne izlenimi edindin? O zaman söyle; nerede ne var onu söyle. "Böyle bir izlenim edindik." diyor.

Ya, kusura bakmayın. Her yeri gezdi, isteyip de gezemediği tek yer yok. Nereyi istediyse oranın kapısını açtık, kiminle görüşmek istiyorsa onu görüştürdük.

Kendilerine sorun "Görüşmek isteyip de görüştürmediğim bir kişi var mı?" diye. Raporunda onu da yazıyor zaten, kimlerle görüştüğünü de açık şekilde yazıyor. Bu noktada bizim alnımız ak ama şunu da söylüyoruz: Yanlış yapanların üzerine gitmek de bizim vazifemiz, onların yüzünü falan da yıkamayız ama iftiralara da, terör örgütlerinin söylemlerini, iftiralarını hakikat gibi dillendirmeye de pabuç bırakmayız, onu da ifade edeyim.

İSTİNAF MAHKEMELERİ

Türkiye'de önemli bir reform da 20 Temmuz 2016'da faaliyete geçti, istinaf mahkemelerinin kurulması. Gerçekten büyük bir reform. Cumhuriyet döneminde yargı alanında en büyük reformlar şüphesiz cumhuriyetin kuruluş yıllarında Atatürk döneminde oldu ama ondan sonra "En büyük yargı reformu nedir?" derseniz, ben tereddütsüz "20 Temmuz 2016'da faaliyete geçen istinaf uygulamasıdır, istinaf yargılamasıdır." derim ve Türk hukuk tarihi bakımından önemli bir milat oldu, önemli bir adım attık ve yargıda iki dereceli yargılamaya geçtik, yargılamaların zamanında, makul süre içerisinde sonuçlandırılmasının önünü açtık. Tarihî bir reformu bu dönemde hep beraber hayata geçirdik; hayırlı olsun, uğurlu olsun diliyorum.

YARGIDA ATILAN ÖNEMLİ ADIMLAR

Yargı alanında başka önemli adımlar da attık. Onları da anlattığım zaman çok vakit alacak ama eleştiriler üzerinde birkaç konuda da durmak istiyorum.

Birisi: Yargıda memnuniyet konusu. Tabii, yargıda memnuniyeti biz herkes gibi önemsiyor, daha yüksek noktalara çekmek için gayret sarf ediyoruz ama yargıya işi düşen vatandaşlardan yarısı kaybediyor, yarısı kazanıyor. Yarısının kaybettiği, yarısının kazandığı yerdeki memnuniyeti yüzde 100 yapma imkânınız var mı? Kazanan da istediği gibi kazanamıyor.

100 lira istemiş, 50 lira verince itiraz ediyor. Çok yüksek hapis cezası istemiş, az alınca ondan da rahatsız oluyor. Ama, buna rağmen, 2015 rakamlarına baktığınızda, yargı hizmetlerine memnuniyetin yüzde 50'nin üzerinde olduğunu görüyoruz; bunu büyük bir başarı olarak görüyorum. Ama yargıda memnuniyete gelince, orada sıkıntımız var, onun üzerine gidiyoruz. İşte, Fetullahçı terör örgütünün Türk yarısını rehin almak suretiyle ortaya çıkardığı güvensiz ortamların tamamını yok etmek, yargıya güveni yeniden inşa etmek, yargıyı terör örgütlerinin veya değişik ideolojik grupların yargısı değil, gerçek anlamda Türk milletinin yargısı ve millet adına yargılama yapan ve karar veren bir yargı hâline getirmek için de büyük gayret sarf ediyoruz. İnanıyorum ki önümüzdeki süreçlerde bu alandaki güven endeksi de yukarılara doğru çekilecektir, bunun üzerinde de gayretle duracağız.

Yargıda zaman yönetimi diye bildiğimiz bir projeyi 1 Ocak 2017'de yürürlüğe koyuyoruz. Bunun anlamı ne? Anlamı şu: Vatandaş savcıya şikâyette bulundu veya herhangi bir mahkemeye dava açtı; şikâyetinin ne kadar sürede savcılıkça sonuçlandırılacağı, davasının ne kadar sürede mahkemece bitirileceği, dilekçesini verdiği an kendisine bir belgeyle takdim edilecek. Yargıyı böylelikle halkında da denetimine açmış oluyoruz. Halk, davasının zamanında görülmesini, bitirilmesini takip edecek, elindeki belgeyle bunu gösterecektir. Bu da yargıya güveni güçlendirecektir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerinin, Yargıtayın, Danıştayın, bütün yargı çevrelerinin her yıl faaliyet raporu hazırlayıp bunu kamuya ilan etmelerini de getirdik. 1 Ocak 2017'den itibaren bu da yürürlüğe girecektir. Bu da, yine, yargının kamuoyu tarafından ayrıca denetimine, yargıya güveninin de üst noktaya taşınmasına katkı sağlayacaktır. Öte yandan, hâkim ve savcılara istinaf ve Danıştayın not verme uygulamasını da getirdik. Böylelikle yanlış kararlar verip, "Bir de Yargıtay görsün, Danıştay görsün." mantığını bir tarafa bırakıp doğru karar neyse onu verecek, yanlış karar verenler alınan notlarla daha iyi karar vermeye mecbur edilecek, yönetilecek. Bu da yargıya güveni tesis bakımından son derece önemli başka bir adım olmuştur.

ADLİ VERİ BANKASI

Öte yandan, Adli Veri Bankası diye bir banka kuruyoruz. İnşallah, 1 Ocak 2017'den itibaren bu da başlayacak. 1 Ocaktan sonra bu veri bankası adli Google gibi olacaktır. Vatandaşlarımız -tabii oraya herkes giremeyecek, belli şartları olanlar girecek- Türkiye'de adli verilerin tamamını bulma, bu veriler üzerinden değerlendirme yapma imkânı elde edecektir. Bu da yargının ayrıca bir tomografisinin sürekli çekilmesini, bütün kamuoyu tarafından yargının etkin denetlenmesini sağlayacak ve bütün bunlar yargıya olan güvenin artmasına, yargı görevi yapanların daha titiz ve dikkatli çalışmasına elbette büyük katkı sağlayacaktır. Ama şu kadarını ifade edeyim ki Türkiye'de bütün eleştirilere rağmen yargıda görev yapan hâkim ve savcılar hukuk devletinin gereklerine uygun bir şekilde karar vermek için gerçekten cansiperane gayretle çalışıyorlar. Çok eleştiri alınıyor. Yargı kadar eleştirilen yok ama onların kendini savunma imkânları da yok. Gazeteler, televizyonlar, siyasetçiler, vatandaşımız, sivil toplum örgütleri, herkes onları eleştiriyor.Bütün bunlara rağmen, dediğim gibi, büyük bir özveriyle görev yapıyorlar. “

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←