BAKAN BOZDAĞ KANAL 24 CANLI YAYININDA SORULARI YANITLADI A+ A-
13.03.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Hollanda'nın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'ya yönelik tavrını sert dille eleştirdi. Türk vatandaşlarına yönelik polis tavrının da hükümet tarafından verilmiş talimat olarak değerlendirdiğini vurgulayan Bakan Bozdağ,  “Türkiye elbette ki uluslararası hukukun tanığı hakları ve yetkileri sonuna kadar kullanacak ve bu meselenin takipçisi olacağız. Türk milletinin ve Türkiye devletinin onuruyla kimsenin oynamasına izin vermeyiz. Hollanda kendini bilecek. Türkiye ile Türk milleti ile boy ölçüşmeye kalkanlar kendi boylarının uzunluğuna da iyi bakmaları lazım” dedi.

Bakan Bozdağ’ın Kanal-24 Televizyonun canlı yayınında yaptığı açıklamalar şöyle:

İKTİDARDA OLAN SİYASİ PARTİLER BİLE BU HASTALIKLARDAN KENDİNİ ALI KOYAMIYOR

Şu anda Avrupa’da pek çok ülkede seçimler var. Türkiye o ülkelerin seçimlerinde ana malzeme yapılıyor. Zannedersiniz ki o ülkelerde Türkiye’ye dönük hükümetler seçiliyor gibi bir algı var. Orada Türkiye ve Türk milleti düşmanlığı, yabancı düşmanlığı Türkiye üzerinden canlandırılmak suretiyle iç politikaya dönük malzemeler oluşturuyor. İkincisi Avrupa’da çok ciddi bir şekilde ayrımcılık, ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslamofobia hastalıklarında yaygınlaşma var. Öyle bir radikalizm yükselişi var ki iktidarda olan siyasi partiler bile bu hastalıklardan kendini alı koyamıyor. Normalde iktidarlar biraz daha sağ duyulu olup, her türlü aşırıcılığa karşı tedbir almakla mükellefken, Hollanda örneğinde olduğu gibi ırkçılardan daha ırkçı, İslamofobi hastalardan daha İslamofobik, yabancı düşmanlığı yapanlardan daha fazla yabancı düşmanlığı, Nazizm savunanlardan daha fazla nazist, faşist bir uygulamalar isteyenlerden daha fazla faşist bir uygulamayı ortaya koydu.

SİYASETÇİLERİ DE HASTA ETMİŞ, REHİN ALMIŞ

Bu hastalıkların görüyoruz ki Avrupa’da sadece bu radikal akımları benimseyenleri değil, onlardan farklı noktalarda kendilerini konumlandıran siyasetçileri de hasta ettiğini ve onları rehin aldığını görüyoruz. Öyle bir noktaya geliyor ki artık onların radikal görüş sahiplerinin dediği çizgide durmazsanız iktidar gelme ve iktidar olma şansını kaybediyor. Bu bütün dünya için de büyük bir tehlike. Bugün Türkiye bakanlarını konuşturmak için elinden gelini Hollanda yapmamış aksine konuşturmamak için elinden gelini yapmışsa bu yükselen dalganın etkisi var. Eğer bu dalgalara karşı, demokrasi ve insan hakları mücadelesini vermezlerse Rutte’de Hollanda’da yakın bir gelecekte konuşamaz.

YUKARIDAN TALİMAT GELDİ

Türkiye’de devam eden halk oylaması ile doğrudan ilgilidir. Ben Avrupa Konseyi’ne gittim Bakanlar Komitesine hitap ettim. Bazı görüşmelerim oldu, arkasından Almanya’ya geçecektim ve  Almanya’daki toplantı gerekli izinler alınmış, Pazartesi müracaat edilmiş, Çarşamba günü polis, belediye ve organizasyondan birisi ortak bir metne imza atılmış, hatta bakanın hangi kapıdan gireceği de tespit edilmiş, Perşembe günü toplantı olacak, o gün 14.00’da toplantı iptal ediliyor,ilanlar var bilbordlarda her şey var. Buraya baktığınızda belediye, polis toplantı yapmak için yardım ediyor ama son anda fazgeçililiyor. Bu ne demektir? Yukarıdan bir talimat geldi demektir.

BELEDİYEYE ALDIRILAN BİR KARAR

Çok açık, arkasından Almanya’daki belediyeler birliği adına yapılan açıklamada kimse bu işin sorumluluğunu belediyelere yüklemesin dendi. Olayın oluş şekline baktığımızda bunun belediyeyi aşan bir karar olduğu, belediyenin aldığı değil, belediyeye aldırılan bir karar olduğu çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Benim gördüğüm şey şu: Gerek Almanya, gerek Hollanda, gerek Avusturya gerekse Türkiye’nin bu referandum sırasında propaganda yapmasını istemeyen ülkeler Türkiye’de sistemin değişmesini istemiyor. Zannedersiniz ki Türkiye halkı yapacağı referandumla Almanya’nın hükümet sistemini değiştireceklermiş gibi telaştalar, Hollanda’nın hükümet sistemini değiştirecekmiş gibi telaştalar, Avusturya’nın hükümet sistemini değiştirecekmiş gibi telaştalar. Herkes Türkiye’deki bu referandumda  pozisyon alıp, hem ülkelerinde yaşayan Türk vatandaşlarının sandığa gitmemesi için onların üzerine bir baskı kurmak istiyorlar, onları korkutarak gitmesini engellemek istiyorlar, hem de öte yandan Türkiye’de sandığa gidecek vatandaşlarımızın üzerinde  bir baskı kurma ve böylelikle Türkiye’deki değişimin olmasını engellemek istiyorlar.

HAYIR CEPHESİNDE TARAFLAR

Çok net bir şekilde referandumda hayır cephesinde taraflar. Taraf olduklarının bir başka göstergesi geçen Cuma günü Venedik Komisyonu’nu bir rapor kabul etti. Bu rapor hem yanlış yalan bilgiler içinde var, hem de baktığınız zaman CHP’nin ve HDP’nin meclis sürecinde ve sonrasında söyledikleri ne varsa, onlar rapora girmiş durumda. Ve rapor Anayasa değişikliği meclisten geçtikten sonra açıklanıyor. Peki kardeşim bu saatten sonra açıklamanın hadi raporun objektif olduğunu kabul edelim, değil ama öyle olduğunu kabul edelim, Türkiye’ye ne faydası var. Hiçbir faydası yok. Meclis aşamasında senin bunu yapman lazım ki teknik danışmanlık yapıyorsan faydası olsun. Meclis aşaması bitmiş, halkın önüne gidiliyor, sandık gelecek, halk karar verecek, tam bu aşamada rapor yayınlıyor.

ONLARA MUHTAÇ OLALIM İSTİYORLAR

Bu raporun yayınlamanın tek amacı yürüyen referandum sürecinde Avrupa Konseyi adına Venedik Komisyonu taraf olmasıdır.  Ben tarafım diyor. Türk halkına ‘Hayır’ deyin diyor Türk halkına. Çok net söylüyorum Türkiye’ye daima siyasi istikrar getirecek sistem gereği, güçlü iktidar kuracak bir sistem değişikliğinin yapılmasını istemiyorlar. İstikrarsız bir Türkiye olsun, güçlü iktidarlar yerine zayıf iktidarlar olsun, ekonomisi çöksün, her zaman bize muhtaç olsun. Biz de onlara yardım elini uzatan büyük ağabey olalım. O pozisyonunu korumak istiyorlar.

AVRUPA MEDENİYETİNİN İFLASINI İLAN ETTİLER

Hollanda’nın yaptığı İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kesinlikle ayaklar altına almaktır. Demokrasi katletmektir,  ifade hürriyetini, serbest dolaşım hakkını, basın hürriyetini, toplantı hakkını engellemektir, ırkçılık, ayrımcılık, İslamofobia gibi aşırılıklara destek vermektir ve işin özü Avrupa medeniyetinin iflasını ilan etmektir. Faşizm ve nazizmi hortlatmak ve ona can suyu vermektir. Bu bir defa inan haklarına, hukuk devletine, evrensel hukuka ilişkin ne kadar temel değer varsa hepinin ayaklar altına alınması yok edilmesidir.

ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMEYİ AYAKLAR ALTINA ALDILAR

Öte yandan diplomatik dokunulmazlıkları ilişkin uluslararası sözleşmeleri de bu anlamda ayaklar altına aldı. Viyana Sözleşmesi var. Hepimiz deriz ki: Viyana Sözleşmesi devletlerin birbiriyle ilişkilerinde devleti temsil eden diplomatik temsilcilerin dokunulmazlığını garanti altına alan ve bütün vatandaşlardan daha farklı bir düzenleme getiren bir yapı var. Bu sözleşmenin 22. maddesi diyor ki misyon binalara dokunmazdır, dokunamazsın bu bunalar. Kabul eden devlet yetkilileri misyon şefinin rızası olmadan binaya giremezler, misyon binalarını her türlü  tecavüz ve zarara karşı korumak, misyonun huzurunun herhangi bir şekilde bozulması veya itibarının kırılmasını önlemek üzere her türlü tedbiri almak, özel göreviyle yükümlüdür. Kim? Devlet. Şimdi misyon binasına tecavüz ediyorlar mı? Ediyorlar. Misyonun huzurunun bozulmasını sağladılar mı? Sağladılar. İtibarının kırılmasını önlemek için tedbir almakla görevli alan itibarını kırmak için her şeyi yaptı mı? Yaptı. O zaman bu sözleşmeyi ayaklar altına alıp, çiğnedi. Bu sözleşme yüzlerce yıllık bir sözleşme. Bütün uluslararası ilişkilerin anayasası şeklinde bir sözleşme. Bunu çiğnedi. Sözleşmenin 26. maddesi devlet ülkesindeki misyonun bütün üyelerinin hareket ve seyahat serbestliğini sağlayacaktır diyor. Konsolos sayın bakının yanına gidiyor, izin vermiyorlar. Sözleşme ne diyor hareket ve seyahat serbestliğini sağlayacaksın. Kim engelliyor bunu? Hollanda hükümeti engelliyor. Bu sözleşme ne oluyor, ayaklar altına alınıyor.

HOLLANDA’NIN ŞEREFİNİ DE AYAKLAR ALTINA ALDILAR

 Sözleşmenin 29. maddesi de çok açık. Diplomatik ajanın şahsı dokunulmazlığı vardır. Hiçbir şekilde tutuklanamaz ve gözaltına alınamaz. Peki ne yaptılar, gözaltına aldılar. Hani şahsi dokunulmazlığı vardı, sözleşmenin altında Hollanda’nın var mı? Var. Bu sözleşmeye uymak Hollanda’nın şerefi mi? Şerefi. Bunlar Hollanda’nın şerefini de ayaklar altına aldılar. Sözleşmeyi de çiğnediler, yırtıp atmış oldular. Sözleşmede kabul eden devlet diplomatik ajana gereken saygıyı gösterecek deniyor. Şahsına özgürlüğüne yönelik herhangi bir saldırıyı önlemek için uygun tüm önlemleri alacak. Şu anda saldırıyı kendi yaptı. Hükümetin talimatıyla bu saldırı oldu. Nerede görülmüş hükümetten almadan bir ülkenin büyükelçiliğinin konsolosunun etrafını saracak, konsolosu zorla alacak, karakola götürecek, gözaltına alacak. Var mı böyle bir şey? Yok. İşte sözleşme burada. Her türlü saldırıya karşı her türlü tedbiri almakla ve saygınlığını korumakla  görevli.

HOLLANDA HÜKÜMETİ SUÇÜSTÜ YAKALANDI

Tartışmasız, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ayaklar altına alarak bir suç işlenmiştir, hem Viyana Sözleşmesi ayaklar altına alınmıştır. Bu da ayrıca bir suçtur. Hollanda hükümetinin yaptığı bütün bu suçları yaparken, aynı zamanda suçüstü yakalanmaktır. Bütün dünyanın gözü önünde köpeklerle, polislerle konsolosluğun önünde vatandaşların üzerine siz saldırıyorsunuz, öte yandan da konsolosu göz altına alıyorsunuz, bakan geliyor ki bakanında diplomatik pasaportu vardır, onu ülkeye sokmuyorsunuz, onu oradan polis eşliğinde ülke dışına çıkartıyoruz. İnsan hakları insan hakları, demokrasi demokrasi diye Türkiye’ye her gün ayar vermeye kalkan Avpulalılara, Avrupa’nın sivil toplum örgütlerine,  AB’ye, Avrupa Konseyi’ne ve bunların temsilcilerine ve Türkiye hakkında her gün ileri geri konuşanlara soruyorum, kaç gündür Hollanda’da, Almanya’da ve Avusturya’da yaşanan bu hak ihlalleri insan haklarının ayaklar altına alınması, demokrasinin katledilmesi karşısında niye susuyorsunuz?

HOLLANDA KENDİNİ BİLECEK

Türkiye devleti büyük bir devlet, Türk milleti büyük bir millet. Biz devletimiz ve milletimizin onurunu canımızdan hep aziz bildik ve öyle koruduk. 15 Temmuz bunun en son göstergelerinden biridir. Köpeklerle, atlarla Türk milletini sindireceğini düşünenler aldanıyorlar. Savaş uçakları, tanklar, otomatik silahlar bu milleti korkutmadı. Onun için biz devletimizin ve milletimizin onurunu koruyacak bir duruşu ortaya koyduk, bundan sonra da bu duruşu muhafaza edeceğiz. Zaten Büyükelçinin Türkiye’ye gelmemesi gerektiğini söyledik. Öte yandan uluslararası hukuk çerçevesinde Türkiye’nin yapması gereken ne varsa bunları gereği üzerine hareket etmek de bizim vazifemiz. Ne varsa, inceleniyor, bu konularda hafta sonuna denk geldiği için bugün bakanlar kurulumuz var, dışişleri bakanlığımız herkes görevinin başında ve bu konularda Türkiye uluslar arası hukuk çerçevesinde neler yapabilir, elbette ki uluslararası hukukun tanığı hakları ve yetkileri sonuna kadar kullanacak ve bu meseleyi biz takipçisi olacağız. Türk milletinin ve Türkiye devletinin onuruyla kimsenin oynamasına izin vermeyiz. Hollanda kendini bilecek. Türkiye ile Türk milleti ile boy ölçüşmeye kalkanlar kendi boylarının uzunluğuna da iyi bakmaları lazım.

HALK OYLAMASINI MİLLET REDDETSİN DİYE YAPILIYOR

Sayın Bakanın dolaşım hakkı engellendi, seyahat hakkı engellendi. Meşru bir hükümetin bakanı olması hasebiyle diplomatik hakları engellendi, ifade hürriyeti engellendi ve pek çok hakkı engellenmiş oldu, Bu hem AİHS ve Viyana Sözleşmesi’nin pek çok uluslararası  sözleşmenin açık bir şekilde ihlalidir. Bunlar açık açık ortada duruyor, bütün bunların ana nedeni Türkiye’de yaşanan referandum ve o ülkede yaşanan seçimler. Irkçıların, ayrımcıların, nazistlerin ve faşistlerin rızasını almak için yapılan çalışmalar. Öte yandan da Türkiye içersindeki halk oylamasının milletimiz tarafından red edilmesini sağlamak için yapılan çalışmalardır. Olayların incelemesi yapıldıktan sonra bu konuda net bir karar verilir. Değerlendirmeler ve gerekli açıklamalar yapılacaktır.

ONLARDAN FARKIMIZ HUKUKA UYMAK VE SAYGI DUYMAK

Yaptırımlar konusu Dışişleri Bakanlığımızın, hükümetimizin ana konusudur. Dışişleri Bakanımız sayın Çavuşoğlu daha ilk günden beri Türkiye’nin hukukunu ve Türk milletinin hukukunu korumak için gerçekten başarılı bir duruş ortaya koydu. Sayın Başbakanımız da hakeza öyle sayın Cumhurbaşkanımız da hakeza öyle hükümetimizin bütün yetkilileri milletimizin ve devletimizin onurunu koruyan bir duruşu ortaya koydular. Bundan sonraki süreçte Türkiye’nin ve Türk milletinin menfaati neyi gerektiriyorsa elbette o yönde kararlar alıp adımlar atacağız. Milletimizin ve devletimizin onurunu koruyan bütün tedbirleri tereddütsüz alacağız ve mütekabiliyet çerçevesinde kim bize nasıl bir muamele yapıyorsa kendisi benzer bir muameleyi hak ettiği tartışmasızdır. Uluslararası hukukun da temel kaidelerinden birisidir. Biz bunları yaparken tabi onların yaptığı gibi insan haklarını ayaklar altına alarak değil, uluslararası hukukunu ayaklar altına alarak değil, insan haklarını ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde yapacağız. Bizim onlardan farkımız bu hukuka saygı duymak, hukuka uymak ve hukuku doğru uygulamak konusunda ayrılacaktır.

İSTİKRARSIZ BİR TÜRKİYE İSTİYORLAR

Türkiye’deki sistemin değişmesini istemiyorlar. Avrupa Konseyine üye bazı ülkeler bunlardan Almanya, Avusturya, Hollanda ve İsviçre başta olmak üzere bu sistemin değişikliğini istemiyorlar. Neden istemiyorlar? İstikrarsız bir Türkiye istiyorlar. Güçlü iktidarlarla yönetilmeyen bir Türkiye istiyorlar. Zayıf iktidarla yönetilen bir Türkiye istiyorlar. Ekonomisi çökmüş Türkiye istiyorlar. Daima Başbakanı ile Cumhurbaşkanının kavgalı bir Türkiye, terörle, başka iç sorunlarla enerjisini tüketen bir Türkiye kriz ve kaoslarla başa çıkamayan bir Türkiye istiyorlar ve diyorlar ki; Tayyip Erdoğan dönemi bir yol kazasıdır. Bu devlet hayatında 10 yılın, 20 yılın fazla bir kıymeti harbiyesi yoktur. Tayyip Bey gittikten sonra Türkiye’deki siyasi mevcut istikrar ortadan kalkacak yeniden istikrarsızlık gelecek, yeniden bizim arzu ettiğimiz şekilde yönetimler oluşacak ve biz daha güçlü olacağız. Türkiye daha zayıf bir noktada kalacak. Biz ağabey pozisyonunda olacağız onlar bizden yardım dilenen pozisyonda olacak onun için aman sistem değişmesin. Sistemin değişmesi siyasi istikrarı sistemin doğal sonucu kılıyor ve güçlü iktidar kuruyor artık istikrarsız bir Türkiye yeni sistemde olamayacaktır, zayıf iktidar olmayacaktır. Onun için var güçleriyle ‘Hayır’ kampanyası yapan herkese kapıları açtılar.

KENDİ DE BU HASTALIKTAN ÖLÜR, AYAKTA KALAMAZ

Sadece Türkiye’nin zayıf düşmesinin istemenin, istikrarlığının payı yanında bu ülkelerde artan ırkçılık, yabancı düşmanlığı, Türkiye karşıtlığı, islamofobia gibi ırkçı anlayışların ve aşırılıkların çok aşırı yükselmesidir. Bir yandan Türkiye’de arzu etmedikleri bir değişimi önlemek istiyorlar. Öte yandan da kendi iç işlerine dönük bu aşırıcılara prim verip şirin görünmeye çalışıyorlar. Bir yandan da kendi seçimleri var. Orada da buradan bir siyasal rant peşindeler. Bu tür kanser hastalılarıyla, vebayla, böyle serpici yayılıcı hastalıklarla arkadaşlık eden kendi de bu hastalıktan ölür, ayakta kalamaz. Bu hastalık onların hepsini perişan eder. Bunların hepsi ‘Hayır’a çalışan herkese büyük bir serbestiyet veriyor. Barolar Birliği Başkanı gidiyor, çalışıyor. Başkaları gidiyor çalışıyor. HPD’liler çalışıyor. CHP’liler çalışıyor. Bazı CHP’liler iptal ediyor ama programlarına izin verilmediği için değil Türkiye’de yükselen hava nedeniyle. Yoksa onların orada çalışmasına herhangi bir engel yok. Sadece ‘Evet’ diyenlere engel var. Hükümet yetkilisine engel var. Herkese engel var. Bunların bütün şeyi kendi hükümet sistemleri değiştiriliyormuş gibi telaş içindeler.

TÜRKİYE’NİN İÇİŞLERİNE KARIŞMAK KİMSENİN HAKKI VE HADDİ DEĞİLDİR

Almanya’da bu telaşı görüyoruz, Fransa’da, Avusturya’da görüyoruz. Biz Almanların hükümet sitemini değiştirmiyoruz. Türkiye’nin hükümet sistemini değiştiriyoruz. Biz Avusturya’nın, Hollanda’nın hükümet sistemini değiştirmiyoruz Türkiye’nin değiştiriyoruz. Sanırsınız ki Türk halkı onların hükümet sistemini değiştirmeyi oylayacakmış gibi yapıyorlar. Size ne yahu. Bizim iç işimiz bu. Türkiye’nin içişlerine kimsenin karışma hakkı da değildir, haddi de değildir. Birlik Gazetesi kalkıp manşet atıyor. Türk halkı senin manşetine göre mi karar verecek. Kendi özgür iradesi yok mu? Kendi aklı yok mu? Kendi basireti yok mu? Kendi sağduyusu yok mu? Türkiye’nin düşmanları, Türk milletinin düşmanlarının attığı manşetlerle bu millet eğer oy verecekse o zaman Türkiye yanmış demektir.

 11 PKK'LIDAN SADECE 1’İ İADE EDELDİ

Bugüne kadar Hollanda’da bizim adli süreçler içerisinde 11 PKK’lı istemişiz, sadece birini vermişler. 5 DHKP-C’li istemişiz, hiç birini vermemişler. Dediğim rakam son 10 yılın rakamıdır. Bunların hiç birini vermiyor. Bir yargı sürecinde istenen ama öte yandan yargı sürecinde istenmemiş olmasına rağmen Türkiye’de bir soruşturması yok ama Hollanda’da çok aleni bir şekilde PKK, DHKP-C, FETÖ terör örgütü bütün terör örgütlerinin çalışması, terör propagandası yapması, terör örgütüne finans temin etmesi, oralardan terörist devşirip terör örgütüne göndermesi serbesttir. Teröristlerin serbest dolaşım hakkı var, toplanma hakkı var, seyahat hakkı var, kendini ifade hakkı var ama Türkiye’nin meşru hükümetinin Viyana Sözleşmesiyle de tartışmasız teminat altına alınan uluslararası hukuk çerçevesinde teminat altına alınan haklarının kullandırılmasına izin verilmiyor. Serbest dolaşım hakkı, seyahat hakkı, toplanma hakkı tamamı engelleniyor. Bu büyük bir çelişkidir. Öte yandan FETÖ terör örgütü orada her türlü serbestlik içerisinde faaliyetini sürdürüyor, hükümet de buna destek veriyor. DHKP-C yine öyle aynı şekilde. Darbe teşebbüsünde bulunanlardan bazıları Hollanda’da onlarda himaye ediliyor. Buradan çok net bir şeyi ifade etmekte fayda var. Kim Türkiye’nin ve Türk devletinin, Türk milletinin aleyhine iş yapıyorsa Türkiye’ye zarar veren bir faaliyette bulunuyorsa Hollanda’nın dostudur. Onların himayesini hak eden durumunda ve oralarda himaye görüyorlar.

EŞKİYALAR YOL KESER, DEVLETLER YOL KESMEZ

Hollanda hükümeti tam suçüstü yakalanmıştır. Vazifesi bütün Türk konsolosuna, Türk Bakanına, Konsolosluğuna karşı yapılan onur kırıcı hareketleri, tecavüzleri, saldırıları önlemek onun hakkını hukukunu korumak olması gerekirken bunların tamamını Hollanda hükümeti kendi yapmıştır. Hem tecavüz var hem saldırı var hem itibar kırma var hem gözaltı var hem yol kesme var. Yol kesmenin bir anlamı bizim ülkemizde eşkıyalar yol keser. Devletler yol kesmez bu anlamda. Hele bir meşru hükümete karşı bunu asla yapmaz. Bu bir suçüstü halidir ve Hollanda hükümeti suçüstü yakalanmıştır. Peki neden dediğiniz gibi susuyor onu bende anlamakta zorlanıyorum. Herkes Türkiye’de bir şey olduğunda konuşuyor ki Türkiye’de hukuka uygun bir şey oluyor. Terör örgütlerinin propagandasıyla, FETÖ’nün, PKK’nın Türkiye’nin aleyhinde çalışanların propagandasıyla oluşturdukları algılar üzerinden Türkiye’yi suçlayanlar konuşmuyorlar.

BU AVRUPA İÇİN BÜYÜK BİR FELAKET

Şimdi hiçbir ülkeden Hollanda’nın yaptığı uluslararası Viyana Sözleşmesi’nin ihlalidir, doğru değildir, yanlıştır diye bir açıklama yok. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri dün bütün çağrılardan sonra cılız bir ses ortaya koydu. İki ülke gelip bu meseleyi çözmelidir. Ben diyorum ki; sayın Jagland Hollanda’nın yaptığı doğru mu, yanlış mı? Sizin bu konuda görüşünüz ne bir açıklama yapın? AB yetkililerine de sesleniyorum. Peki, Avrupa Birliği’nin üzerinde yükseldiği değerlere Hollanda hükümetinin yaptığı şey uyuyor mu, uymuyor mu? Sizin medeniyet anlayışınızın gereği bu mu, değil mi? Buna dair bir açıklama var mı? Peki, başka ülkelerin yetkililerinden böyle bir açıklama var mı? Yok. Uygulamaya baktığınızda Almanya, Avusturya, Hollanda, İsviçre ne yapıyor? Bunun bir genel uygulamaya dönüşme eğiliminde gösteriyor. Bu büyük bir felaket Avrupa için bir felaket. Türkiye için değil. Onlar için bir felaket bu hastalık herkese serpmiş durumda herkesin ifade hürriyetini, seyahat hakkını, insan haklarını, toplanma hakkını yok edici bir sonuç ortaya koyuyor. 

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←