BAKAN BOZDAĞ HAKİM VE SAVCI KURA TÖRENİNDE KONUŞTU A+ A-
26.05.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi'nde hakim ve savcı adayları kura törenine katıldı.

Açılış konuşmasında masumiyet ilkesine dikkat edildiği kadar lekelenmeme hakkına da saygı duyulması gerektiğini vurgulayan Bakan Bozdağ, iddianameler hazırlanırken de, kararlar verilirken de emek harcanması gerektiğini kaydetti. Uzun iddianame ve kararlar arasında hakikatlerin kaybolma ihtimali olduğuna değinen Bakan Bozdağ, “Özellikle ifade etmek isterim ki iddianameler ve kararlar Manas Destanı’na döndü, binlerce sayfalık iddianame, binlerce sayfalık karar olmaz arkadaşlar. Nereden kaynaklanıyor bu? Bilgisayardan kaynaklanıyor. Kopyala, kes, yapıştır ve emek vermeyi de azaltıyor. Elbette teknolojinin bize sağladığı kolaylıklardan istifade edeceğiz. Ama bunu yaparken de hakikatin binlerce sayfa arasında kaybolmasına izin vermememiz lazım. Böyle olunca binlerce sayfa arasında hakikat kayboluyor, yüzde yüz haklı olan, doğru olan kararınız o samanların arasında kaybolan buğday gibi kaybolup gidiyor, buna lütfen izin vermeyin” dedi.

Bakan Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

AİLELERİNİZİ VE SİZLERİ KUTLUYORUM

İnanıyorum ki bundan sonra karışınıza çıkacak pek çok engeli bu güne kadar aştığınız gibi kararlılık ve başarı ile aşacak, milletimize, ülkemize, hukukumuza ve adaletimize büyük katkılar sunacak, büyük hizmetlerde bulunacaksınız. Şimdiden bundan sonraki meslek hayatınız boyunca, milletimize, ülkemize, adalete, hukuka yapacağınız hizmetlerden dolayı her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizler bu gün bulunduğunuz noktaya tek başınıza gelmediniz, sizleri yetiştiren anneleriniz, babalarınız, aileleriniz var. Sizlerin başarısı için sizler gibi konuşturan, sizler gibi heyecanlanan, her hadiseyi sizler gibi bekleyen, üzülen, sevilen aileleriniz var. Ben onları da kutluyorum. Sizleri de ayrı ayrı tebrik ediyorum.

ZOR VE İTİBARLI MESLEKTİR

Hakimlik ve savcılık mesleği zor bir meslektir. Gerçekten büyük sorumluluk isteyen bir meslektir. Aynı zamanda zorluğu kadar da itibarlı, saygın bir meslektir. Toplumun her kesiminin saygı duyduğu hürmet ettiği insanlar hakim ve savcılarımızdır. Bu saygınlığı mesleği milletin vicdanlarla uyandırdığı itiba oluşturduğu gibi hakim ve savcıların yaptığı görevin topluma kazandırdıkları da oluşturmakta ve bizlerin, sizlerin kürsüde verdiği kararlar oluşturmaktadır. Onun için sorumluluklarımızın bilincinde olarak karar görevimizi yapmamız lazım. Sadece kendimize karşı sorumluluğumuz yok. Ayrıca adalete karşı sorumluluğumuz, hukuka karşı sorumluluğumuz, Anayasa ve yasalarımıza karşı sorumluluğumuz, milletimize karşı sorumluluğumuz, devletimize karşı ve vicdanımıza karşı sorumluluğumuz var. Bütün bu sorumlulukları bizim Anayasa, yasa, kanun ve normlara bağlı bir vicdanla yerine getirmemiz gerekmektedir. Eğer sorumluluklarımızı, Anayasa, yasa ve hukuka bağlı bir vicdanla yerine getirirsek işte o zaman sorumluluklarımızı tam yerine getirmiş oluruz. Bunu yapamadığınız takdirde bize yüklenen sorumluluğu yerine getirmiş olmayız. Görevimizi eksik yaparız.

YARGIYI BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ YAPAN ADİL KARARLARDIR

Yargı bağımsızdır, hukuk devletin olmazsa olmaz şartlarından biri yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıdır. Bunu dünyada da Türkiye’de de tartışan kimse yok. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının Anayasada ve yasalarda yazılmasının önemi nedir? Ama bu yazılanlar yargıyı bağımsız tarafsız yapmaya yetmez. Yargıyı esas bağımsız ve tarafsız kılan yargı görevini yapanların görevini yaparken, tarafsız, bağımsız hareket edip verdikleri adil kararlardır. Elbette ki her bir ferdin siyasi görüşleri olacak. Farklılıklarımız olacak, inanç farklılıkları, kültür farklılıkları, siyasi farklılıklar aklınıza ne gelirse her tür farklılıklarımız olacak bunlardan insan olduğumuz için soyutlanma imkanımız yok ama doğru olan farklılıkları önünüzdeki dava dosyasına yansıtmamak, davanın taraflarına bakarak karar vermemek. Anayasa, kanun ve hukuk ve dosyamızdaki delillere göre hareket etmemiz lazım. Hakimlerimizin – savcılarımızın medyada, sosyal medyada başka alanlarda konuşmaları yargıya fazla bir saygınlık kazandırmıyor. Hep beraber görüyoruz, yargıyı yıpratmak için bu gün çok büyük kampanyalar yapılmaktadır. Hem siyaset hem medya hem de Türk yargısı üzerinde hesabı olanlar bunu yapıyorlar. Yatıyorlar, kalkıyorlar hakimlere-savcılara saldırıyorlar. Niye yapıyorlar? İstedikleri gibi karar çıkmadığı için yapıyorlar. İstedikleri gibi iddianame tanzim edilmediği için yapıyor.

HAKİKATİN BİNLERCE SAYFA ARASINDA KAYBOLMASINA İZİN VERMEYİN

Savcılarımız iddianameleri tanzim ettiği takdirde o iddianameleri okuyanlar da hakkında iddianame tanzim edilen kişilerle ilgili bu kişiye isnat edilen suç ve suçla onun faillik durumu hakkında somut bir kanaate mutlaka ulaşması lazım. Nasıl ulaşacak? Doğru bir iddianame yaparsak ulaşacak. Özellikle ifade etmek isterim ki iddianameler ve kararlar Manas Destanı’na döndü, binlerce sayfalık iddianame, binlerce sayfalık karar olmaz arkadaşlar. Nereden kaynaklanıyor bu? Bilgisayardan kaynaklanıyor. Kopyala, kes, yapıştır ve emek vermeyi de azaltıyor. Elbette teknolojinin bize sağladığı kolaylıklardan istifade edeceğiz. Ama bunu yaparken de hakikatin binlerce sayfa arasında kaybolmasına izin vermememiz lazım. Böyle olunca binlerce sayfa arasında hakikat kayboluyor, yüzde yüz haklı olan, doğru olan kararınız o samanların arasında kaybolan buğday gibi kaybolup gidiyor. Buna lütfen izin vermeyin.

MASUMİYET KARİDESİ KADAR LEKELENMEME HAKKINA SAYGI DUYUN

Onun için de gerekçeli kararlarımızı kes kopyalamadan ziyade kendiniz bizzat yazarsanız o dosyaların içindeki her şeyi kendiniz hallederseniz ben eminim ki çok çok önemli kararlar çıkacak ve bu kararlar yargıya olan güveni de ayakta tutacak, adalete olan inancı arttıracaktır. Cumhuriyet savcılarımıza özellikle ifade etmek istiyorum. Bu gün masumiyet karinesi üzerinde hepimiz duruyoruz. Anayasamızda da var ve hepimiz bunu hukuk devletinin olmazsa olmaz bir ilkesi kabul ediyoruz. Ama masumiyet karinesi kadar önemli olan bir başka şey var, o da insanların lekelenmeme hakkına saygı duymak ve bu hakkı ayakta tutmaktır. Herkesin lekelenmeme hakkı vardır. Sizlere pek çok ihbar, şikayet, dosya ve evrak gelecektir. Bu evraklar üzerinde gerekli incelemeleri yapıp, doğrulukları üzerinde tahkikat sonucu kanaate ulaşmadan siz arama, el koyma, operasyon kararı verirseniz sonra da bu evrakların düzmece, kumpas olduğu ortaya çıkarsa lekelenmeme hakkını siz bizzat çiğnemiş olursunuz.

DELİLDEN ŞÜPHELİYE GİDİN

Onun için gelen her şeyi doğru mu, eğri mi diye mutlaka bir kontrol etmek onu araştırmanız gereken kaynaklardan, doğrulatmanız gereken yerlerden doğrulattıktan sonra atacağınız diğer adımlara karar vermek son derece önemlidir. Biz ceza muhakemesi yasasını çıkartırken, sanıktan ve şüpheliden delile değil, delilden şüpheliye sanığa giden bir yolu açtık. Onun için bu yolu yürümek sizin işinizdir. Eğer siz açılan bu yolda yürümezseniz o zaman yasayı doğru bir şekilde uygulamış olmayız. Ben o nedenle bütün hakim ve savcılarımızın bu hakka da masumiyet ilkesine değer verdikleri gibi değer vermelerini ve ayakta tutmalarını özellikle rica ediyorum.

ELİNİZDEKİ GÜCÜ ALIR, SİZİ ZAYIFLATIR

Sosyal medya paylaşımları üzerinde de durmak istiyorum. Değerli arkadaşlar, bazı hakim ve savcılar sosyal medya üzerinden siyasal paylaşımlar veya gündelik hadiselere dair paylaşımlar yapılıyorlar. Sizi herkes izliyor ve sizin o paylaşımlarınızı gören kişiler sizin belirli konulardaki kanaatlerinizi öğrendikten sonra davalarınızın size gelmesinden, dosyalarını sizin soruşturmanızdan endişe duyarlar. Onun için sosyal medya da çalakalem her konuda yazıp ve gündelik siyasal tartışmaların tarafı olmak size güç katmaz, sizin elimizdeki gücü alır ve sizi zayıflatır. Kendinizi zayıflatmayın, elimizdeki gücü kaybetmeyin. Onun için de bütün arkadaşlarımdan görevde olan hakim ve savcılarımıza da buradan hitap ediyorum. Onlara da diyorum ki bu sosyal medya denen canavarı kullanmayın. Ben bunu söyleyince de diyorlar ki ‘Aman bak düşünce özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne karşı’. Hayır ben ona karşı çıkmıyorum. Benim dediğim şey milletin yargıdan beklentileri var. Ben kendim 7/24 bana söven birisinin önüne benim dosyamın gitmesini istemem. Sosyal medyadan bakıyorum adam çakıyor. Bir de sonra öğreniyorsunuz hakim-savcı. Ne yaparsanız? Siz rahat eder misiniz? O hakime o savcıya güvenir misiniz? Güvenemezsiniz.  

SOSYAL MEDYADAN LÜTFEN SİYASETE GİRMEYİN

Onun için diyorum ki değerli genç hakim ve savcılarımız bu sosyal medya denen yolu yöntemi lütfen dikkatle kullanın ve siyasal şeylerin içerisine sosyal medya üzerinden lütfen ama lütfen girmeyin. Kendinizi korumak için girmeyin, adaleti korumak için girmeyin, hukuku korumak için girmeyin, milletin yargıya, yargı görevi yapanlara olan güvenini zedelememek için girmeyin. Bu yanlış anlaşılacak bir şey değil ama maalesef çok da büyük yanlış anlaşılmalara yol açıyor.

BASIN SÖZCÜLÜĞÜ VASITASIYLA AÇIKLAMAZSANIZ DÜZELTEMEZSİNİZ

Medyayla olan ilişkilerde de hakim ve savcılarımızın çok dikkatli olmasında fayda var. Medyaya yaptığımız açıklamaları, bizim basın sözcülüğümüz var, basın sözcülüğünün nasıl işleyeceğine dair eğitimler verildi. Onun üzerinden yapmamızda elbette ki büyük faydalar olduğunu buradan çok açık bir şekilde ifade etmek isterim. Çünkü bir haber çıkıyor, yanlış bir olay, ama onu siz hemen basın sözcülüğü vasıtasıyla açıklamazsanız yalan ve yanlış ikame ediliyor ve onu düzeltemiyorsunuz. Antep'te bir baklava hikayesi var. Üniversitede hocalar da anlatır, her yerde anlatılır, herkes anlatır. 'Baklavayı çalan şöyle oldu.' Bu anlatanların hiç birisi o baklava dosyasını açıp da içinde ne var zerre okumamışlardır. Çünkü o dosya onları yalanlıyor. Ama öyle bir algı oluşmuş ki şimdi herkes o yalanı gerçek görüyor ve orada o kararı verenler çok büyük bir töhmet altında kalıyor. Bunun sebebi bir yanlış bilgi çıktığı anda onu vakitlice bizim düzeltmemiş olmamızdır.

BİZİM GÜCÜMÜZ DOĞRU KARAR VERMEKTEN GEÇİYOR

Hem hakimlerin verdiği kararlar hem savcıların tanzim ettiği iddianamelerle ilgili adli işlemlerle ilgili ortaya çıkacak bilgilerin yalan ve yanlışlığı hemen görülür görülmez Komisyon Başkanıyla, Başsavcıyla gerektiği zaman Bakanlık Basın Müşavirliğiyle konunun istişare edilmesi, HSYK ile istişare edilmesi ve arkasından o işin doğrusunun kamuoyuna aktarılması son derece önemli ve yanlış anlaşılmaları ortadan kaldıracak büyük bir adımdır. Bunu kullanmaktan çekinmeyin. Çünkü bizim gücümüz doğruyu yapmaktan ve kamuoyunu doğru bilgilendirmekten doğru karar vermekten geçiyor. Bunları beraber yapmazsak kendi gücümüzü zayıflatmış oluruz.

HİÇBİR TERÖR ÖRGÜTÜ BU KADAR TAHRİBAT YAPMADI

Değerli hakim ve savcılarımız, bir başka konu bildiğiniz gibi 16 Nisan'da Anayasamızın bazı maddeleri değişti ve yargının bağımsızlığı yanına tarafsızlığı ilkesi anayasal güvenceye kavuşturuldu. Hakim ve savcılarımızın teminatı da anayasal güvenceye kavuşturuldu. Bir yandan bağımsızlık var, bir yandan tarafsızlık var, bir yandan da teminat var. Bütün bunlar yargı görevi yapanların görevlerini her türlü korku, baskı, endişeden uzak hukukun ve adaletin gereklerine ve dosyanın gereklerine uygun olarak yapabilmeleri için anayasamızca sağlanmış zırhlardır. Koruma kalkanlarıdır. Ama tarafsızlık, bağımsızlık ve teminat hakim ve savcıların mensup oldukları gruplar, ideolojiler, siyasi başka başka hesaplarla bunları kılıç ve kalkan olarak eline alıp başkalarına haksızlık yapmasının zırhı asla olamaz, olmamalıdır. Eğer biz tarafsızlık, bağımsızlık ve teminat ilkelerinden aldığımız güçle taraf olmaya, bağımsız olmamaya, hukuku bir tarafa koymaya, yanlış yapma konusunda kendimizde daha büyük cesaret bulup adım adım yüreklenirsek o zaman bundan çok büyük zarar görürüz. Önce biz kendimiz kaybederiz, sonra adalet kaybeder, sonra hukuk kaybeder, sonra millet kaybeder, sonra devlet kaybeder, sonra hepimiz beraber kaybederiz. Hepimizin beraber kaybedeceğimiz sonuçlara asla ama asla imkan vermemeliyiz. Türk yargısı içerisinde Fetullahcı terör örgütünün ve bu örgüt mensuplarının yaptığı tahribat sadece yargı içinde değil aynı zamanda ordumuz içinde aynı zamanda emniyetimiz içinde aynı zamanda devletimizin diğer bütün organları içerisinde yaptığı tahribat çok ama çok büyüktür. Bu güne kadar hiçbir terör örgütü Türkiye Devletine böylesine tahribat yapamamıştır, devletin organlarına böylesine büyük bir zarar verememiştir. Sebep işte bu tarafsızlık, bağımsızlık ve teminat kurallarının mensup oldukları örgütün talimatlarını yerine getirmek için bir kılıf bir kalkan olarak kullananların neticesinde bütün bunlar ortaya çıkmıştır.

HSYK’YA ÖZEL TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM

Değerli hakim ve savcılarımız, bilginiz gibi 16 Nisan’da Anayasa değişikliği ile beraber Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulumuzun adı Hakimler ve Savcılar Kurulu olarak değiştirildi. 22 olan üye sayısı 13’e indirildi. 3 olan daire sayısı 2 olarak yeniden düzenlendi ve yürürlüğe girdi. 12 Ekim 2014’te seçilen kurul üyelerimiz Anayasa gereği 7 Haziran’da görevi bırakacaklar. Yeni TBMM’den seçilen ve Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyelere görevlerini devredecekler. Bugün burada özellikle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurumuzun değerli başkan vekiline, başkanlarına, üyelerine her birine kurul başkanı olarak Adalet Bakanı olarak, hükümet mensubu olarak, milletimiz ve devletimiz adına özel teşekkürlerimi sunuyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar. Anayasamıza, kanunlarımıza, hukukumuza, milletimize ve devletimize hizmetin en güzelini yaptılar. Büyük bir cesaretle büyük bir özveri ile görev ifa ettiler.

ZOR ŞARTLARDA GÖREV İFA ETTİLER

Türkiye’nin en zor zamanında seçilen kurul üyeleridir. Fetullahcı Terör Örgütü’nün devlet içerisine sızdırdığı örgüt mensupları ile adeta devleti hareket edemez hale getirmeye teşebbüs ettiği, yargı, emniyet ve ordu içerisindeki mensuplarının iş birliği ile kumpas davalarla yargıçlar eliyle 17-25 Aralık sürecinde darbe teşebbüsüne kalkışıldığı bir dönemde ve Türkiye’nin her tarafında bu kumpas çetesinin, iftira çetesinin, terör örgütünün ve onun yandaşlarının estirdiği rüzgardan korkan, çekinen, tırsanların olduğu bir dönemde görev başına geldiler. Gerçekten zor şartlar altında görev başına geldiler. Şimdi FETÖ hakkında ağzına açıp konuşan bir sürü insan görüyorsunuz. Medyada, siyasette başka yerde. Marifet bugün konuşmak değil, marifet 17 Aralık’ta adam gibi durup, adam gibi konuşmaktı. O gün konuşan var mıydı? Şimdi herkes kılıcı eline almış şu FETÖcü, bu FETÖcü diye kesmeye bakıyor. FETÖcü diye kesmeye kalktıkları 17 Aralık’ta, 25 Aralık’ta, sonrasında FETÖcülere karşı en önde mücadele eden insanlar.

O GECE DARBECİLERE EN BÜYÜK DARBEYİ HSYK VE YARGI VURDU

Konuşmak, 15 Temmuz’dan sonra daha da kolay oldu. Ama marifet o gün konuşmaktı. Herkesin gerçeği gördüğü bir zamanda herkesle eş zamanlı gerçeği gören ileri görüşlü değildir. Marifet herkesin gerçeği göremediği bir noktada görebiliyorsanız siz ileriyi görebiliyorsunuz demektir. İşte HSYK üyelerimiz bu anlamda gerçekten FETÖ terör örgütüne karşı Türkiye’de gerçeği doğru zamanda gören ve bu çerçevede adımlar atan çok önemli ama çok önemli kararların altına imza attılar. Yargı içinde öbeklenmiş, bu örgüt mensuplarının hemen hemen büyük bir kısmı hakkında daha 15 Temmuz başlamadan önce pek çok soruşturmalar açıldı, pek çok kişi açığa alındı. Şimdiye kadar olmadığı şekilde hem de bunlar yapıldı. Ama Anayasaya kanuna uygun bir biçimde yapıldı. Her şey hukuk içinde hukuka uygun biçimde yapıldı. Eğer 15 Temmuz darbe teşebbüsü gerçekleştiği gece savcılardan bazısı Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Bakanların ve bazı kişilerin tutuklanması yönünde talepte bulunsaydı, hakimlerin bazıları da bu talebe uygun kararlar vermiş olsaydı Türkiye bugün başka bir noktada olurdu. Ama o gece Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bu terör örgütüne Türkiye adına, hukuk adına, devlet adına, millet adına en büyük ve en ağır yenilgiyi tattıracak darbeyi HSYK vurmuştur, yargı vurmuştur. Onun için HSYK üyelerimizi ve yargı mensuplarımızı özellikle buradan milletim adına devletim adına bir kez daha kutluyorum.

TÜRK YARGISI EZBER BOZDU

O gece daha henüz darbenin başarılı veya başarısız olduğunun belli olmadığı saatlerde, pek çok kişinin nasıl bir pozisyon alayım diye kafa yorduğu vakitlerde pozisyonunu demokrasiden yana, hukuktan yana, adaletten yana Türk yargısı ve onun idari kurulu HSYK koymuştur. Yakalanan sıkı yönetim komutanları ve üst düzey görevlendirmelere ilişkin darbecilerin yayınladıkları belgeler üzerine darbeye karşı hukuk yoluyla en büyük darbe vurulmuştur. Onların adeta nefesi kesildi. Bunu Türk yargısı yaptı ve büyük cesaretle yaptı. Hakimlerimiz, savcılarımız, kurul üyelerimiz, her türlü olumsuz sonucu ölüm dahi olan sonucu göze alarak o gün gerçekten büyük fedakarlıklar yaptılar. Büyük bir cesaret ortaya koydular. O nedenle ben yargı görevi yapan herkese demokrasimize sahip çıktıkları için hukukumuza sahip çıktıkları için milletin iradesine ve hükümetine sahip çıktıkları için buradan bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Yargı bu anlamda ezber bozmuştur. Çünkü bundan önceki darbelere darbe teşebbüslerine baktığınız zaman biatcıların en önünde yüksek yargı başkanlarını, yargıyı, kurulu ve savcıları-hakimleri görürdünüz. Ama ilk defa Türkiye’de ezber bozdu Türk yargısı ezber. Onun için bu ezberi bozan yargının kurulu işte bu Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun üyeleri ve onların yaptığı atamalarla göreve gelen hakim ve savcılarımızdır. Allah hepsinden razı olsun diyorum.

FETÖ İLE İLK MÜCADELEYİ BAŞLATAN YARGIDIR

FETÖ ile Türkiye’de ilk mücadeleye başlayan yer Türk yargısıdır. Çünkü kendi içerisinde örgüt mensuplarının yaptıkları haksızlığı, hukuksuzluğu, tehdidi yakından yaşayıp görenler yargı mensupları oldu. HSYK seçiminden sonra da bu mücadele hukuka uygun bir biçimde devam etti ve Türk yargısı içerisinde 4 bini aşkın FETÖcü terör örgütü ile irtifaki ve irtisaki üyeliği nedeniyle meslekten uzaklaştırılan hakim ve savcı oldu. HSYK incelemelerini bitirdi. Şu anda incelenmedik hakim ve savcı kalmadı. Elbette ki bu örgütün yapısı nedeniyle bundan sonra başka incelemeler olmaz deme imkanı yok. Çünkü karşımızda çok farklı bir terör örgütü var.

ŞEYTAN BUNLARA GIPTA EDİYORDUR

FETÖ eli kanlı, hain, alçak ve dahası Allah, Kuran ve sünnet istismarı edip, dinle insanları aldatan şeytanın da gıpta ettiği bir terör örgütüdür. Çünkü aldatma konusunda herhalde şeytanı yaya bırakırlar. Böyle bir maharetleri var. Şeytan emin olun bunlara gıpta ediyordur 'Nasıl beceriyorlar bu işi?' diye. FETÖ her türlü haksızlığı, suçu, yalanı, iftirayı dahası ihaneti Allah rızasını umarak yapan bir terör örgütü. İftira ediyor, yalan söylüyor, tehdit ediyor, suç işliyor bunu yapınca Allah’ın rızasını kazanacak, ondan sonra gidip cennette Peygamber Efendimize komşu olacak. Ya sen sahte delil uyduruyorsun, suçsuz insanları suçluyorsun. Türkiye’yi terör örgütlerine yardım eden devlet olarak göstermek için Türkiye’nin istihbarat örgütünün üyelerini terör örgütü demiyorum, Türkiye’nin başka bir devletten gelip işgal eden düşmanları muamelesi yapıyorsun. Bunda da Allah rızası arıyor. Cennete gideceğini düşünüyor. Kafayı düşünebiliyor musunuz? Nasıl bir mantık var.

‘MASUM ÖLDÜRDÜM CENNETE GİDECEK’ DİYOR

FETÖ hedeflerine ulaşmak için dinine, milletine, ülkesine ihanet eden ve bunu da kendilerini cennete götürecek bir amel ibadet saikiyle yapan haşhaşilerden oluşan bir terör örgütüdür. Uyuşmuş kafa. Ya sen adam öldürüyorsun, darbeyi yapan darbecilerden bir tanesi TÜRKSAT 'ta iki kişiyi şehit ediyor sonra oturup çömeliyor, besmele ile 3 yudumda su içiyor. Oradaki şehitleri arkadaşlarından biri soruyor. ‘Biraz önce iki arkadaşımızı öldürdün, şimdi besmele ile su içiyorsun nedir bu?’ diye sorunca 'Ben ona iyilik ettim. O şimdi cennete gitti. Ben de şahadet şerbeti içtim geldim. Ben de ölürsem, ben de cennete gideceğim.' diyor. Mantığı görüyor musunuz? DEAŞ’ın teröristleri ile bunların ne farkı var. Öldürdüğü cennete gidecekmiş masummuş, kendi onu öldürdüğü için ölürse o da cennete gidecekmiş. O zaman ya Allah yok ya da onun adaleti yok demektir, böyle bir şey olur mu? Haşa. Ama böyle kafaları yıkamış kainatın alçağı, ondan sonra bunlara böyle inandırıyor. Hakim-savcı, öğretmen, asker böyle inanıyor. Böyle bir inancın içerisinde olan bağımsız tarafsız milletine devletine hizmet edebilir mi?

TÜRKİYE ALEYHİNE BİRŞEYLER OLSUN DİYE OLUK OLUK PARA AKITIYORLAR

FETÖ terör örgütü, terör örgütleri, istihbarat örgütleri, yabancı istihbarat örgütleri bilumum Türk ve Türkiye düşmanları ile işbirliği içinde çalışan bir hain örgüttür. Hainlerden oluşan bir örgüttür. Herkesle iş birliği yapıyor. PKK içindeki istihbarat elamanlarının listesini verdirdiler bu alçaklar onların büyük bir kısmını infaz etti. Nasıl yapıyor bilmiyorum bunu yapan alçak. Nice anaları ağlattılar. Şimdi başka ülkelerin istihbarat örgütleri ile Türkiye’nin aleyhine kararlar çıkarmak için kol kola geziyorlar. Türkiye’nin aleyhine açıklama yapsınlar diye parlamentodaki vekillere, senatörlere, gazetecilere oluk gibi para aktarıyorlar. Tek bir şey istiyorlar, Türkiye’ye sövün, eleştirin, suçlayın, yerin dibine geçirin alın milyonlarca dolar. Türkiye zarar görsün, yıkınsın, dağılsın mantıkları bu. Bu hainlik değil mi FETÖ gizlilik takiye, aldatma, başkalarının istediği gibi görünmeyi ilke edinmiş, omurgasız, kişiliksiz ve karaktersizlerden oluşan bir yapı aynı zamanda.

KALBİ REHİN UYUŞUK BEYİNLER

Ben alkolü çok seviyorsam siz benden çok içiyorsunuz. Ben Cuma namazına gidenlere kızıyorsam siz benden daha çok kızıyorsunuz. Ben başörtüsü takanlara hakaret ediyorsam, siz benden daha fazla hareket ediyorsunuz. Ben hangi işi yapıyorsam benim gözüme girmek için benden daha ilerisini yapıyorlar. Peki sizin karakteriniz nerede kalıyor. Kişiliğiniz nerede kalıyor, ahlakınız nerede kalıyor? Kod ad veriyor senin adın şu olacak, benim adım nerede kalıyor? Senin adın nerede kalıyor bunlarda kişilik karakter omurga olur mu olmaz. Kendini gizleyen, saklayan, hayatının her aşamasında başkalarının gözüne girmek için onların dediği gibi olmaya çalışanlardan adam olmaz. Ancak FETÖ’nün haşhaşileri gibi uyuşuk beyinler olur. FETÖ kalpleriyle anlamayan gözleriyle gerçeği görmeyen, kulakları işitemeyen aklı ve kalbi rehin belhumeda ve ondan daha aşağı makamlarda olanların oluşturduğu bir örgüt. Bunların yaptıklarını insan yapmaz.

KAİNATIN AHMAKINI EN BÜYÜK AKILLI ZANNEDİYORLAR

Şimdi darbe teşebbüsü nedeniyle Türkiye’de yürüyen soruşturmalar var. Takip ediyorsunuz bu soruşturmaları ve açılan davalar var onları da takip ediyorsunuz. Darbenin içinde bulunmuş, uçakta, bombalıyor. Elinde silah atıyor. Yatırıyor, yıkıyor, hepsini yapıyor, görüntüler ortada, ses kayıtları ortada, fotoğraf ortada, bunların hepsini inkar ediyorlar. Güneş ortada bu güneş değil diyor. Ne bu peki? FETÖ talimat veriyor, her şeyi red ve inkar edeceksiniz. Örgütün talimatı ile savunma yapıp, ifade veriyorlar. Suçüstü yakalanmış, her şey gösteriyor ama yok diyor o ben değilim diyor. Evde parmak izi çıkmış darbe planlaması yaparken o ben değilim diyor. Kamera görüntüleri var içeride her şey çok net o ben değilim diyor. Adil Öksüz ile yolda konuşuyor Kemal Batmaz, ne konuştunuz diyor? Giderken, gelirken beraberler bütün kayıtlar, görüntüler ortada o bir şey sormuştu bana diyor. Alemi köy, herkesi sersem, kainatın ahmakını da en büyük akıllı zannediyor ve kendilerini öyle zannediyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Neden bu örgüt öyle yapıyor? Hakimlerin savcıların, Türk milletinin aklıyla, hukukla, adaletle, vicdanla alay ediyorlar.

BAŞARISIZLIĞI GÖRÜNCE ‘BU BİR TİYATRO’ DEDİLER

Bunlar omurgasız dedim ya, adam gibi ben çıktım darbe yapmaya kalktım ama başaramadım deme erkekliğini, adamlığını gösteremiyorlar. Omurgalı, karakterli, kişilik sahibi olsalar her şey gün gibi ortada ne derlerse desinler gerçeği değiştirme şansları yok böyle bir pozisyonda çıkar bunu söylerler biz planladık, biz yaptık ama başaramadık. O zaman dersiniz ki bunlar cesur, omurgalı, karakterli dersiniz. Bunu da demiyorlar. Yalnız düşmanın da karakterlisi farklı olur. Bunlarda o yok. Hepsi beraber hala kendilerini gizlemeye çalışıyorlar. Neden biliyor musunuz? FETÖ terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen darbe gecesi açıklama yaptı, başarısızlığı gördü ‘Bu bir tiyatrodur’ dedi. O dünyada kontrollü darbe iftirasını gerçekleştirmek ve bunu kabul ettirmek için milyonlarca dolar harcayıp raporlar hazırlatıyor, bu raporları basına, meclislere başka yerlere gönderiyor, sosyal medyadan başka kanallardan yayıyor, Türkiye’de de bir yerlere gönderiyor ve bütün bu kanallarla kontrollü darbe iftirasını gerçeğe dönüştürmeye çalışıyor. Bunlar da o talimat gereği o talimatın altını doldurmaya çalışıyor.

HERŞEY GÜN GİBİ ORTADA HALA KENDİLERİNİ GİZLEMEYE ÇALIŞIYORLAR

Ziya Paşa’nın dediği gibi bunlar alimi kör, herkesi sersem sanıyorlar. Ama ne alem kör, ne herkes sersem. Kör olan da sersem olanlar da bunlar. Ben eminim ki Türk yargısı bütün bu şaklabanlıklar karşısında adaletin gereğini neyse hukuka uygun biçimde adaletin gereğini mutlaka yerine getirecektir. Bundan hiç şüphem yok. Ama bir gerçeği buradan aziz milletimizin bilmesi lazım. İşte bunlar hala takiye yapıyorlar. Hala kendilerini gizliyorlar, elinde silah tankın içinde yakalanmış adam başka diyor. Talimat veriyor bombala şurayı diyor, bombala talimatını veren adam ben değilim diyor. Kim peki? Bütün raporlar ortada ve öylesi bir yapı ile karşı karşıyayız. Onun için de bu yapı ile mücadele diğer terör örgütleri ile mücadele gibi kolay bir mücadele değildir. O örgütün yapısı, işleyiş tarzı, kullandığı metotlar, üsluplar milleti din, eğitim ve çocuklar üzerinden aldatması ve en zayıf olduğu noktalardan vurması ve herkesin istediği gibi görünme çabası bu örgütle yapılan mücadeleyi zorlaştıran bir unsurdur. Onun için bu örgütle mücadeleyi PKK, DHKP-C gibi terör örgütleriyle mücadele şeklinde aldılarsa o zaman büyük bir yanlışlık içerisine girersin. Onlar meydanda, kendileri ortada, yaptıkları ortada, açık açık biz bunları yapıyoruz diyor. Kendilerini gizlemiyor. Bunlar başka her şeyi farklı o nedenle bununla yapılan mücadelenin büyük bir hassasiyet ile yürütülmesi lazım.

KHKLARIN VE HÜKÜMETİN MAĞDUR ETTİĞİ KİMSE YOK

Türkiye’de KHKların mağdur ettikleri şeklinde hükümetin mağdur ettikleri şeklinde algılamalar yapılıyor. Hükümetin mağdur ettiği, KHKların mağdur ettiği kimse yok. Eğer bir mağduriyet var o FETÖ terör örgütünün mağdur ettikleri vardır. Şehitler var. Onlar bu FETÖnün katillerinin kurşunlarıyla şehit oldular. Yakınları bu nedenle sıkıntıya girdi. Gazilerimiz var bu terör örgütünün silahlarından çıkan kurşunlarla veya silahlarıyla yaralandılar, gazi oldular. Avrupa’dan dünyanın 4 bir yanından gelen insan hakları örgütleri Türkiye’ye geliyorlar, Türkiye’de terör örgütü üyeliğinden, darbeden ve terör örgütü için eylem yapanlardan cezaevlerinde olanlarla ilişkin araştırma ve inceleme yapıyorlar. Ben insan hakları örgütlerine soruyorum. Türkiye’nin cezaevlerinde sadece darbeyi yapanlar mı var? Sadece FETÖcü, PKKlı, DHKP-Cli, DEAŞ ve diğer terör örgütüne üye olanlar mı var. Cezaevlerinde diğer suçlardan tutuklu ve hükümlü olanlar yok mu? Var. Ama ben daha bir gün Adalet Bakanıyım, bunların diğer adi suçlarla ilgili tutuklu veya hükümlü olan bir vatandaşımızın hakkı ve hukuku için bana mektup yazdıklarını, bana geldiklerini, cezaevlerinde onları ziyarete gittiklerini görmüş değilim. İnsan hakları deyince terörden soruşturulan kovuşturulanların hakları geliyor akıllarına. İnsan hakları deyince terörden mahkum edilmiş olanların hakları geliyor akıllarına. Şimdi CHP de, HDP de aynısını yapıyor. Ben izin veriyorum gidiyorlar, bakın HDPlilerin izin verip gittiklerinin tamamı PKK, KCK terör örgütü mensupları. CHPlilerin içinde de izin verip gittikleri bir sürü insan var. Onlarla ilgili soruşturma konularına baktığınızda o soruşturma konuları da örgütlerle iltisak, irtibak ve üyelikle ilgili konular çok az var adi suçlarla ilgili ben şimdi soruyorum mecliste de bana gensoru veriyorlar, peki cezaevlerinde diğer insanların hak ve hukuklarına ilişkin niye bir tartışma açmıyorsunuz. Çünkü onların öyle bir derdi yok. Onun derdi bizim derdiğimiz, biz ilgileneceğiz onlarla.

ADALET BAKANI OLARAK YARGIYA MÜDAHALE ETMEM SÖZ KONUSU OLAMAZ

Şimdi Avrupa’dan bana mektup yazıyorlar. Yazılan bir mektup işte son günlerde tutuklanan iki kişiyi Türkiye derhal serbest bıraksın. Bunlar işe gelince hukuk devleti, yargı bağımsızlığı diyorlar, parlamenter tutmuşlar mektup yazıyorlar, basına veriyorlar Adalet Bakanına ‘Falanı falanı derhal serbest bırakın’ diyor. Emriniz olur, Türkiye sizin emir eriniz mi? Sizin ülkeniz de yargı bağımsız da Türkiye’de yargı bağımsız değil mi? Biz darbe yapmış, Türkiye’de bu kadar insanı öldürmüş eli kanlı teröristleri istediğimizde bu yargının işi diyorsunuz, yargı biz de tarafsız diyorsunuz. Ama söz konusu Türkiye olunca derhal serbest bırakın diyorsunuz. Siz kim oluyorsunuz da Türkiye’ye Türk yargısına talimat veriyorsunuz. Türk yargısı Avrupa’nın da Amerika’nın da yargısından inanarak söylüyorum daha tarafsız daha bağımsız hukuk devletine daha bağlı hakim ve savcılardan oluşmaktadır. Biz görüyoruz nice olayları. Yüzlerine de söylüyoruz ama o ayrı bir konu deyip hiç tartışmaya bile girmeden başka konulara geçiyorlar. Herkes kendine baksın, Türkiye bir hukuk devletidir, Türkiye’de tutuklama kararını hakimler verir, tutuklama talebinde soruşturma aşamasında savcılar bulunur. Bunların tamamı yargıya ait kararlardır. Benim adalet bakanı olarak yargıya müdahale etmem söz konusu değildir. Talimat vermem mümkün değil. Türk yargısı bağımsız, tarafsız, anayasa, kanun ve hukuka bağlı bir vicdani kanaatle görevlerini yapmıştır ve bundan sonra da aynı şekilde görevini yapmaya devam edecektir. Eksik kararı yanlış kararı yok mudur? Olabilir. Çünkü insan veriyor, onun için istinaf, temyiz, bireysel başvuru var. Oralarda bir takım eksiklikler yanlışlıklar varsa itiraz yolu ile istinaf, bireysel başvuru yoluyla onların düzelme mekanizmalarının hepsi de hukuk içinde vardır, uygulanması mümkündür. Yargıyı kendi haline bırakmak hukuk içinde işlemesine saygı duymak hepimizin ortak görevidir.

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←