ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ KOCAELİ’NDE A+ A-
17.03.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Kocaeli’nde basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Almanya Adalet Bakanı’na yazdığı mektupla ilgili soruyu da cevaplandıran Bakan Bozdağ, Avrupa’da Türkiye düşmanlığı yapanların destek gördüğünü ve bunun bir hastalık olduğunu kaydetti. Almanya’da teröristlerin rahatlıkla dolaşarak faaliyetlerini sürdürdüğünü ve hükümet tarafından himaye edildiğini vurgulayan Bakan Bozdağ, Almanya Adalet Bakanı’nın kendisine gönderdiği 2 mektubun diplomatik nezaketten uzak olduğunu belirterek, “Vatandaşlara din hizmeti sunan imamları cami derneklerini burada terör var terörist var diye oralara baskınlar düzenliyorlar. Öyle hukuk olur mu, öyle adalet olur mu? Olmaz. Onun içinde biz Alman Adalet Bakanı’na hem hukuku hatırlatan hem nezaket kurallarını hatırlatan hem de Almanya’daki Türk toplumu başta olmak üzere yabancılara uygulanan hukuk dışı Alman Anayasasına aykırı uygulamaları hatırlatan onların çözümü için çalışmaya davet eden ve Türkiye’nin hakkını ortaya koyan bir mektup göndermiş olduk” dedi.

BAYKAL’IN YAPTIĞI AÇIKLAMA  PEYGAMBERLİK ANLAYIŞIYLA BAĞDAŞMIYOR

Sayın Denizbaykal’ın yaptığı açıklamayı talihsiz bir açıklama olarak görüyorum. İslam literatürüne dair değerlendirme yaparken veya siyasette İslam literatüründen bazı kavramları kullanırken, siyasetçilerin çok dikkatli olması lazım, toplumun hassasiyetlerine ve diğer dini verilerine, değerlerine, kabullerine, retlerine dikkat etmesi lazım. Maalesef sayın Baykal’ın yaptığı bu açıklama İslam’ın ve Müslümanların kabul ettiği Peygamberlik anlayışıyla da bağdaşır bir yaklaşım değil. Keşke bir ilahiyatçıya sorsa, söylediği sözün ne anlama geldiğini bir müftüye sorsa ona doğru cevapları verirler, bunun bir saygısızlık olduğunu Peygamber’e hürmetsizlik olduğunu ve İslam’ın peygamberle ilgili bakışına uymadığını kendilerine söylerler.

UZMANLARA SORMALARINI TAVSİYE EDERİM

Geçenlerde de İzmir BAROsu bir video hazırladı ve yayınladı, orada da yine Hz. Adem ve Hz. Havva üzerinden bir anlatım yapıldı. Bu da cahilliğin BARO eliyle dışa vurumundan başka hiçbir şey değil. Daha sonra da sayın Kılıçdaroğlu da İslam’da da bu caiz değildir gibi bir şeyler söyledi. Yani CHP’yi bu sistem değiştiriyor ama bilgi ile değiştirmesi temenni ettiğimiz bir şey. Maalesef din hakkındaki yanlış ve eksik bilgiler ve bilgisizliklerle bu değişim birleşince ortaya çok kötü bir fotoğraf çıkıyor. Sayın Baykal’a tavsiyem, CHP’lilere tavsiyem dinle ilgili konuşurken keşke uzmanlara sorup, görüş alıp konuşsalar hem kendileri hata etmezler hem de yapmak istemedikleri bir saygısızlık fotoğrafı ile karşı karşıya kalmazlar.

ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER AYAKLAR ALTINA ALINDI

Hollanda başbakanının yaptığı …dır. esasında kabul edilebilir bir şey değil. Bir ülkenin başbakanı kendi ülkesinin ve kendi milletinin bu kadar küçük düşüren itibarsızlaştıran hem kendi halkı hem dünya milletleri nezdinde hem de tarih nazarında itibarsızlaştıran bir uygulamanın altına imza atmaması lazım. Ama diyor ki Hollanda başbakanı öyle bir uygulamanın altına imza attı. Hem Hollanda Anayasası’nı hem insan hakları sözleşmelerini hem demokrasiyi hem de hukukun evrensel ilkelerini ve uluslararası ilişkilere dair Viyana Sözleşmesi’ni ayaklar altına alan uygulamalar yapıldı. İfade hürriyeti, seyahat hürriyeti, toplanma hakkı bunların tamamı çiğnendi.

DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI DİYEN BİR SES YÜKSELMEDİ

Avrupa ülkeleri bu büyük hak ihlalleri karşısında Avrupa medeniyetinin üzerinde yükseldiği değerlerin katledilmesi ve insan haklarının ayaklar altına alınması karşısında maalesef sessiz kaldılar. Ben beklerdim ki hep beraber Hollanda Başbakanı yanlış yapmıştır, Hollanda hükümetinin uygulaması kabul edilemez, Avrupa değerleri ile bağdaşmaz, insan hakları ile bağdaşmaz, bizim demokrasi standartları ile bağdaşmaz, bu yanlışlıktan hükümet derhal dönmelidir diye bir açıklama olmadı. Hiç kimseden olmadı. Avrupa Birliği adına konuşandan da olmadı. Avrupa Konseyi adına konuşan Jagland’dan da gelmedi. Almanya veya diğer ülkelerden de böylesi insan hakları, demokrasi, Avrupa değerleri diyen bir ses yükselmedi.

BU HASTALIK İLE AVRUPALILARIN MÜCADELE ETMESİ LAZIM

Şunu açıkça ifade etmek istiyorum. Avrupa’da yükselen ciddi bir ırkçılık var, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobia ve Türkiye karşıtlığı var. Bu büyük bir hastalık, bunlar sağlıklı insanların yapabileceği bir şey değil. Ancak hasta insanlar yapabilir bunları. Bu hastalıklara karşı Avrupalıların, Avrupalı siyasetçilerin mücadele etmesi lazım. Ama görüyoruz ki Almanya, Hollanda, Avusturya dahil pek çok batılı ülke ırkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı gibi hastalıklara prim veren açıklamalar ve tutumlar sergiliyorlar. Eğer böyle devam ederse bu aşırıcılıklar nedeniyle Hollanda’nın başbakanı gün gelecek kendi de orada konuşamayacak. Çünkü bu hastalıkların olduğu toplumlarda huzur, barış, güvenlik, özgürlük hiçbir şey uzun ömürlü olamaz. Ben onlar adına da üzülüyorum.

HOLLANDALI VATANDAŞLAR SESİNİ YÜKSELTSİN

Oradaki Hollanda vatandaşlarına da çağrıda bulunuyorum. Lütfen sesini yükseltemeyen başbakanlar değil, sesini yükselten idareciler bulun ve siz sesinizi yükseltin, eğer yükseltmezseniz o Wilders denen ırkçı ve onun etrafında toplanan ve ondan korkup, Wilders’ten daha fazlı ırkçılık yarışına girenler, Hollandalıların huzurunu, barışını, güvenliğini ilerde bu günkünden daha fazla tehdit edeceğinden hiç şüphem yok. Oradaki vatandaşlarımızın üzerine polisleri, köpekleri salması bir ülkenin bakanını konsolosluğuna gitmesini engellemesi bu büyük bir ilkellik ortaçağ anlayışının 21. Yüzyılda faşist bir uygulama ile ortaya çıkmasından başka hiçbir şey değil. Yani Hollanda’ya bu bir şey kazandırmaz.  Türkiye devletinin büyüklüğüne ve Türk milletinin asaletine de zarar vermez. Türkiye büyük devlettir, Türk milleti büyük bir milletir. Öylesi çocukluklar karşısında çocuklara hangi muamele yapılırsa o muameleyi yapıp yoluna devam edecektir. Hollanda’nın bu öğrenmesinde fayda var.

DİPLOMATİK NEZAKETTEN UZAK 2 MEKTUBA CEVAP VERDİK

Almanya’ya yazdığım mektup önemli bir mektuptur. Almanya Adalet Bakanı darbe teşebbüsünden sonra bana bir mektup gönderdi. Arkasından bir başka mektubu geçenlerde yine gönderdi. İki mektup oldu. Biz birinci mektubu kaile almadık. Cevap vermeye de işin doğrusu değer görmedik ama ikinci mektup gelince biz iki mektuba birlikte cevap verme zarureti duyduk. Çünkü her iki mektup da diplomatik nezaketten uzak, Türkiye’yi haksız yere suçlayan, terör örgütlerinin propagandalarından etkilenerek kaleme alınmış mektuplardır. O haksızlıklara mesnetsiz yaklaşımlara ve diplomatik nezaketten uzak üsluba bizim cevap vermemiz gerekiyordu. Biz sayın Bakan’a cevaplarımızı verdik.

Buradan bir kez daha ifade etmek isterim ki; Türkiye hakkında karar alanlar, rapor yayınlayanlar eğer Türkiye’yi terör örgütlerinin açıkça PKK’nın, DHKP-C’nin, FETÖ’nün ve başka terör örgütlerinin yada Türkiye karşıtlarının, Türkiye düşmanlarının ortaya koydukları çerçeveden Türkiye’ye bakarlarsa onların anlatımları üzerinden Türkiye’yi değerlendirir, Türkiye hakkında kanaat oluştururlarsa Türkiye hakkında doğru bir kanaat oluşturma şansları asla yoktur. Şuan da pek çok ülkede terör örgütlerinin oluşturduğu algı operasyonları üzerinden Türkiye değerlendirmeleri yapıldığını görüyoruz ve bunların hiçbirisinin de gerçekliğinin olmadığını da görüyoruz. Kendilerine de çok açıkça ifade ediyoruz. Türkiye gerçekleriyle bağdaşmayan terör örgütlerinin propagandalarını Türkiye’nin gerçekleriymiş gibi Türkiye’ye aktaranlara karşı bizim tutumumuz çok nettir.

TÜRK YARGISI BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ BİR YARGIDIR

Adil olmayan, objektif olmayan terör örgütlerinin propagandasını bir bakanın kalemiyle Türkiye’ye gönderilmesini biz kabul etmeyiz buna itibarda etmeyiz. Türk yargısı bağımsız bir yargıdır, tarafsız bir yargıdır. Bakan diyor ki; Deniz Yücel’i serbest bırakmazsanız adil yargılama yapıldığına biz inanmayız diyor. Bir Adalet Bakanı böyle bir cümle kurabilir mi? Adil yargılama ancak o serbest bırakılırsa olacak. Bir yandan yargı bağımsız diyor öte yandan da Türkiye’nin adalet bakanından yargıya müdahale edin eğer etmez serbest bıraktırmazsanız biz sizin yargınızın adil olduğuna inanmayız diyor. Kusura bakmasınlar Türk yargısı, Alman yargısından daha adil daha bağımsız daha tarafsız bir yargıdır tartışmasız.

TÜRKİYE’YE TERÖRİSTLERİN DİLİYLE MEKTUP YAZIYORLAR

Bakın Solingen katliamının üzerinden yaklaşık 17 yıl geçti hala aydınlatılamadı. NSU cinayetlerinin üzerinden yıllar geçti hala aydınlatılamadı. Sadece 2016 yılında camilere 92 tane saldırı oldu. Bunların neredeyse yüzde 90’ı hala aydınlatılamadı. Yabancılara yüzlerce saldırı oluyor. Sadece Türklere değil diğerlerine de hiç biri aydınlatılamadı ve bir yandan Almanya’da PKK teröristleri terör örgütü, FETÖ teröristleri terör örgütü, DHKP-C teröristleri terör örgütü ve darbeciler geziyor. Her türlü terör faaliyetlerini özgürce yapıyorlar, Alman kanunları çerçevesinde onlar himaye görüyor, ondan sonra da kalkıp Türkiye’ye onların diliyle mektup yazıyorlar. Bu bizim açımızdan kabul edilebilir bir şey değildir. Biz onlara diyoruz ki siz kendi ülkenizdeki bu haksızlıkları önlemek için enerjinizi harcamış olsanız daha iyi olur.

HUKUKU VE DİPLOMATİK NEZAKETİ HATIRLATTIK

Teröristler geziyor Türklerin orada açtığı camilerde imamlar terörist mi diye oralara baskın yapıyorlar. Öte yandan da teröristleri kucaklarında besliyorlar. Vatandaşlara din hizmeti sunan imamları cami derneklerini burada terör var terörist var diye oralara baskınlar düzenliyorlar. Öyle hukuk olur mu, öyle adalet olur mu? Olmaz. Onun içinde biz Alman Adalet Bakanı’na hem hukuku hatırlatan hem nezaket kurallarını hatırlatan hem de Almanya’daki Türk toplumu başta olmak üzere yabancılara uygulanan hukuk dışı Alman Anayasasına aykırı uygulamaları hatırlatan onların çözümü için çalışmaya davet eden ve Türkiye’nin hakkını ortaya koyan bir mektup göndermiş olduk.

AVUKATLARIN DERDİYLE İLGİLENEN BİR ÖRGÜT YOK

BAROlar, avukatlarla ilgili temsil örgütleri avukatların hakkı, hukukuyla ve onların daha iyi bir noktalara gelmesiyle ilgili görevleri var. Türkiye’de Barolar Birliği, Hekimler Birliği ile birlikte temsil ettikleri kesimlerin hakkını hiç savunmadılar. Şu anda Türkiye Barolar Birliği Başkanı avukatların hakkı ve hukuku diye derdi olan bir başkan değil. Öncekiler de öyleydi. Sadece bunu kastetmiyorum. Vedat Ahsen Coşar var onu istisna ediyorum. O hakikaten avukatların hakkı hukuku konusunda samimi çalışan biridir ama şuanda avukatların derdiyle ilgilenen bir örgüt yok.

GENEL BAŞKAN OLMAK İSTİYORSAN YOLU BELLİ

BAROlara bakıyorsunuz CHP’den daha çok siyasetin içerisinde veya diğer partilerden daha çok gündelik politikanın içerisinde. Barolar Birliği Başkanı, genel başkan havasında CHP’nin geziyor her tarafı. Genel başkan olmak istiyorsan bunu yolu belli gidersin partide yarışırsın olursun. Ama işin garibi bütün BARO başkanlarının hepsi öyle. Kendilerini CHP’nin genel başkan adayı potansiyelinde görüyor. İstanbul öyle, İzmir öyle hepsi öyle. Kılıçdaroğlu’nun işi de zor. Milletvekillerinin hepsi de genel başkan havasında. Ben buradan sayın Feyzioğlu’na şunu hatırlatmak isterim ya barolar birliği başkanlığını yapın yada CHP’nin genel başkanlığına lütfen aday olun. Bir koltukta iki karpuz olmaz diye bir atasözümüz var. Maalesef bugün Barolar Birliği avukatların hakkı hukukunu bırakmış başka işlerin peşine düşmüş. Sadece halk oylaması konusunda değil, başka konularda da öyle. Gündelik politikanın her an içinde her an tarafında ne hikmetse hep CHP’nin yanında hep CHP’nin tarafında hep aynı istikamette onun dışında doğru yok. Onun dışında hakikat yok hep beraber aynı istikamette koşuyorlar.

STKLAR İDEOLOJİLERİN ESİRİ OLMAMALI

Ben avukatlara sesleniyorum sizin hakkınızı hukukunuzu savunması gereken örgütünüz sizin hakkınızı hukukunuzu savunarak bugüne kadar avukatlar için ne yaptı? Hekimler Birliği var. Oda terör örgütlerinin borazanı gibi. Ben şimdi Türkiye’deki hekimlere soruyorum. Bu hekimler birliği hekimlerin lehine bir gün nefes alıp vermiş mi? Vermemiş. Ama bir bakıyorsunuz başka yerde duruyor. Türkiye’de İnsan Hakları Derneği var. Ne yapıyor? Sadece teröristlerin hakları olduğu zaman onlar için gidiyor. Onların peşinden koşuyor. Başka insanlar yok mu neden onların hakkı için çıkıp konuşmuyorsun? Nerede bir PKK’lı var. DHKP-C’li var, onların hakkı söz konusu olduğu zaman hemen meydanda. Kocaeli’de sıradan bir çiftçinin de başına olumsuz bir şey gelmiş. Bir günde bu çiftçinin hakkı için bunların bir açıklama yaptığını duydunuz mu? Yok. Öyle bir şey yok. Onun için de ben diyorum ki; sivil toplum örgütleri ideolojilerin esiri olurlarsa o zaman o ideolojinin dışındaki insanların hiç birisinin hakkına hukukuna sahip çıkmıyorlar ve gerçekten büyük zarar veriyorlar.

BERABER GÜL GİBİ GEÇİNİR GİDERLER

Türkiye’nin Barolar Birliği’nde şuanda öyle. Geçmişte de öyleydi. Ara örnekler Vedat Bey gibi örnekler çıkarırsanız öyleydi. Barolar Birliği’nin hiç olmazsa levhasını değişsek Feyzioğlu ‘CHP Alternatif Genel Merkezi’ diye yazsa da iyi olur. Hiç olmazsa adını doğru koysun. Zaten Kılıçdaroğlu tek başlı yürütmeye karşı çıkıyor. CHP’de bir eş başkanlık sistemi gelmiş olur. Çift başlılık iyi diyor. O zaman o genel merkezi Söğütözün’de o yönetir. Öbürüde Barolar Birliği’nde beraber gül gibi geçinip giderler. Maalesef şuanda bu durumdayız.

KAMPLAŞMA İÇİNDELER

 Ben Adalet Bakanı olarak söylüyorum. Avukatların hakkı hukukunu savunan bir örgüt olmaktan çok uzak bir ideolojik kamplaşmanın, gruplaşmanın içindeler. Avukat diye bir derdi yok bunların. Siyaset derdi var. O zaman git aday ol kardeşim. Genel başkanlık rüyası görmekten vazgeçin gidin aday olsun veya kongre orada, CHP’nin genel kongresine katıl. Sadece o değil İstanbul’dan başkan olanlarda öyle. Hemen CHP’nin genel başkanı olacak. Öbürü de öyle. Bende diyorum ki baro başkanlıkları partilerin genel başkanlığına atlama taşı değil. Şuana kadar baroların başından genel başkan çıkmış mı? Çıkmamış ama öyle bir rüyaları var. Ben öyle görüyorum. Onun için de buradan da diyorum ki bu rüyanızın peşinden koşun, gidin ilk seçimde CHP kongresinde lütfen aday olun.

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←