ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ İSTİNAF MAHKEMELERİ DEĞERLENDİRME TOPLANTISINA KATILDI A+ A-
10.02.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Antalya’da yapılan İstinaf Mahkemeleri Değerlendirme Toplantısı’nda konuştu. Bakan Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:  

İSTİNAFLAR, TÜRK TARİHİNDE BÜYÜK BİR YARGI REFORMUNUN ADIDIR

Geniş kapsamlı bir istişare ile Türk yargısında tarihi bir dönemeci oluşturan istinaf yargılamalarının başarılı olması milletimizin beklediği adaletten en güzel cevap oluşturması bakımından neler yapabiliriz diye en iyi şekilde etraflıca konuşacağız. İstinaflar, Türk tarihinde büyük bir yargı reformun adıdır. Türkiye’de Cumhuriyet döneminde en büyük yargı reformu tartışmasız Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yeni devlet ve Cumhuriyet’ten yeni bir yargı anlayışı ile hukuk alanında ve mahkeme teşkilatlarında yaptığı büyük devrim ve reformdur. O günden bu güne yargı alanında çok önemli değişikliker yapıldı. Yasalar hayata geçirildi. Ama tarihi önemde en önemli değişiklik nedir derseniz, İstinaf Mahkemelerinin kurulmasına ilişkin yasal düzenlemedir. En önemlisi de yasal düzenlemenin gereğini fiilen yapabilmektir. 20 Temmuz 2016 tarihinden itibaren Türk yargısı Cumhuriyet’in başından beri yapılan büyük devrimden sonra ikinci tarihi reformu hayata geçirmeyi başarmıştır. Bunun adı İstinaf’tır, İstinaf reformudur.

GEREKİRSE DURUŞMA, KEŞİF YAPABİLİR

Hiç şüphesiz ki yargılamaların kısa sürede sonuçlanması, adaletin doğru tecellisi, usul ekonomisinin gereklerine uygun hareket edilmesi, Yargıtay’ın gerçek anlamda içtihat mahkemesine dönüşmesi, vatandaşımızın uzayan yargılamalardan olan şikayetlerinin ortadan kaldırılması, aynı olaya aynı yetkilerle donatılmış daha yetkin üyelerden oluşacak bir heyetin bakabilme imkan ve fırsatının mevcut olması İstinaf’ı Türk yargı sistemi içerisinde çok farklı bir yere oturtmaktadır. İstinaf Mahkemeleri Türk yargı sistemi içerisinde sahip olduğu yasal yetkiler ve görevler bakımından ele alındığın da Yargıtay’dan da Danıştay’dan da daha etkin mahkemelerdir. Bu zaman içinde ortaya çıkacak. Gerek Yargıtay, gerekse Danıştay, İstinaf’ın olmadığı dönemlerde zaruretten vaka denetimi yapmıştır ama hukukilik denetimidir, vaka denetimi değildir. İstinaf’ın faaliyete geçmesinden sonra vaka denetimi tamamen İstinaf’a geçecek ve Yargıtay, Danıştay sadece hukukilik denetimi yapabilecek, İstinaf ise ilk derece mahkemesi gibi delillerin tamamını değerlendirme, gerektiği zaman bazı adli işlemleri tekrar etme, keşif yapma, duruşma yapma gibi pek çok imkan var.

YETKİSİ ÇOK ÖNEMLİ VE GÜÇLÜ

Kullanmak zorunda değil bunları ama ihtiyaç duyduğunda kullanıp kendini ilk derece mahkemesi gibi konumlandırıp, işin esası hakkında karar verme hak ve yetkisine sahiptir. Yargıtay’ın böyle bir yetkisi yoktur. Danıştay’ın da böyle bir yetkisi yoktur. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yoluyla baktığı işlerde de böyle bir yetkiye haiz değil. O nedenle İstinaf Mahkemelerimizin sahip olduğu yetki çok önemli çok güçlü ve büyük bir yetkidir.

İLK DÜĞMEYİ KURUCU KADRO İLİKLEYECEK

İstinaf’ta görev yapan Başkan, Başsavcı ve üyesi yargı mensuplarından hasetten ricam bu yasanın verdiği yetkileri kullanmakta çekingen davranmamaları. Yasa neyi emrediyorsa o yasanın gereğini yerine getirmelidir. Eğer İstinaf Mahkemelerimiz kendilerini Yargıtay ya da Danıştay yerine koyarak hukuki denetimle yetinip, dosyaları ona göre değerlendirirse o zaman istinafı biz başta öldürürüz. Sağlıklı gelişmesinin önüne en büyük seti biz koymuş oluruz. İstinaf’ta görev yapan bütün yargı mensuplarından tekrar tekrar diyorum ki işin esası hakkında yanlış varsa kararı siz düzeltin ilk derece mahkemesine göndermeyin, eksik varsa siz tamamlayın ilk derece mahkemesine göndermeyin mümkün olduğu kadar, imkanlar el verdiği kadar biz bunu yapalım. Her gelen eksikliği tamamla diye mahal mahkemesine iade edersek, her gelen yanlışlığı işaretleyip mahal mahkemesine gönderirsek o zaman İstinaflar kendilerine yüklenen tarihi görevi laikiyle yerine getiremezler. O nedenle İstinaf mahkemelerimizin bundan sonraki yapacağı işlerin başarısı başkanların, üyelerin, savcıların vazifelerini yasaların gerektirdiği şekilde yapmasına bağlıdır. Nasıl ilk düğmeyi nasıl iliklerseniz öyle giderse iş, ilk düğmeyi ilikleyenler İstinaf’ın kurucu kadrolarıdır. Siz İstinaf Mahkemelerinin kurucu kadrolarısınız. Temeli siz atıyorsunuz, binayı siz inşa ediyorsunuz. Sizden sonra gelenler bu binayı yıkamazlar, bu temeli değiştiremezler. Ancak içinde değişiklikler yapabilirler. Onun için temeli doğru atmak, mimariyi doğru kurgulamak binayı doğru yapmak ancak sizlerle mümkün olur. Ben hepinize güveniyorum.

BIRAKACAĞINIZ İZLER BİZDEN SONRAKİLERE YOL GÖSTERECEK

Adalet Bakanı, HSYK Başkanı olarak hepinize inanıyor ve güveniyorum. Çünkü İstinaf’ta görev yapan Başkan, Başsavcı ve üyelerimizin hepsi gerçekten hakkıyla buradalar, becerileriyle buradalar. İnanıyorum ki fedakarlıklarıyla İstinaf’ın Türkiye’de doğru bir şekilde konumlanması ve gelişmesi konusunda büyük başarılar sağlayacaklar, önemli adımlar atacaklardır. Şimdiden yaptığınız çalışmalar için teşekkür ediyor, yapacağınız çalışmalar için de başarılar diliyorum. Zor bir görev çünkü ilkini siz yapıyorsunuz. Önünüzden gidenler yok ki nasıl gitmişler bakasınız, ayaklarını takip edesiniz. İlk gidenlersiniz, ilk iz bırakanlarsınız. Onun için gidişiniz de, iz bırakışınız da bizden sonrakiler açısından çok önemli rehberler olacak, yol göstericiler olacaktır. Buna da hepimizin hassasiyet gösterdiğine inanıyorum.

YARGIDA ÇİFT BAŞLILIK ORTADAN KALKIYOR

Türkiye’nin 16 Nisan 2017’de gerçekleştirilecek referandum kapsamında yargı alanında yapılan büyük değişikliklerden kısaca bahsetmek istiyorum. Anayasa değişikliğine ilişkin maddeler TBMM’de kabul edildi. Sayın Cumhurbaşkanımızın bugün onaylamasıyla da halk oylaması süreci başladı. Esasında bu değişiklik bir yandan çift başlı bir yürütmeyi ortadan kaldırıp yasama ve yürütmeyi birbirinden tam ayrı, birbirinden tam bağımsız hale getirirken, yargı alanında da çok büyük bir tarihi adımı içermektedir. Yargıda da çift başlılığı ortadan kaldırmaktadır. Türk yargısı Türk yürütmesi gibi çift başlı bir yapıdaydı. Bildiğiniz gibi bir tarafta Askeri Yargıtay, bir yanda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi var, bir yandan adli Yargıtay ve Danıştay var. Sanki Türkiye iki ayrı devlet, iki ayrı yargılama, iki ayrı yargılama usulü, iki ayrı mahkemesi olan bir ülke görünümünde. Askerler suç işlediğinde onları yargılayacak ceza mahkemeleri ayrı, onlara uygulanacak usul ayrı, siviller suç işlediğinde onları yargılayacak ceza mahkemeleri, onlara uygulanacak usul bunların temiz merci ayrı. İdari işlemler bakımından  asker kişilerin yaptığı idari işlemler Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava konusuyken diğer vatandaşlarımızın idari işlemlerden kaynaklı ihtilafları İdari Yargı ve Danıştay yoluyla çözüme kavuşturuluyordu.

EŞİTLİK İLKESİYLE BAĞDAŞMIYOR

Usul ayrı, kural ayrı ama ülke tek. Anayasa tek, yargıya baktığınızda tek yargı yok. Hukukta yargı birliğini sağlamak hukuk devletinin en önemli vasıflarından biridir. Bu güne kadar Türkiye’de yargı birliğini sağlamanın yargıdaki bu hukuk devletine yakışmayan ayrışmayı ortadan kaldırmanın yolu, herkes tarafından gösterildi. Bütün siyasi partiler yargı birliği sağlanmalı, askeri yargı kalkmalı Yargıtay’da birleşmeli, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kalkmalı ve idari bütün ihtilaflar idari yargıda ve Danıştay’da birleşmeli kanaatini ileri sürdü ancak bu güne kadar bunu hayata geçirme imkanı olmadı. İşte bu değişiklik Türkiye’de hukuk devletinin ayrılmaz niteliklerinden birisi olan yargı birliğini hayata geçiren büyük bir reformdur. İnsanlar arasında asker sivil ayrımı yapan buna göre hukuk oluşturan, Anayasanın eşitlik ilkesiyle de bağdaşmayan bir ayıbın Türk Anayasası’nın içinden çıkartılmasıdır. Hukuk devletiyle bağdaşmayan bir uygulamanın ve düzenlemenin hukuk devletiyle uyumlu hale getirilmesidir. Yargı birliğini sağlamak, Anayasanın eşitlik ilkesinin gereğini hayata geçirmek hukuk devletinin gereğine riayet etmek hepimizin vazifesidir. Bu açıdan baktığımızda bu değişiklik yargı alanında esasında çift başlılığa yön veren yargının birliğini, hukuk devleti ve Anayasanın eşitlik ilkesine uygun bir şekilde temin ve tesis eden tarihi bir adım atmaktadır. Bunu herkes takdir eder ama ben yargıda görev yapan hakim ve savcılarımızın yargıdaki bu ayrılığın ne anlama geldiğini herkesten daha iyi takdir edeceklerine yürekten inanıyorum. Bu ayıbı kaldıran adımın ne derece önemli ve tarihi bir adım olduğunu onların yakinen ve iyi bir biçimde değerlendireceğine yürekten inanıyorum.

BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ YARGI

Yargı yetkisini düzenleyen madde de bir başka önemli reform yapıldı. Bildiğiniz gibi Anayasamız yargı yetkisinin Türk milletini adına bağımsız mahkemelerce yerine getireceğini ifade ediyor. Mahkemelerin bağımsızlığı tartışmasızdır. Hukuk devletinin olmazsa olmazıdır. Tarafsızlığı da aynı şekilde tartışmasınızdır. Bağımsızlığın içerisinde tarafsızlık var mıdır? Olması lazım. Anayasa’da tarafsızlığın açıkça yazılmamış olması ve bunun bir Anayasal dayanağının olmamış olması bağımsızlığın içinde bu da vardır diye yorumla ona bir kıymet atfedilmesi, Türk Anayasası’nda yargı yetkisinin tarafsızlığı konusundaki tereddütleri ortadan kaldırmaya yetmez. Hukuk devleti bakımından bir güvenceyi de tam yansıtmaz. Halbuki hukuk devletinde tarafsızlığı da bir hukuksal müessese olarak ayrı düzenlemek, bağımsızlığı da ayrı düzenlemek ikisine de Anayasamızın verdiği önemi göstermek bakımından son derece önemlidir. Bu gün bu değişikliklerle birlikte Anayasamızda ilk defa Türk hukuk sistemi içerisinde yargı yetkisini kullanan mahkemelerin bağımsızlığının yanına tarafsızlığı da ilave edilmiş, Anayasal dayanak ve güvenceye kavuşturulmuştur. Bu da hukuk devletini güçlendiren tarihi bir adım, önemli bir reformdur. Bir kelimeden ne olacak, bir kelimeden çok ama çok şeyler olacak. Türk yargısının tarafsızlığı üzerine estirilen bir takım kötü havaları dağıtma da çok büyük bir güç kaynağı olacaktır. Yargımızın milletimizin güvenine layık olması konusunda atacağı adımlara alacağı kararlara çok büyük güç katacaktır. Bundan hiç şüphem yok.

SEÇİM KUTUPLAŞMA VE KAMPLAŞMAYA NEDEN OLDU

Yargı ile ilgili en önemli değişiklerden birisi ise Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üyelerinin sayısı, seçim usulü ve yüksek kurulun çalışmasında yapılan değişiklerdir. Hepimiz yaşadık yargı alanında seçim usulü ile HSYK üyelerinin belirlenmesi, belirlendikten sonra seçilen üyelerin görev yapması ve bunların aldıkları kararlar çok tartışmalara neden oldu. Seçim usulü gerçekten yargıda çok büyük ayrışmalara, kutuplaşmalara, kamplaşmalar yol açtı. Bir seçim yaşadık ve ardından başka bir seçim yaşadık. HSYK’nın başkanı Adalet Bakanı olarak hep rabbine dua ettim. İnşallah 3’üncü bir seçimi yaşamayız. Eğer 3’üncü bir seçimi yaşamış olsaydık, Türk yargısının bu seçim sistemi ile HSYK tarafından yönetilmesinin nasıl bir noktaya bizi taşıyacağını hiç kimse kestiremezdi. Onun için tarihi bir dönüşüm olmuştur. Seçim iyi niyetle getirildi. Hakimler savcılar kendileri hakkında her türlü kararı verecek yüksek kurulun sayın üyelerini seçme hakkına kavuşmuş olması gerçekten demokratik meşruiyet bakımından son derece önemliydi. Fakat geçen zaman içerisinde seçimin yapılması ve seçim sırasında meydana gelen olaylar, daha sonra yaşanan gerçeklikler, Türkiye’nin buradaki demokratik meşruiyeti koruyarak ama başka bir demokratik meşruiyet üzerinden bu meseleyi çözüme kavuşturmasını zorunlu kılmıştır. Bir defa bu değişiklik HSYK üyelerinin belirlenmesinde seçimi kaldırdı. Bu açıdan yargı mensuplarının çok büyük destek verdiğini görüyorum. Çünkü onlar bu seçim usulünün açısını en yakın yaşayan ve hisseden insanlardır.

YENİLİK HSYK ÜYE SEÇİMİNİ TBMM’NİN YAPMASIDIR

Seçim kalktı peki nasıl olacak bundan sonra seçim iki türlü olacak. Birisi Sayın Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyeler, 4 üye sayın Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek. 3’ü adli, 1’i idari yargıdan seçilecek. Geri kalan üyelerden 7 tanesi TBMM tarafından seçilecek. Bunun 3’ü avukatlar ve yüksek öğretim üyeleri arasından 3’ü Yargıtay üyeleri arasından, 1’i de Danıştay üyeleri arasından seçilecek. TBMM’si seçti. Bunun meşruiyeti nerede? Bunun demokratik meşruiyeti halkta. Çünkü Cumhurbaşkanı halk seçecek yüzde 51 ile en az. Dolayısıyla halkın verdiği yetkiyle bunu cumhurbaşkanı seçmiş olacak. Demokratik meşruiyet burada var mı? Var. Öte yandan TBMM yine halkın hür iradesiyle seçilecek. Orada da demokratik meşruiyet var. Milletin temsilcileri bu seçimi yapacak. Cumhurbaşkanı mevcut 22 üyeli HSYK’nın da bugün 4 üyesini seçiyor. Mevcut düzenlemede de 4 üyeyi seçiyor. Dolayısıyla cumhurbaşkanına verilen seçim yetkisi yeni bir yetki değildir. Önceki yetkiden kapsamı geniş bir yetki de değildir. Dün neyse cumhurbaşkanı seçimi bugün de o. Dün kaç üye seçiyorsa bugün de o kadar üye seçiyor. Burada bir değişiklik yok. Değişiklik nerede? Hakimler ve savcılarımızın, Yargıtay üyelerimizin, Danıştay üyelerimizin kendi aralarından seçimine son verilip, bunun yerine TBMM üyelerinin seçimidir.

TBMM 3’TE 2 ÇOĞUNLUKLA SEÇECEK

Burada da çok büyük bir yanlış anlaşılma var. Şu söyleniyor; ‘İktidar grubu çoğunlukta Cumhurbaşkanı 4’ünü atayacak, mecliste de çoğunluğu var. Kalanını da oradan seçecek, HSYK’nın üyelerinin tamamı Cumhurbaşkanının dediği kişilerden olacak’ doğru mu? Bu söyleniyor. Bunu söyleyenler yalan söylüyor. Çok net yalan söylüyor. Neden? Çünkü Anayasa değişiklik teklifini ya okumamışlar ya okuyup anlamamışlar ya da okumuş anlamışlar ama milleti aldatmak için bunu söylüyorlar. Bunun başka izahı yok. Neden? Çünkü TBMM seçeceği üyeleri 3’de 2 oy çokluğuyla seçme zorunluluğu var. Ne demek bu? Parlamento 600 kişiden oluşuyor 3’de 2’si 400 kişi. Anayasa değişiklik oranı ne? O da 400 kişi. Anayasayı yeniden yapmak istediğinizde 400 kişiyi bulursanız anayasayı baştan sona yeniden yazabiliyorsunuz. Anayasayı değiştiren bir çoğunlukla seçme zorunluluğu getiriyor. Hem komisyonda aynı çoğunluğu arıyor hem de genel kurulda 3’de 2 çoğunlu arıyor. Bu nedenle tek bir parti tek başına her hangi bir üyeyi seçme hakkı, yetkisine sahip değildir. Seçimden sonra 40 gün içinde HSYK üyeleri seçilecek. AK Parti’nin 316 milletvekili var. Hadi MHP ile şuanda aynı noktadayız, ‘anlaştılar’ diyor. Anlaştık, onun kaç vekili var. 40 vekili var. Toplam 356 vekil eder. Peki seçilebiliyor mu komisyonda üyeler seçilemiyor. Kiminle anlaşmak lazım, CHP ile, HDP ile anlaşmak lazım.

HSYK ÜYE SEÇİMİ İÇİN EN AZ 3 PARTİ UZLAŞACAK

Yani parlamentoda şuan için söylüyorum en az 3 parti anlaşmadan HSYK üyelerini seçimi mümkün değil. Nasıl olacak iktidar partisi HSYK’nın kalan 7 üyesini kendi istediklerinden dizayn edecek. Mümkün mü? Değil. Bir parti ile anlaştı. Bunu da yapamaz. Sadece CHP ile anlaşırsa ancak 367’yi bulabiliyor. Diğer partilerle anlaşırsa bunu bulma şansı da yok. O zaman bu neyi gerektirecek. Uzlaşmayı gerektirecek. Bir araya gelecekler uzlaşacaklar, öyle seçecekler. Uzlaşamadı o zaman kura çekimi yapılacak. Ben soruyorum bu mu daha teminatlı, yoksa mevcut Anayasada şu anda uyguladığımız şekil daha teminatlı? 367 çoğunluğu aramak kötü bir şey mi? ‘Yargı iktidarın eline geçiyor’, nasıl geçiyor birinin bunu izah etmesi lazım. Türkiye’de şuanda iktidarın çoğunluğu 316, yeni dönemde parlamentonun sayısı 600’e çıktığı için anayasanın değişiklik çoğunluğu 400 olacak.  400 vekili parlamentoda bir partinin tek başına çıkarması kolay mı. Bugüne kadar hiçbir parti Anayasayı tek başına değiştirme çoğunluğunu tek parti dönemi hariç elde etmemiş. Bundan sonra elde etme imkanı var mı? Matematiksel olarak var. Ama gerçekleşme ihtimali nedir derseniz. Çok zor. Onun için bu düzenleme yargının bir partinin istediği kişilerden oluşan kurul tarafından yönetilmesinin engellenmesinin sigortasıdır. Bunu engelliyor. Uzlaşırlar, anlaşırlarsa beraber seçebilirler. Anlaşamazlarsa kura yoluyla belirlenecek.

DAHA OBJEKTİF YOL VARSA SÖYLEYİN YAPALIM

Kimin lehine, kimin aleyhine kimse bilmez. Ama orada nedir liyakat aranıyor. Herkes aday olamıyor. Belli niteliklere sahip kişiler aday olabiliyor. Bu ne demektir, HSYK’ya üye seçilebilme ehliyetine sahip kişiler arasından kura çekiliyor. Kuraya kalırsa. Bundan daha objektif bir yol varsa, birisi söylesin beraber yapalım o yolu. Yok böyle bir yol. Bunun için de bu düzenleme üzerinden yeni HSYK yargıya iktidarın emrine veriyor diyenler gerçekten yalanın şahını söylüyorlar. Ayıptır günahtır. Anayasa metni ortada, yarın da muhtemelen resmi gazetede yayınlanacak, herkes oradan görecek. Anayasa mahkemesine üye seçme konusunda bu anayasa değişikliği içinde hiçbir düzenleme yok.  Yargıtay’a, Cumhurbaşkanının üye seçme yetkisi zaten yok. Danıştay’a üye seçme konusunda bir değişiklik şuanda yok. Ama öyle bir şey yapılıyor ki bütün yargıyı Cumhurbaşkanı dizayn ediyor diye haberler yapılıyor. Buradan çok net bir şekilde ifade etmek isterim ki esasında yargı alanında bu Anayasa değişikliğiyle yapılanlar hukuk devletinin güçlendirilmesi bakımından anayasanın eşitlik ilkesinin hayata geçirilmesi bakımından son derece önemli tarihi adımlardır. HSYK ile ilgili yapılan düzenlemeler ise yargının iktidar partisi, ana muhalefet partisi diğer bir parti veya herhangi bir klik ya da grubun eline geçmesinin önleyecek teminatlara sahiptir, çok önemli bir sigortadır. Bundan sonra esasında yargıyı birileri gözüne kestirip bizim adamları yerleştirerek şöyle, böyle yön veririz deme ihtimalini ortadan kaldırdık. Esas teminat buranın içerisinde getirilmektedir, korunmaktadır, konmaktadır. Yargı görevi yapan hakim ve savcılarımızın bu düzenlemelerin yargıya neler katacağına, neleri nasıl değiştireceğine en iyi vakıf olduklarına ben yürekten inanıyorum. Buradan aziz vatandaşlarımıza da şunu ifade etmek isterim ki bu düzenlemeler hukuk devletini son derece güçlendiren önemli düzenlemelerdir.

CUMHURBAŞKANININ YAPTIĞI BÜTÜN İŞLERE YARGI YOLU AÇILIYOR

Birkaç tane daha burada oradan değil ama yargının yapısıyla ilgili değil ama yargının kullandığı yetkilerle ilgili de başka düzenlemeler. Nedir o? Şu anda Cumhurbaşkanının resmen imzaladığı işler, emir ve kararlara karşı yargı yolu kapalı. Cumhurbaşkanı Türkiye’de reysen ne kadar emir imzalıyor bilen var mı? Ne kadar karar imzalıyor bilen var mı? Bunların muhtevası nedir bilen var mı? Bunların yargı denetimi var mı? Yok. Başka bir denetimi var mı? Yok. Ama bu düzenleme diyor ki Cumhurbaşkanının reysen imzaladığı emir ve kararlara karşı yargı yolu açık ve artık imzaladığı reysen emir varsa, ne kadar karar varsa yargının denetimine açık olsun. Hukuk devletini güçlendirir mi bu? Tek bir adım. İki, Cumhurbaşkanı tek başına imzaladığı işlere karşı da yargı yolu kapalıdır. Anayasanın 105. Maddesini açın bakın. 125. Maddesini açın bakın çok net bir şekilde göreceksiniz. Reysen, tek başına yaptığı işlerden, hangi işleri tek başına yapar Cumhurbaşkanı? Bunun bilgisi bile herkeste tam değil, buna karşı da yargı yolu kapalı. Şimdi ne diyor? Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı bütün işlemlere karşı yargı yolu açıldı, her türlü eyleme karşı, işleme karşı yargı yolu sonuna kadar açılmaktadır. Hukuk devletini güçlendiriyor mu? Yargı denetimini güçlendiriyor mu ve önemli bir tarihi adımı atıyor. Bugün Türkiye’de Cumhurbaşkanının bir sorumluluğu yoktur. Hesap verebilirliği de yoktur, hesap soracak bir makam da yoktur, Meclis’te hesap soramaz, yargı da hesap soramaz, hepiniz yargıçsınız. Yanılıyorsam bana söyleyin.

ŞU ANDA CUMHURBAŞKANINA HESAP SORULAMAZ

Anayasanın 105. Maddesinin son fıkrası ne diyor? Cumhurbaşkanının sadece vatana ihanetten dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının dörtte üçünün kararıyla suçlandırılabilir. Yani bugün itibariyle 413 milletvekilinin kararıyla suçlandırılabilir. Peki, onun dışındaki suçlardan dolayı suçlandırılabilir mi? Suçlandırılamaz mı? Anayasacılar, bazı cezacılar tartışıyor ama onlar fantezi tartışması. Realite Anayasa’da, çok açık Anayasa, bunun dışında hiçbir isnatla Cumhurbaşkanı suçlandırılamaz, sorumlu tutulamaz. Vatana ihanet suçları hangi suçlar? Onu bilen var mı? Hangileri bunun kapsamına giriyor onu bilen var mı? O da yok. Cumhurbaşkanının suçlandırdınız, Yüce Divan yargıladı bugünkü Anayasaya göre ve ceza da verdi, Cumhurbaşkanlığı’ndan düşecek mi, düşmeyecek mi? O da belli değil. Ne kadar sürede yargılamayı bitirecek, o da belli değil.

HESAP VEREN, HESAP SORULAN BİR CUMHURBAŞKANLIĞI GELİYOR

Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğu var mı? Siyasi sorumluluğu yok, diyor ki Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlerde Başbakan ve ilgili bakanın imzası olur, bunların sorumluluğunu da Başbakan ve ilgili Bakan’a aittir. Her şeyin altına imza atıyor, sorumlusu ben oluyorum, sen oluyorsun, başkası oluyor. Cumhurbaşkanı sorumlu değil, hesap sorulamıyor, hesap vermiyor. Peki, şimdi ne yapıyoruz? Hesap sormayı getiriyoruz. Daha ne yapıyoruz, hesap vermeyi getiriyoruz. Hesap veren, hesap sorulan bir Cumhurbaşkanı geliyor. Siyasi sorumluluğu anayasaya konuyor. Hukuk devletini güçlendiriyor mu? Güçlendiriyor. Kim yapacak siyasi hesap sormayı? Sandıkta bir halk yapacak, hem partisine vekil seçerken siyasi hesap sorma yapacak hem Cumhurbaşkanını seçerken siyasi hesap sorma yapacak, hem de belediye başkanlarını seçerken siyasi hesap sorma yapacak. İki, siyasi denetimi kim yapacak? Yasama denetimi adıyla TBMM yapacak. Şu anda TBMM grup önerileri getirmek, gündem dışı konuşmak, genel görüşme açmak, açtırmasını talep etmek, Meclis araştırması ve Meclis soruşturması ve soru yöntemleriyle Cumhurbaşkanının siyasi denetimini yapacak, siyasi hesabını soracak ve oradan da ayrı bir yasama denetimi ve siyasi denetim yapacak. Siyasi sorumluluk ilk defa getiriliyor. İki, Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu bütün suçları kapsayacak şekilde netleştiriliyor. İşlediği iddia edilen bütün suçlardan dolayı Cumhurbaşkanı suçlandırılabilir kuralı ilk defa anayasaya konuyor. Üç, Yüce Divan’a sevk edilmesi konusunda şu anda karar nisabı 550 vekilken 413 vekil sayısı 600’e çıktığı halde 400 olarak tespit ediliyor, dolayısıyla Yüce Divan’a götürülürken ön görülen karar nisabı azaltılarak Yüce Divan’a sevk de kolaylaştırılıyor. Dört, Yüce Divan üç ay içerisinde karar vermek durumunda, karar verdiğinde de Cumhurbaşkanlığı son buluyor. Böyleyse bir başka denetimi de anayasamız içermektedir, bütün bunlarda hukuk devletini ayrıca güçlendiren önemli reformlardır.

MİLLETİN KARARI BELİRLEYİCİ OLACAKTIR

Ben bu vesileyle yargı alanında yeni anayasa değişiklileri içerisinde yer alan bu düzenlemelerin öncelikle yargımız, aziz milletimiz ve devletimiz için faydalı ve yararlı olmasını temenni ediyorum. Eminim ki aziz milletimiz son söyleyecektir. Milletin kararı belirleyici olacaktır. Milletimizin evetleri Türkiye’nin yeni yolunu belirleyecek yeni rotasını tayin edecektir. Ben bu vesileyle anayasa değişikliğinin ve halk oylamasının tekrar hayırlı, yararlı, faydalı olmasını temenni ediyor ve hepinizi saygıyla Allah’a emanet ediyorum.

Toplantıya, Adalet Bakan Yardımcısı Bilal Uçar, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek, HSYK Başkan Vekili Mehmet Yılmaz, Antalya İstinaf Mahkemesi Başkanı, Antalya İstinaf Mahkemesi Başsavcısı ve mahkemede görevli hakim ve savcılar katıldı. 

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←