BASIN AÇIKLAMASI (17.12.2016) A+ A-
17.12.2016

BM İşkence Özel Raportörü Nils MELZER’in ön gözlemlerine ilişkin

Basın Açıklaması

1.     GİRİŞ

1. Birleşmiş Milletler İşkence Özel Raportörü (Raportör) Nils MELZER 27 Kasım – 2 Aralık 2016 tarihleri arasında ülkemize ziyaret gerçekleştirmiştir. Sn. Raportör bu ziyareti sonrası 2 Aralık tarihinde ön gözlemlerini kamuoyu ile paylaşmıştır. Burada yapılan açıklamalara ilişkin, ulusal ve uluslararası kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla bazı açıklamaların yapılması gerekli görülmüştür.

2. Sn. Raportörün 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası, toplumun tüm kesimlerinin yanında olduğunu belirtmesi ve ziyareti sırasında gösterilen anlayış ve işbirliğine teşekkür etmesi memnuniyetle karşılanmıştır. Bu vesileyle tekrar belirtmek isteriz ki, Türkiye Devleti bundan önce olduğu gibi bundan sonra da şeffaf ve insan haklarına dayalı demokratik yönetim anlayışı doğrultusunda uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliğini devam ettirecektir.

3. Sn Raportör, ülkemizdeki mevzuatın işkenceye ve kötü muameleye karşı yeterli tedbirleri sağladığını, devletimizin yargı, yasama ve yürütme erklerindeki tüm görevlilerin işkenceye karşı sıfır tolerans ilkesine olan bağlılıklarını vurguladıklarını ifade etmiş ve yetkililerin bu mutlak, bu kesin yasağa itiraz etmeyip, uluslararası hukuka aykırı hiçbir istisna veya yorum önerisinde bulunmadığını belirtmiştir.

4. Türkiye Cumhuriyeti 21’inci yüzyıldan itibaren “işkenceye sıfır tolerans” politikası doğrultusunda hareket ederek işkenceye karşı sert ve ağır yaptırımlar içeren düzenlemeleri yapmıştır. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi Sözleşmeleri başta olmak üzere, konuya ilişkin uluslararası ilke ve standartları kabul etmiş, bu kuralları aynı zamanda Anayasal güvence altına alarak ulusal hukukun bir parçası haline getirmiştir. Bu yaklaşımın bir göstergesi olarak hâlen iktidarda bulunan irade tarafından 2013 yılında işkence ve kötü muamele suçlarında zamanaşımı tamamen ortadan kaldırılmış, bu sayede bu suçları işlediği iddia olunan kişilerin cezasız kalması önlenmiştir. Dolayısıyla işkenceye sıfır tolerans politikasını hayata geçiren ülkemizin artık işkence diye bir gündemi yoktur.

5. Buna karşın Sn Raportörün ön gözlemlerinde; uygulamada olduğu ileri sürülen ve “işkenceye sıfır tolerans” politikası ile gerçeklik arasında bağlantısızlık olduğunu belirttiği bazı iddialara yer verdiği görülmüştür.

6. Bundan dolayı, silahlı darbe teşebbüsü sürecinde yaşananlar ile sonrasındaki gelişmeler ve uygulama hakkındaki bazı bilgileri tekrar paylaşmanın faydalı olacağı değerlendirilmektedir.

2. GÖZALTI VE TUTUKLUKTA KÖTÜ MUAMELE İDDİALARINA KARŞI ULUSAL ÖNLEYİCİ MEKANİZMALAR

 

7. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 92 inci maddesi ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin 26 ncı maddesi gereğince, Cumhuriyet başsavcıları veya görevlendirecekleri Cumhuriyet savcıları tarafından adlî görevlerinin gereği olarak, gözaltına alınan kişilerin bulundurulacakları nezarethaneler, varsa ifade alma odaları, bu kişilerin durumları, gözaltına alınma neden ve süreleri, yakalama ve gözaltına alınma ile ilgili tüm kayıt ve işlemleri denetlenmektedir. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 9 uncu maddesi gereğince gözaltına alınan kişilerin yakalanma anındaki ve gözaltı sürecindeki sağlık durumları ilgili mevzuat doğrultusunda hekim kontrolüne tabi tutulmaktadır. Gözaltına alınan kişinin herhangi bir nedenle yerinin değiştirilmesi, gözaltı süresinin uzatılması, serbest bırakılması veya adlî mercilere sevk edilmesi işlemlerinden önce de sağlık durumu hekim raporu ile tespit edilmektedir.

8. Bunlara ilave olarak, vali ve kaymakamlar ile Mülkiye Müfettişlerince periyodik olarak uygulanmakta olan il ve ilçe genel teftişleri kapsamında polis merkezi ve nezarethaneler denetlenmektedir. Bu denetimlerle ilgili tespit, değerlendirme ve tenkitlere, düzenlenen teftiş raporlarında yer verilmekte ve bu rapor ilgili kolluk birimlerine gönderilerek takibi ve yerine getirilmesi sağlanmaktadır.

9. Türkiye Genelinde 1.264 tane Polis Merkezi Amirliği bulunmaktadır. Polis Merkezi Amirliklerine bağlı 1.197 adet nezarethane bulunmakta olup, söz konusu nezarethanelerden 1.193’ünde kamera ve görüntüleme sistemi mevcut durumdadır. 81 İl Asayiş Şube Müdürlüklerine bağlı 303 nezarethanede kamera ve görüntüleme sistemi bulunmaktadır. Jandarma Genel Komutanlığı iç güvenlik birliklerinde, 2016 itibariyle, (1.086)’sı erkek, (926)’sı kadın olmak üzere toplam (2.012) nezarethane mevcut olup, (1946) nezarethanenin kamera sistemi kurulumu tamamlanmış (% 97’si), (66) nezarethanenin ise kamera sistemi kurulum çalışmalarına devam edilmektedir (% 3). Hâlen kamera kurulum çalışması devam eden bu yerler, büyükşehirler olmayıp gözaltı sayısı düşük küçük yerleşim merkezleridir.

10. Tüm bunların yanında, Kolluk Gözetim Komisyonu kurulmuştur. Böylelikle kolluk şikâyet sisteminin daha etkili ve hızlı işlemesini sağlamak, saydamlığını ve güvenilirliğini geliştirmek, kolluk görevlilerinin işledikleri iddia edilen suçlardan veya disiplin cezasını gerektiren eylem, tutum veya davranışlarından dolayı idarî merciler tarafından yapılan ya da yapılması gereken iş ve işlemleri merkezî bir sistemde kayıt altına almak ve izlemek amaçlanmıştır.

            Adalet Bakanlığının 20 Şubat 2015 tarih ve 158 sayılı İnsan Hakları İhlalleri ile İşkence ve Kötü Muamele İddialarına İlişkin Soruşturmalar konulu Genelgesi ile insan hakları ihlali, işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin olarak yapılan soruşturmaların, kolluk kuvvetlerine bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da görevlendireceği bir Cumhuriyet savcısı tarafından etkili ve yeterli bir şekilde yürütülmesi gerektiği belirtilmiştir.

11. Ceza ve tutuklama tedbirlerinin infaz edildiği, kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakıldığı yerlerin başında gelen ceza infaz kurumlarımız ulusal/uluslararası birçok denetim mekanizmaları tarafından periyodik olarak ve ihtiyaç olduğunda her zaman denetlenebilip, buradaki kişilerle görüşme imkanı bulunmaktadır.

12. İdarî denetim kapsamında ceza infaz kurumları; Adalet Bakanlığı müfettişleri, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü kontrolörleri, Cumhuriyet başsavcıları ile ceza infaz kurumlarından sorumlu Cumhuriyet savcıları tarafından denetlenmektedir.

13. Bunun yanında, il ve ilçelerde sivil toplum temsilcilerinden oluşturulan il ve ilçe insan hakları kurulları da, ceza infaz kurumlarını ziyaret edip denetleyebilmektedir.

14. Kamu Denetçiliği Kurumu ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (OPCAT kapsamında ulusal önleme mekanizması) da, izin almaksızın ceza infaz kurumlarından gelen şikâyetleri değerlendirmek üzere yerinde incelemeler yapabilmektedir.

15. Parlamento denetimi kapsamında ise, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ya da araştırma komisyonlarının başkan ve üyeleri, ceza infaz kurumlarını ziyaret ederek araştırma ve denetleme faaliyetlerinde bulunabilmektedir.

16. Ayrıca, kanunla yetkili sivil izleme kurulları ve infaz hâkimlikleri de hak ihlallerini önleyici denetim mekanizmalarındandır.

17. Tüm bu denetim mekanizmaları dışında, insan haklarına yönelik şikâyetlerin üzerine kararlı bir şekilde gitme irademiz doğrultusunda, 15 Temmuz sonrasındaki süreçte, ceza ve tutukevlerinde kötü muamele ve işkenceye dair medyada yer alan iddiaları takip etmek üzere Adalet Bakanlığı nezdinde bir birim oluşturulmuştur. Söz konusu birim, medyada yer alan her türlü haber ve yorumu titizlikle takip edip, internet üzerinden vatandaşların şikâyetlerini almaktadır. Tüm iddialar bu birim tarafından ivedi bir şekilde incelenip sonucu da kamuoyuna açıklanmaktadır.

 3. ULUSLARARASI DENETİM MEKANİZMALARI

18. Ceza infaz kurumları ve gözaltı merkezleri dahil olmak üzere özgürlüğünden yoksun bırakılanların tutulduğu bütün yerler Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi, Birleşmiş Milletler İşkencenin Önlenmesi Alt Komitesi (SPT) ve Sn Raportörün yaptığı gibi uluslararası mekanizmalar tarafından denetlenebilmektedir.

19. Türkiye Cumhuriyeti, İşkencenin ve Gayri İnsani ya da Küçültücü Ceza ve Muamelelerin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesine taraftır ve Sözleşmenin denetim organı olan Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi ile işbirliği içindedir. Daha önce olduğu gibi adı geçen Komitenin Ülkemiz cezaevlerini ziyareti her zaman mümkündür. AİÖK Sözleşmesi’nin milli savunma ve kamu güvenliği gerekçeleriyle cevaz verdiği Komite’nin ziyaretinin ertelenmesine ilişkin prosedür uygulanmayarak 15 Temmuz sonrası süreçte de Komitenin ziyaretine imkân sağlanmıştır.

20. Öte yandan, 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü sonrası tutuklanan ve halen cezaevinde bulunan bazı kişiler tarafından kötü muameleye tabi tutuldukları veya yaşam haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) tedbir talepli yapılan beş (5) başvurunun reddedildiği de, göz önünde bulundurulmalıdır. Zira, başvurucuların, mevcut sağlık durumlarını belirterek tahliye edilmeleri gerektiğini belirtmelerine karşı AİHM, mevcut koşulları dikkate alarak Hükümet tarafından sunulan bilgi ve belgelere de dayanarak başvuranların iddialarını dikkate almamıştır.

21. Ayrıca, devletlerin, bireyleri işkence ve kötü muameleden daha etkin biçimde koruyabilmelerini sağlamak ve bu doğrultuda uluslararası standartları oluşturmak amacıyla hazırlanan İstanbul Protokolü'ndeki ülkemizin rolünün akıldan çıkarılmaması gerekmektedir.

4. 15 TEMMUZ 2016 HAİN DARBE TEŞEBBÜSÜ SONRASI SÜREÇTEKİ KÖTÜ MUAMELE İDDİALARI

22. Gözaltına alınanlara yönelik işkence iddiaları gerçeklikten uzaktır. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olup, olağanüstü hal koşullarında dahi yakalama ve gözaltı işlemleri öncelikle insan haklarına ilişkin ulusal ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde yerine getirilmektedir. 

23. Öncelikle belirtmek gerekir ki, olayın ilk günü gözaltına alınan kişiler büyük çoğunluğu çatışmalar sonucunda, bir kısmı da vatandaşlar tarafından yakalanmıştır. Çatışmalar sonucunda yakalanan kişilerde bir kısım yaralanmaların olması doğaldır ve meşru güç kullanımı kapsamındadır. Zaten bu durumlardaki yaralanmalar gözaltı raporlarında işlenmiş olacaktır. Ülkemizde, işkence iddialarının önlenmesi amacı ile gözaltına alınmaların hepsinde adli rapor alınma zorunluluğu bulunmaktadır. Aynı şekilde gözaltından çıkışlarda da rapor alınmaktadır. KHK, gözaltı süreci devam ederken hekim raporu alınmasını zorunlu tutmamasına rağmen, 1 ilâ 3 gün arasında gözaltında tutulan şüphelilerin gözaltı durum raporları ve nezarethaneye giriş ve çıkış raporları da eksiksiz olarak alınmaktadır.

24. Adli muayene esnasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 94 üncü maddesinde belirtilen işkence, 95 inci maddesinde belirtilen neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence ve 96 ncı maddesinde belirtilen eziyet suçlarının işlendiği yolunda herhangi bir bulguya rastlaması hâlinde, keyfiyeti derhâl Cumhuriyet savcısına bildirmesi ilgili mevzuat doğrultusunda bir zorunluluk olup, herhangi bir işkence ve kötü muamele bulgusuna rastlanılması durumunda Cumhuriyet Savcılarınca doğrudan ilgili kolluk görevlileri hakkında soruşturma başlatılmaktadır. Kaldı ki, Cumhuriyet savcıları tarafından gözaltı merkezleri sürekli kontrol edilmektedir.

25. Önceden işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı bildirilen birçok kişi kovuşturmanın ve yargının bağımsızlığına ilişkin derin bir güvensizlik duyduklarından ve ailelerinden veya kendilerinden öç alınacağı düşüncesiyle daha sonra hiçbir şikayette bulunmadığı iddiasının ne kadar gerçeği yansıttığı şüphelidir. Şöyle ki, Türkiye FETÖ/PDY, PKK, DEAŞ gibi terör örgütleriyle mücadele etmektedir ve bu örgütlerin Türkiye’nin içinden geçtiği bu zor dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletini uluslararası alanda zor duruma düşürmek için sistematik bir şekilde birlikte hareket ettikleri bilinmektedir. Bu nedenlerle özellikle bu örgüt mensuplarının dile getirdiği, somut verilere dayandığına dair bir bilgi bulunmayan, iç hukukta şikayet konusu dahi yapılmamış iddialara şüpheyle yaklaşılması gerekmektedir.

26. Bununla birlikte kendisine işkence ve kötü muamele yapıldığını iddia eden herhangi bir kişinin ailesine zarar geldiğine dair bir veri bulunmamaktadır. Yine bu iddialarla ilgili yargı mercilerince verilen kararlara itiraz etmek, iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra sırasıyla Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmak mümkündür. Buna karşın Sn Raportöre bir takım iddialar dile getirilirken bunun iç hukukta şikayet konusu dahi yapılmamış olması, iddiaların gerçeği yansıtmadığının göstermektedir. Kaldı ki; ulusal yargı ağı (UYAP'dan) alınan veriye göre 15 Temmuz'dan sonra, 5237 sayılı TCK'nun 256. maddesine dayanılarak 231 soruşturma dosyası açılmıştır. Aynı şekilde her türlü iddia İçişleri Bakanlığı Mülkiye ve Polis Müfettişleri marifetiyle titizlikle incelenmektedir.

4.1 Gözaltı Süresinin ve Gözaltında Avukat Yardımı

27. KHK’lar ile getirilen hükümler Ceza Muhakemesi Kanunundaki (CMK) tüm usuli işlemleri değiştirmemektedir. Örneğin, 667 sayılı KHK ile gözaltı için azami 30 günlük süre öngörülmesine rağmen gözaltındaki kişilerin CMK’daki prosedüre uygun olarak derhal salıverilmesini isteyebileceklerine ilişkin düzenlemeye herhangi bir sınırlama getirilmemiştir.

28. Darbe teşebbüsüne katılanların ve terör örgütüne üye olanların sayıca çokluğu dikkate alınarak, KHK ile gözaltı süresi olağanüstü hal dönemi ile sınırlı olacak şekilde, azami olarak 30 güne çıkarılmıştır. Bunun amacı, gözaltına alınan çok sayıda kişinin ifadelerinin sağlıklı bir şekilde alınması, şüphelilerin lehine ve aleyhine olan delillerin toplanması ve böylelikle Devletin etkin soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmesidir. Ayrıca bu süre, sadece Devletin güvenliğine, Anayasal düzene, milli savunmaya, Devlet sırlarına karşı suçlar ile terör suçları ve toplu suçlarla sınırlı olarak uygulanabilecektir. Memorandumda belirtilen 30 günlük gözaltı süresi hiçbir şekilde uygulanmamış olup, gözaltına alınanların büyük çoğunluğu 4 ila 5 günlük sürelerle gözaltında kalmıştır.

29. Ayrıca bu süreçte;

-Gözaltı kararına itiraz mümkündür.

-Gözaltı süresince serbest bırakılma her zaman talep edilebilir. Talep halinde karar Sulh Ceza Hâkimliğince verilecektir.

-Gözaltında avukat yardımı mümkündür.

-Gözaltına giriş ve çıkışta mutlaka sağlık raporu alınmaktadır.

30. OHAL süresince gözaltındaki şüphelinin müdafii ile görüşme hakkı kısıtlanabilecek ancak bu zaman zarfında şüphelinin ifadesi alınamayacaktır. Söz konusu hükmün getiriliş amacı ise, terör örgütlerinin avukatları aracılığıyla baskı kurmalarını engellemek ve örgütün henüz yakalanmayan ancak soruşturma sırasında elde edilen delillere göre diğer üyelerine avukatlar aracılığıyla bilgi sızmasını önlemektir. Ayrıca tutuklu olan şüphelilerin avukatlarıyla görüşmesi, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirilmesi, bunlara emir ve talimat verilmesi veya yorumlarıyla gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletilmesi ihtimalinin varlığı halinde hâkim kararıyla yasaklanabilmektedir. Ancak bu durumda da tutuklu şüpheliler baro tarafından görevlendirilecek bir avukatın yardımından her zaman faydalanabilmektedir.

31. Ayrıca tekrar belirtilmelidir ki; OHAL kapsamında çıkarılan KHK'ların hiçbirinde ya da herhangi bir mevzuatta, kamu görevlileri hakkında kötü muamele ya da işkence suçlarına muafiyet tanıyan, cezasızlık öngören hiçbir hüküm yer almamaktadır. OHAL süresi içerisinde işkence ve kötü muameleyi suç olarak kabul eden mevzuatta bir değişiklik yapılmamıştır.

5. TERÖRLE MÜCADELE

32. Devletimiz sadece FETÖ terör örgütünün değil PKK ve DEAŞ terör örgütlerinin de hedefi olmakta ve eş zamanlı olarak birçok terör örgütü ile mücadele etmektedir. PKK ve DEAŞ’ın sadece bombalı saldırılarında 527 kişi hayatını kaybetmiş, 2.690 kişi yaralanmıştır. Terör örgütleri tarafından gerçekleştirilen bu saldırılar, ulusal güvenliğimizi ve kamu düzenimizi tehdit etmektedir. Devletimiz, Ülkemizin her köşesinde tüm vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini ve kamu düzenini sağlamakta kararlıdır. Hiçbir insani, ahlaki ve dini değer tanımayan FETÖ, PKK ve DEAŞ gibi bütün terör örgütleriyle kararlılıkla mücadele etmeye devam edilecektir.

33. Devletimiz demokratik standartların yükseltilmesi yönünde önemli adımlar atarken terör örgütü özellikle 20 Temmuz 2015 tarihinden itibaren Ülkemizde terör eylemlerini arttırmıştır. Terör örgütü PKK’nın şehir yapılanması olan YDG-H isimli terör örgütü, kırsal kadrolarıyla takviyeli bir şekilde, ülkemizin çeşitli yerlerinde, başta yaşam hakkı olmak üzere, özgürlük ve güvenlik hakkı, konut dokunulmazlığı ve mülkiyet hakkı gibi temel hakları hedef alan terör saldırıları gerçekleştirmeye başlamıştır. Özellikle, Cizre ve Sur ilçeleri başta olmak üzere, bazı yerlerde silah zoruyla sözde özerk bölge ilan etmek ve buradaki halk üzerinde baskı oluşturmak amacıyla terör saldırılarını daha da arttırmıştır. Terör örgütü, kamu düzenini ve kamu güvenliğini bozmak amacıyla, şehirlerin giriş-çıkışlarına hendekler kazarak, barikatlar ve bombalı tuzaklar kurarak ve ateşli silahlar kullanarak, o bölgelerde oturan siviller üzerinde baskı kurmaya çalışmaktadır. Bölücü terör örgütü okulları, camileri yakmakta; hastaneleri, ambulansları vurmaktadır. Terör örgütü etkin olduğu alanda bulunan ve bölge halkına eğitim, sağlık gibi temel insan haklarını içeren hizmetleri götürmek amacıyla silahsız olarak görev yapan doktor, öğretmen, mühendis, sair sağlık personeli gibi personele yönelik olarakta saldırılar düzenlemiş; yol-baraj-köprü ya da diğer bölge halkının yaşamını kolaylaştıracak hizmetlerin görüleceği yapıları bombalı ve silâhlı saldırılarla sabote etmiştir. 20 Temmuz 2015 tarihi sonrası PKK terör örgütünün saldırılarında hayatını kaybeden sivillerin sayısı 320’ye ulaşmış, 2.038 vatandaşımız da yaralanmıştır. Söz konusu saldırılarda 791 güvenlik görevlimiz şehit olmuş, 4.417 güvenlik görevlimiz ise yaralanmıştır. En son Derik’te yaşayan insanlara en güzel şekilde hizmet etmekten başka gayesi bulunmayan Mardin Derik kaymakamımız hain bir saldırı neticesinde şehit edilmiştir. Söz konusu bombalı eylemlerde olay örgüsü itibariyle FETÖ mensuplarının  katkısı hâlen soruşturmalara konu olmakla birlikte, FETÖ nün kamu görevlisi görüntülü silâhlı militanlarınca 15 Temmuz tarihinde kamuya ait ağır silâhlar da kullanılmak suretiyle bombalı ve silâhlı eylemleri ile bir gecede katlettiği kişi sayısı 247 dir.  Bu olaylar örgütlerin kanlı yüzünü net biçimde yansıtmaktadır. Radikalleştikleri ve aşırı şekilde terörize oldukları eylem ve söylemlerinden belli olan bu kişilerin, ceza infaz kurumlarında görüştükleri Sn. Raportöre “tek bir ağızdan çıkmış, sistematik” iddialarda bulunmaları, bu iddiaların örgüt disiplini içerisinde oluşturulmuş iddialar olması karşısında terör örgütü mensuplarının tek bir formatta dile getirdiği ifadelere ne denli itibar edilmesi, sorgulamayı gerektirir.

34. DEAŞ, Türkiye’ye, bölgeye ve insanlığa karşı bir tehdit olarak görülmekte ve örgütle kararlı bir mücadele yürütülmektedir. Bugüne kadar yabancı savaşçı olduğundan şüphelenilen yaklaşık 145 farklı ülkeden 52.075 kişiye Türkiye’ye giriş yasağı konulmuştur. Yine 98 farklı uyruktan 3.937 kişi sınırdışı edilmiştir. Güvenlik güçlerimizin son dönemde yürüttüğü operasyonlar çerçevesinde DEAŞ, El-Nusra ve El Kaide ile ilişkileri nedeniyle 2.645’i yabancı uyruklu toplam 6.814 kişi gözaltına alınmış, 901’i yabancı 2.255 kişi ise tutuklanmıştır.Türkiye’nin DEAŞ’a karşı verdiği mücadeleye uluslararası kamuoyunun gösterdiği desteğin aynısının ülkemizin PKK’ya karşı mücadelesinde de gösterilmesi gerekmektedir.

35. Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine gizlice yapılanmış Fetullahçı terör örgütü (FETÖ) mensupları tarafından yine Türk Silahlı Kuvvetlerine ait uçak, tank ve zırhlı araç gibi ağır silahlar da kullanılmak suretiyle, Devletin meşru ve demokratik ilkelere göre seçimle iş başına gelmiş olan yönetimi devrilmek istenmiştir. TSK içerisindeki yapılanma bu kalkışmayı yürütürken emniyet ve yargı başta olmak üzere aynı örgüt tarafından diğer tüm sivil kurumlara yerleştirilmiş ve örgütlenmiş olan unsurlar destek vermişlerdir. Söz konusu örgüt; yaklaşık 40 yıllık geçmişi olan, bu süre içerisinde “gizlilik” ilkesini en üst düzeyde benimsemiş, kod adları kullanan, özel haberleşme yazılımlarına sahip, istihbarata karşı koyma tekniklerini en üst düzeyde uygulayabilen, dış görüntüsünde dini referans alan, ancak işleyişinde hedefe ulaşmak için hiçbir kural ya da değer yargısı tanımayan, sadece ülkemizin yönetimini ele geçirmek değil dünyayı yönetme hedefini mensuplarına sıkça işaret eden, eğitim kurumları açmak suretiyle bu kurumlar aracılığıyla, çoğu zaman yoksul, zeki ve yetenekli çocukları alarak örgüte militan olarak yetişdirdikleri, 15 Temmuz gecesi görüldüğü üzere gerek gördüğünde kitlesel olarak kan dökmekten çekinmeyen, yaklaşım biçimi olarak dahil olduğu durum ve olayların bir çoğunda kendini göstermeyen ve iz bırakmayan, her türlü illegal yapıyla ve her türlü terör örgütü ile amaç birlikteliği çerçevesinde anlaşma yapma potansiyeline sahip sosyal medya ve görsel medyayı üst düzeyde kullanmak suretiyle kendilerine mensup olmayan kitleleri de harekete geçirebilen, uluslararası tehdit gücüne de sahip, finans alanında legal ya da illegal yöntemlerle yönettiği güçlü bir bütçesi olan, Dünyanın bugüne kadar gördüğü en karmaşık yapılardan birine sahip büyük bir organizasyondur.     

            Bu açıklamalar çerçevesinde, gerek DEAŞ, gerek PKK ve gerekse FETÖ gibi her biri önemli organizasyonlara sahip ve ülkemizde mücadele edilen terör örgütleri ile mücadeleyi yürüten kolluk güçlerinin söz konusu örgütler ve sivil uzantıları tarafından ihbar, şikayet gibi yöntemlerle etkisizleştirilmesini önlemek yapılan büyük mücadelenin mahiyetine uygun bir ön eleme mekanizması kurmak maksadıyla aşağıdaki düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur. Ayrıca batı ülkeleri içinde büyük bir sorun teşkil eden DEAŞ terör örgütü ile yapılan mücadelede verilen desteğin henüz batı dünyasında sorun haline gelmemiş olan PKK, FETÖ, DHKPC gibi terör örgütleri ile yapılan mücadelede de verilmesi, terörle mücadelede ve terör örgütlerine karşı yaklaşımda batı dünyasında samimiyetinin bir yansıması olacaktır. 

            6722 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme kaynağını Anayasamızdan alan hukuk sistemimize uygundur. Terörle mücadelede görevli güvenlik güçlerine, 6722 sayılı Kanun ile muafiyet getirilmemiş olup, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11’inci maddesinde 23 Haziran 2016 tarih ve 6722 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, terörle mücadelede görev alan güvenlik güçleri hakkında, görevler yerine getirilirken görevin niteliğinden doğan veya görevle ilgili olmak şartıyla görevin ifası sırasında işlendiği iddia edilen suçlardan dolayı soruşturma yapılması için, ilgili makamlardan soruşturma izni alınması şartı getirilmiştir.

Güvenlik güçleri hakkında Kanunda belirtilen suçları işledikleri iddiasıyla yapılacak soruşturmalarda soruşturma izni verilene kadar yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulamayacağı düzenlemesi ise; af niteliği taşımamakta olup sadece yetkili makamlarca izin verilinceye kadar olan süreyi içermekte olup izin verildikten sonra ilgili kamu görevlisi hakkında soruşturma ve kovuşturmalar uygulanabilir.

6. CEZA İNFAZ KURUMLARINDAKİ DURUM

 

36. Sn. Raportörün, Türkiye'de ki ceza infaz kurumlarının fiziki şartlarını olumlu bulduğunu belirtmesi, 2000'li yıllardan beri süregelen reformların yerinde olduğunu birkez daha göstermiştir. Kalabalıklaşma ile ilgili ileri sürülen gözlem, sadece ülkemizin değil, tüm dünya ülkelerinin ortak bir sorunudur. Türkiye, bu sorunu çözmek amacıyla yeni yasal düzenlemeleri (denetimli serbestlik uygulamasını) hayata geçirmiştir. Ziyaret edilen ceza infaz kurumlarında, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra öngörülmeyen artış yaşandığı, ancak ivedi tedbirler alınıp ek yatak imkanı sağlandığı, sürecin çok hassas olması nedeniyle ceza infaz kurumlarına alınan tutukluların savunmalarını daha etkin yapabilmesi için yargılamanın yapılacağı merkezlerde yoğunlaşmanın makul olduğu, kısa süre içerisinde kurumlarımızdaki iç dengenin tam anlamıyla kurulacağı değerlendirilmektedir.

6.1 Ceza infaz kurumlarında çıplak arama uygulaması

37. Çıplak arama diye tabir edilen uygulama; hükümlü veya tutukluların üzerlerinde kuruma sokulması veya bulundurması yasak madde bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin varlığı ve kurumun en üst amirinin gerekli görmesi halinde İnfaz Mevzuatı uyarınca kişilerin utanma duygusunu ihlal etmeyecek ve kimsenin görmemesini sağlayacak şekilde arama yapılması hâlidir. Bu arama sırasında önce bedenin üst kısmındaki giysiler çıkartılır, bedenin alt kısmındaki giysileri üst kısımdaki giysiler giyildikten sonra çıkartılır. Ayrıca Avrupa'daki benzer uygulamalardan farklı olarak ülkemizde kişiye tek kullanımlık elbise verilir, hükümlü ve tutuklunun üstünden çıkartılan giysiler mutlaka aranır. Çıplak arama sırasında bedene dokunulmaması için gerekli özen gösterilmektedir. Yapılan aramalar sırasında uyuşturucu-uyarıcı madde, silah, kesici ve delici aletler birçok kez yakalanmıştır.

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, 2013/5545 numaralı bireysel başvuruya ilişkin verdiği 15/12/2015 tarihli kararında "Yapılan çıplak arama uygulamasının hak ihlali olmadığı" yönünde hüküm kurmuş ve bu karar 11/02/2016 tarih ve 29621 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Öte yandan; Avrupa ceza infaz kurumlarında standart olarak daha ağır bir şekilde icra edildiğini bizzat bildiğimiz ve mahremiyeti hiçe sayacak şekilde tamamen çıplak arama uygulamalarını gözardı edip, Türkiye'de sıklaşarak uygulanması hâlinde aşağılayıcı muamele olarak kabul edeceğiz şeklinde tavsiyede bulunulması tarafımızdan samimi görülmemiştir. Ayrıca, söz konusu uygulama Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin Üye Devletler Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında Rec (2006) 2 sayılı Tavsiye Kararının "Arama ve Kontroller" başlıklı bölümünün 54.1., 54.2., 54.4. ve 54.9.'uncu maddelerine de uygundur. Üstelik, ziyaretçilere çıplak arama uygulaması söz konusu olmayıp güvenliğin sağlanması açısından sadece üst ve eşyaları aranmaktadır.

          6.2 Sevk ve nakillerle ilgili iddialar

38.Sevk ve nakiller esnasında hükümlü ve tutuklulara psikolojik ve cinsel türü dâhil yıldırıcı, onur kırıcı, aşağılayıcı veya utandırıcı hiçbir taciz eylemi yapılması söz konusu olmamakla birlikte bu konu tarafımızdan kesinlikle reddedilmektedir. Bu husustaki hassasiyetimizi birkez daha vurgulayarak şikayeti olan hükümlü ve tutukluların başvuruları derhal ilgili mercilere iletilmesi halinde ilgili personel hakkında derhal adli ve idari soruşturma başlatılacaktır. Ancak bu konuda takiple görevli Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne bugüne kadar ulaşan herhangi bir şikayet olmamıştır.

39. Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevlerinin dış korumasını sağlamak, hükümlü ve tutukluların sevk, nakil ve muhafazasını yerine getirmek görevi, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği gereğince, J.Gn.K.lığı tarafından yerine getirilmektedir. Bu görevler esnasında, personel, insan hakları konularına titizlikle riayet etmektedir. Bu konuda yapılan hatalar ve şikâyetler mutlaka incelenmekte ve gerekli yasal ve idari tedbirler alınmaktadır. JİHİDEM’e, 2016 yılı içerisinde, cezaevlerinden sevk ve nakiller esnasında insan hakkı ihlali iddiasıyla toplam (8) başvuru yapılmış olup başvurularda yer alan iddialar hakkında yapılan inceleme neticesinde suç unsuruna rastlanmamıştır. (1) başvuru hakkında ise yapılan inceleme devam etmektedir.

7. TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU

40. OPCAT kapsamında ulusal önleme mekanizması olan, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun, teftiş görevini yerine getirmediği iddiası yönünden bir yanlış anlamanın düzeltilmesi gerekmektedir. 6701 sayılı Kanun gereğince, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'nun başkan ve ikinci başkanı görevinin başında olup, hali hazırda 2 uzman ve 15 uzman yardımcısı ile faaliyetlerine devam etmektedir. Zira, başkanın uygun görmesi hâlinde, görevlendireceği iki uzman ile istediği yer ve zamanda, kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı yerlere düzenli ziyaretler yaptırabilir. Burada belirtilmesi gereken husus, sadece kurumun karar organı olan kurulun henüz teşekkül etmediğinden karar alamadığı, ancak bu durumun denetime herhangi bir engel teşkil etmediğidir..

41. Tüm bu açıklamalar sonunda, ziyareti esnasında işbirliği yapmaktan memnuniyet duyduğumuz, Sn. Raportöre ve benzer görev icra eden diğer tarafsız uluslararası kuruluşlara ülkemizin kapısının her zaman açık olduğunu ve gözlemlerinde belirttiği üzere “son on yılda işkenceye taviz vermediğini tutarlı bir şekilde kanıtlayan ve bunu tartışmasız şekilde güvence altına alan” ülkemizin bu politikasını köklü medeniyetinin bir gereği olarak devam ettireceğini tekrar ifade ediyoruz.

            Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

 

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←